1. YAZARLAR

  2. Eşref Çetinel

  3. Kendisi küçük ama gürültüsü çok
Eşref Çetinel

Eşref Çetinel

Halkın Sesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Kendisi küçük ama gürültüsü çok

A+A-

Geçen hafta  “Annancıların” yine  bitleri kanlandıydı.  Ne var ki  Kıbrıs Türk halkının can’ı gönülden istediği  çözümü yine   “somuta”  indiremeden her zamanki gibi partiler arası sidik yarışına dönüştürerek bu kez de Eroğlu’na çattılardı!

Aslında uzun süredir    Kıbrıs sorunu da öteki sorunlarda görüldüğü gibi    “dostlar alış verişte görsünler”  tutumlarında  kısırlaştırıldı.  Farkına varmış olacaklar  ansızın   Downer’i keşfettiler!  Ve BM’lerin aramızdaki bu temsilcisini yıllardır görmeyen gözler  ne söyleyip yapmaya çalıştığını işitmeyen kulaklar sonuna kadar açılarak gündem yaptılar.

Yok,  sorunu çözmek yollarında zorlamak,  Türk halkının hakkını hukukunu hatırlatmak yahut Rum’dan yana tavırlarını kınayıp   “hizaya gel”  uyarısında bulunmak için değil.   Müzakere masasındaki Eroğlu’nu  Downer üzerinden boş böğründen vurmak için!  Yani bir kez daha Türk’ün Türk’ü vurması olayı!

NEYDİ DOWNER OLAYI:  Geçen hafta yazdıydık.  Eğer siz yat kalk   Allah Eroğlu’nu çözümü dinamitleyen müzakereci olarak suçlar,  ikide birde  Ankara’yı işaretleyerek tüm felâketlerden sorumlu tutar,  buna karşılık Hristofyas’a fiske kadar toz kondurmaz,  aksine  Annan planına  “hayır”  çıkarttığı halde   adamı neredeyse İsa’nın barış havarisi esamesine sokarsanız…

Dovner de ne yapar?  Zaten pozisyonu Rum’dan yanadır.  gelir kendine yakın gördüğü muhalefetle konuşur,  dürter,  beterince Eroğlu cephesini çökertecek politikalarda  “Türk’ün teslimiyetini”  çabuklaştıracak ne kadar siyaset atraksiyonu varsa  hepsinin de baş rol oyuncusu olur!  Downer’e neden kızalım?  Adamın gayesi Türk halkının hakkı hukuku değil;  eğer başarırsa bir anda ünlü olacağı  umudunda,  “nasıl olursa olsun bir çözümü sağlattırmaktır!”   Bu yollarda kullanır da,  kullandırılır da.   Olay budur işte!

Sahi: Bu siyasi soruna ait  tartışmalar bu hafta da devam edecek.  Çünkü iyi reyting yapıyor!                     

**********

AKIL VEREN ÇOK

Bakın  en kötü ve çekilmez  Köşe  yazarı  ikide birde  “ben”  diyendir!  “Ben yaptım,  ben söyledim,  bence,  kanaatimce…”   Dahası  bazıları da  “oldum”  diyorlar ya.  Kendini çocuklarına nasihatta bulunup doğruyu göstermeye çalışan  “baba”  esamesine  koyanlar bile var ha bire akıl hocalığı yapıyorlar!   (Zaman zaman böylesi ukalalıkları biz de yapıyoruz.  Ta ki birileri çıkıp  “kimsin be sen”  diyene kadar…)

GİTGİDE ÖYLESİ BİR TOPLUM OLDUK:  Şaşar kalırsınız.  Memleket STÖ’den geçilmez oldu.  Bu örgütlenmeler furyasına   “demokrasi” de diyorlar,   toplumun kuvvetler ayrılığı dengesini tesis eden çok önemli gelişmişlik de.  Her ne kadar  “kuvvetler ayrılığı” ayni zamanda   “birleşik güçler”  oluştursa da!

Kısaca binlerce STÖ’leri vardır bu memlekette.  Otuzu aşkın Sendika.   Hele de  “çevreciler!”    Tabi öteden beri düşünürüz.  Küçücük memlekette neden her biri  iki üç kişiden oluşan bu kadar çok STÖ’ü vardır?  Ve neden en çok sesleri duyulanlar Kuzey’deki imar iskâna, sanayileşmeyle ekonomik tedbirlere,  gelişmişlikle dıştan yatırımlara karşı çıkanlardır?  Ki onlar işte o  Sendikalardır işte o örgütlü Birliklerdir! 

Ve onlar ağızlarına almayı bile zül saydıkları  “milliyetçiliğe”  nazire,   “Kıbrıslılık”  kisvesine bürünmüşlükte   bal gibi  “neo milliyetçi”  olanlardır…

Görevleri ise Kuzey’de tek taş dikilse karşı çıkmak,  Türkiye’den Kıbrıs’a  zemzem suyu gelse,  zehir zakkum geldi diyerek bağırmaktır…  

GEÇEN HAFTA YİNE HÜNKÜRÜYORLARDI:   Birileri diyordu ki  “ne demek külliye yapmak!”  Kadınlar bile toplanmış  “Ak partili Erdoğan bizi ille de Müslüman ve Sünni yapacak”  diye ağlaşıyorlardı! Bazıları ise  “çevre kirliliğine neden  olmayacak,  dünya kadar insana iş imkânı sağlayacak,  ekonomiye katkısı olacak”  diye anlatılıp brifingleri yapılmasına karşın yine de  “gitti elden memleket”  diyerek petrol depolarına karşı  eteş püskürüyorlardı!  Memlekete gelecek turistlere bile karşı çıkanları vardı….  

Hezeyan büyük!  Merak ediyorum:  Bir gün çözüm oldukta hele AB’ye girildikte  bu Kuzey’i  “dünya alemden gizleyip korumak için nasıl  kaçırmaya çalışacaklar!”

**********      

BU İNSANLAR NASIL BÖYLE YETİŞİYORLAR.

Adam,  sonradan üçe dörde bölünecek beş yüz bin lira için Türkiye’den iki kişiyi çağırıyor ve arkadaşsı olan  otel sahibini öldürtüyor!  Dini nerde insafı imanı nerde!   Kaldı ki  “aklı nerede”  diye soracaksınız.  Yok! 

Bu nasıl bir  “yetişme”  şeklidir?  Ve doğrudur.  Bu tip illegal olaylarla cinayetlere alışamadık.  Alıştıramazlar da!  Yok,  Kıbrıs Türk halkının zemzem suyu ile yıkanmışlığından değil.   Yoksa maşallah ne hırsızımız eksiktir ne esrarcılarımız.  Kavgalar, darplar da cabası.  Fakat bilir misiniz:  Suç işlemenin bile  “gradosu” vardır.  Adamı tavuk boğazlar gibi kesmezsin.  Telle boğmazsın.  Çekersin silahı kurşunlarsın.  Dahası   “fiile değer”  olmalı!  Yani  “kanunsuz işlerin”  bile  “insafı ile adabı vardır!”  Bunlara bakıyorsun domates doğrar gibi adam doğruyorlar!  Ne acıma ne insaf!    Ne biçim  yetişiyor bu insanlar?  Hayret!

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.