1. YAZARLAR

  2. Dr. Dolgun Dalgıçoğlu

  3. Kendini özgür sanmak…
Dr. Dolgun Dalgıçoğlu

Dr. Dolgun Dalgıçoğlu

Afrika Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Kendini özgür sanmak…

A+A-

Ellerinde fotoğraf makineleri olduğu halde Girne ve İksero  sahilinde oturup bekleyen onlarca amatör fotoğrafçı vardı, dün.

Gözleri gökyüzünde, kulakları gelecek uğultudaydı.

Biliyorlardı.

Bir yerlerden önce ses gelecek sonra kendisi görünecekti…

Sese doğru dönüp, basmaya hazır parmaklarla düğmeye dokunup, GKK’nın ödülünü kapacaklardı.

Oysa ki zamane uçakları sesten hızlı gidiyorlar.

Üstelik beklenen  bu uçakların pilotları performansa dayalı uçuyorlardı.

Limitleri zorluyorlardı ki daha güçlü görünsünler.

Kimse onlar gibi uçamasın.

Ne zaman geldiklerini ve ne zaman gözden kaybolduklarını anlayamazsınız.

Ki anlayamayacaklardı.

Ama gösteri şov amaçlıydı.

Yarışma da düzenlenmişti.

Öyleyse hem geliş anları, hem de yönleri önceden belirtilmeliydi.

Onun için deklanşörler şaşmadı.

Çektiler.

Ve yarışmaya gönderdiler fotoğraflarını.

Kazanacaklardı…

***

Göçmen evlerinde amcamın evinini sekisine oturup, doğduğum evin olduğu Aşağı Baf’a doğru baktım, uzunca bir süre.

Yanımda kardeşim vardı.

Sonra birkaç kişi daha geldi.

Onlar da oturdular yanımıza.

Derken birkaç kişi daha.

En iyi oradandı görüntü.

Sinemada film izler gibiydik.

Sessizliği yaran bir uğultu ta uzaklardan koptu geldi.

Heyecan, sesle birlikte artıyordu…

Birkaç saniye sonra uğultu iyi bir gürültüye dönüştü.

Heyecan, pik yaptı.

Derken gürültünün kaynakları ki Türk uçaklarıydı bunlar, başımızdan geçip Baf limanına doğdu daldılar.

Onlar daldıkça biz coştuk.

Onlar attıkça iki iki bombaları, biz ayaklandık.

Bombalar denize çarpıp dalgalar göğe yükseldikçe, uçtuk.

Tüylerimiz diken dikendi o anlarda.

Beyinlerimizde mantık da yoktu akıl da.

Orada yani denizin dibinde binlerce canlının öldüğü hiç aklımıza gelmiyordu.

Orada hiç suçu olmayan insanların da olabileceği.

Tarihi binaların yıkılabileceği.

En azından doğanın, doğaya aykırı şekilde hasar göreceği.

Daha bir sürü ayrıntıyı düşünecek durumda değildik.

Biz yere doğru düşen bombalara baktıkça sadece  havalara uçuyorduk.

Anlattığım hikaye 1974 Kıbrıs’ın, yani ülkemizin paylaşım savaşında esir düştükten sonra yaşandı.

Olay gerçekti.

Elimizde fotoğraf makinesi yoktu.

Ne kare yakalayacaktık, ne de ödül peşindeydik.

Ödülümüz, “özgürlüğümüz” olacaktı.

Biz esirdik.

Derken uçakların her bombalamalarından sonra, bizler sahalara toplatıldık.

Üzerimize de Bren tuttular.

Sinema keyfi kabusa dönmüştü artık.

Ve ikinci toplatılmadan sonra ne uçak gelsin istedik, ne de özgürlük umurumuzdaydı.

***

Dün.

Hem Girne semalarında hem de İksero açıklarında 38 sene önce doğmamış olan bugünün Türk pilotlarının performansa dayalı kullandıkları ABD yapımı uçaklar, güçlerini sergiliyorlardı.

Ve “KKTC” dosta düşmana gücünü gösteriyordu kendine ait olmayan pilotların kullandıkları kendine ait olmayan ABD yapımı uçakların gürültüleri ile.

Değişen ne ?

İkisinde de aynı gürültü vardı.

Farklılıkları ise şu: Birinde özgürlük hayali vardı, diğerinde ise kendimizi özgür sanıyoruz.

O kadar.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum