Serhat İncirli

Serhat İncirli

Kıbrıs Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Keklikler!

A+A-

Ülkemizin dünyadaki yerini spordaki başarılarımızla kıyaslama şansımız yok… Mesela Türkiye’nin gurur duyduğu voleybol kadın takımı gibi bir takımımız yok. Türkiye’nin de galiba bir voleybolcu kadınları kaldı ya o da ayrı bir mesele… Futboldaki şike ve ırkçılık, çok rezil bir noktaya getirdi bu ülkedeki keyfi…

Bizim de kadın futbol takımımız var… Türkiye’de çok ciddi başarı sergilediler bu sezon ve biz burada ligden ihraç ettik. Neden? Çünkü hafta arası maç yapmalarına izin vermiyoruz da ondan… Akdeniz kadın futbol takımından bahsediyorum… Bu takıma sponsorluk yapan şirketin direktörü, “bu ülkede vizyon eksikliğinin ispatı” diye tanımlıyor ihraç kararını. Haksız değil… Bu ülkede ciddi vizyon eksikliği olduğu apaçık bir gerçek.

Sporla ilgili olarak “Bizim zamanımızda” diyerek, bir döneme dikkat çekmek istiyorum…

1980’li yıllar… Kuzey Kıbrıs’taki basketbol, voleybol liglerinde Lefkoşa ve Mağusa egemenliği vardı… Ama, her bölgede ikişer, üçer takım bu liglerde mücadele ederdi…

Baf Ülkü Yurdu’nun, Mağusa Türk Gücü’nün, Yeşilova’nın, Doğan Türk Birliği’nin, Türk Ocağı’nın, Binatlı’nın, Çetinkaya’nın, Yenicami’nin, Kaymaklı’nın, Gençlik Gücü’nün, Gönyeli’nin, Alayköy’ün, Lefke’nin basketbol, voleybol takımları vardı… İsimlerini sayamadığım daha nice takımlar…

12 takımlı ligler; heyecan dolu maçlar…

Atletizmler… Ayrı de apayrı bir heyecandı. Kalabalıklar katılırdı… Yarışmacılar da seyirci de kalabalıktı…

Sonrasında bir dökülme başladı. Yaprak dökümünden beter… Çırılçıplak kaldı ağaç… Bir daha da yeşermedi.

Kurtuluş Lisesi adeta bir spor okuludur. Ekoldür… Şimdi KKTC Milli Futbol Takımı’nın teknik direktörü olan sevgili Fırat Canova’ya sorun; futbolda Türkiye şampiyonlukları yaşadıkları yıllarda, kaç otobüsle Ercan’da karşılanıyorlardı? Her maça, her atletizm müsabakasına kaç otobüsle gidiliyordu? İsterseniz, o yıllarda bölgede otobüs şirketi işletmecisi olan, şimdilerin önemli turizmcisi Osman Malyalı’ya sorun (MTS)…

Öğretmenler mi ruhsuzlaştı yoksa?

Bilmiyorum… Kurtuluş Lisesi’nden mezunum. Tüm öğretmenlerimi çok iyi hatırlarım… Gazeteci olmamda, “Kurtuluş”luların efsane hocası Feriha Çürükoğlu tabii ki benim için unutulmazdır ama hem eğitime hem de spora “denge”li yaklaşmamızı öğreten Celal Canova’yı (Fırat’ın babası) unutmak mümkün mü?

Bir sporcu veya spor aşığı için 1980’lerden kalan unutulmaz öğretmen isimlerinin başında Yakup Kırmızı, Üner Berkalp, Ali Bedensel, Mahmut Özçınar ve hâlâ bana göre bu ülkenin gerçek şampiyon sporcusu olan Orhan Demircan gelir… Orhan hoca o dönemde öğretmenimiz değildi ama spor akademisi öğrencisi bir büyüğümüzdü ve voleybolda, atletizmde her şeyimizdi… Hâlâ öyle…

Şimdi öğretmenler kızmasın. Evet, zaman değişti. Evet, umut kalmadı. Evet, bu memleket bitti…

Ama yine de yazmak istedim…

Pazartesi akşamı Atatürk Stadı’na gittim… Orhan Demircan oradaydı… Gördüğümde duygulanırım; çalışkanlığı efsanedir benim için…

Ülkemizde atletizme verilen değer sıfırın altında… Bunu gördüm ne yazık ki! Bir tek Doğu Akdeniz Üniversitesi’nin “akmazsa damlar”, Yakın Doğu Üniversitesi’nin de “eh gımıldar” şeklinde aktivitesi olduğunu fark etmek zor değil…

Çok ciddiyetsiz, çok sağlıksız, çok darmadağın, çok düzensiz ve çok ilgisiz bir görüntü. Üzüldüm…

Bir futbol kaldı elimizde galiba… Çok az da basketbol ve voleybol… Futbola para çok aşırı karıştığı için, iş amacıyla yapanlar var; belki bu yüzden… Basketbol, ite kaka gidiyor… Voleybol ha gayret… Hentbol, üç takım, hade bilemediniz beş takım…

Bir kaç kişinin şahsi çabalarıyla bir ya da iki branş daha…

Peki dünya ile kıyaslayacak olursak ne yapacağız?

Peki en önemli “kıyas point”imiz Güney Kıbrıs’a baktığımızda ne görüyoruz?

Gelmek istediğim nokta mı?

Sadece siyasette, ticarette, ekonomide, uluslararası ilişkilerde, tarımda, havacılıkta, bayındırlıkta, iletişimde, uluslararası hukukta, ilk ve orta öğretimde, hayvancılıkta, tarımda geri kalmadık… Spor da tümüyle bağlantılı olarak tökezledi. Geriye gitti…

Bir ya da iki çok yeteneklimiz çıkarsa aradan, onları da (Meliz gibi) Türkiye kapıyor…

Üç beş garagöz, “ambargolar altında inliyoruz” diye saçmalıyor… O kadar!

Geldiğimiz nokta; yenilgi noktasıdır.

Bu yenilgiden en başta yönetenler sorumlu tutulabilir… Tümü suçludur… Ama asıl sorumlu bizleriz…

Hepimiz soyuna ihanet etmiş keklikleriz… Hani avcıların, başka keklikleri vurmak için kullandığı kekliklerden…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.