1. YAZARLAR

  2. Erdoğan Baybars

  3. Kesikten sızan damlanın ucundaki Lurucina
Erdoğan Baybars

Erdoğan Baybars

Afrika Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Kesikten sızan damlanın ucundaki Lurucina

A+A-

ŞAZİYENİN GÖRÜŞÜ:

İktidara karşı eylem yaptılar, aralarında muhalefet liderlerini görünce onlara saldırdılar. Hani kör tuttuğunu derler ya… Öyle!

MİŞ-MIŞ’LAR


* Başbakan İrsen  Küçük, hükümet değişikliğinin UBP ihtiyaçları için yapıldığını söylemiş.
- Şak şak şak… Ayakta alkışlarım bu sözleri… Çünkü ben politikacının parmak arkasına saklanmayanını severim.
***
* Hristofyas ile Eroğlu görüşmesi 1 saat sürmüş.
- Her ikisi de Moon’un inadına gidiyor anlaşılan. Adam mesainizi iki katına çıkarın diye mesaj gönderiyor, bunlar önlerindeki kahveyi bitirmeden toplantıyı bitiriyor. Bitmez ama böyle!
***
* Meclis Başkanı; eylemde parti başkanlarını ve milletvekillerini aşağılayan söylemleri kınamış.
- Çabuk hırsız ev sahibini bastırmaya çalışmış besbelli.
***
* Görevi Şerife Ünverdi’ye teslim edenTürkay Tokel “gözüm arkada kalmayacak” demiş.
- Ne yani… Şerife hanımın Sosyal Sigortaları kurtaracağını mı düşünüyor yani?
***
*Eylem günü TC Elçiliğinin çevresi dikenli tellerle koruma altına alınmış.
- Kaldırmasınlar… Sürekli kalmasında bir mahsur yok.

KESİKTEN SIZAN DAMLANIN UCUNDAKİ LURUCİNA (5)

AB Lurucina’da bazı evlerin tamiri için maddi katkıda bulundu.
Duvarları beyaz, kapı ve pencereleri kahverengi boyatarak işi bitirdiler.
Allah razı olsun…
Kültürel  mirası yıkılıp yok olmaktan kurtardılar.
Ama…
Ben beğenmedim!
Kalavaç’ta ve diğer bölgelerde yapılanlar da aynı.
Restore edilen yerler, çürük dişler arasındaki altın diş gibi sırıtıyor ve bu da gözü rahatsız ediyor.
Kapılara olsun biraz eskitme uygulayabilirler.
Ayrıca ben köyde dolaşırken; çok eskilerden kalmış, yeşil, kırmızı ve mavi renkli kapılar, pencereler de gördüm.
Tamiratlarda neden sadece  kahverengi kullanıyorlar bunu da anlayamadım.
Her taraf hep bir örnek olursa, ilgi kalmaz ki!
***
İlk başta söylediğim gibi; Lurucina, kesikten sızan damlanın en ucunda yer alıyor.
Yani buradan ötesi yok.
Aslında ötesi var da, geçilemiyor.
 “Ömür biter yol bitmez” kuralı buralarda geçerli değil!
Yol,  dikenli telin önünde bitiyor ve geri dönmek zorunda kalıyorsunuz.
***
Geri dönüş daha kolay oldu…
Yine o yemyeşil arpa tarlaları arasından geçerek askeri barikata geldik.
Girişte,  bize verdikleri kartı iade ettik, onlar da bize kimliğimizi iade ettiler  ve bu değiş tokuştan sonra,  barikatı geçip aranıza karıştık!
Merhaba özgürlük!
Şaka yapmıyorum!
Barikatı geçince,  kendimde bir rahatlama, gevşeme hissettim gerçekten.
“Askeri bölge içinde olmak” hiç farkında olmasa da, insanı geriyormuş meğer.
Çıkınca fark ettim.
***
Sırası gelmişken, muhterem büyüklerimize (sivil veya apoletli) sormakta bir mahsur yoktur  herhalde…
-    Lurucina’ya gitmek için, neden asker kontrolünden ge-çi-yo-ruz?
-    Asker o barikatı kaldırsa; Demirhan’da, Paşaköy’de, Dikmen’de ve daha birçok yerde yaptığımız gibi yanından geçip gitsek  ne mahsuru var?
Düşünüyorum, düşünüyorum da geçerli bir neden bulamıyorum.
Sınırsa sınır!
Her taraf sınır değil mi..
Her taraf asker değil mi  zaten…!
Güney’e daha daha kapılar açılmasını isterken, kuzeydeki ara kapıların  açılmasını istemeyi de  unutmayalım lütfen.
***
Eğer başınızı dinlemek…
Eğer sessiz ve sakin bir gün geçirmek…
Eğer biraz rahatlamak ve huzur  bulmak…
Eğer insanı çıldırtan bu trafik keşmekeşinden kurtulmak istiyorsanız, hiç…
Ama hiiiç başka yer düşünmeyin.
Lütfen Lurucina’nın yolunu tutun.
Ohh…
İnanın ilaç gibi gelecektir ruhunuza.
***
Ama sizi uyarmak zorundayım.
Dönüşünüzde…
Yani Ercan’dan bu tarafa geçtiğinizde, “adaptasyon” sorunu yaşayabilirsiniz.!
Gittiniz, gezdiniz, yediniz, içtiniz, eğlendiniz ve döndünüz…
Aaa…
Bir bakıyorsunuz her tarafta bir kavga gürültü…
Her tarafta bir çekişme, bir sen ben kavgası, bir iktidar kavgası…
Kimin eli kimin cebinde belli değil…
Donup kalıyorsunuz bir süre.
“Ben bu cehennemde mi yaşıyorum?” diye düşünüyorsunuz, bir an kaçıp kurtulmak istiyorsunuz, ama kakça da çare değil.
 Kaçsanız da kurtulamazsınız.
 Bu Kıbrı’ın suyunu içen, bir daha iflah olmuyor.
Baksanıza, adam çocukken kaçıp gitmiş, yeni bir dünya kurmuş, kendini kurtarmış  ama hala daha ta Londra’dan bağırıyor:
-    Ne sokmazsınız ya be o haiinneri içeri!
Allah bizlere öyle bir “Kıbrıslı huyu” vermiş ki dostlar başına!

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.