1. YAZARLAR

  2. Ali Bizden

  3. Kesişen Yazgılar Şatosu
Ali Bizden

Ali Bizden

www.bizden.net
Yazarın Tüm Yazıları >

Kesişen Yazgılar Şatosu

A+A-

Mehmet Ali Talat ile Hüseyin Özgürgün’ün Ulusal Birlik Partisi’nin “eski UBP olmadığı” fikriyatındaki denk düşüşleri aklıma büyük ustayı ve hayatımda büyük, köklü, geleneksel değişimlere yol açan o eseri getirdi.
İzmir’den Ankara’ya ya yeni göç ettiğim günlerdi, ya da hemen evveliydi Italo Calvino ile ilk karşılaşmamız. Güzel bir kitapçının çok güzel raflarında duruyordu. Şahsi bir müşerref olmaklık kısmet olamadı. İçimde bir yaradır…
Italo Calvino’yu Ponthus, kutsal bilgi külliyatı Ekşi Sözlük’te şöyle tarif eder:
“2 yaşında İtalya'ya gider, 16 yaşında Mussolini'ye karşı direnişçilere katılır, bir süre halk edebiyatından sonra asıl güzelliğini göstereceği 'büyülü gerçeklik' akımına karışır. ‘Atalarımız’ üçlemesi (İkiye Bölünen Vikont, ‘Ağaca Tüneyen Baron’, ‘Varolmayan Şövalye’ okunmalıdır ve tabii ‘Kozmokomik Öyküler’ de”.
Aynı kutsal bilgi kaynağında Atav kod adlı yazar ise Küba’dan İtalya’ya göç eden büyük ustanın müthiş eseri Kesişen Yazgılar Şatosu için aşağıda bire bir alıntıladığım şu maddeyi kaleme alır:
“Yaşanmamışlıkların başka yaşanmamışlıklar ile kesiştiği, temeli umut, işçisi tesadüfler olan bilmem kaç katlı yapı”.
Köprünün altından çok sular aktığı felsefesinde kesişen Talat ve Özgürgün düşünselliğini çözümlemek için müthiş açılımlar vadeden Kesişen Yazgılar Şatosu kitabını bulamayacağımı bildiğimden kütüphane dairesine doğru gidip kapıyı açarak raflara göz atmadım. Söz konusu kitap büyük yazar Mustafa Doğrusöz abime okunmak üzere tarafımdan verilmişti, hatırladım. 
Zaten hatırlamak rastlantısal bir şey değildi ve ben bunu gayet iyi biliyordum. Meseleyi teorik temelde etüt etmişliğim ve pratiğini icra etmişliğim malumumdu… Malumumun ilanı da haliyle bu vesileyle yine bana kısmet oluyor işte!
‘No way out’ bullim!
Siyaset teorisinde zıt kutupların aslında birbirlerine en yakın uçlar olduğunu anlatan geniş bir külliyat var. Malumunuz siyaset bilimci değilim, bu yüzden konunun bu kadarını dillendirmek ile yetiniyorum. Bu yaklaşımla irtibatlandırılabilecek bir diğer  büyük şey ise yapısalcılık teorisidir. Hani sorunlar yapısaldır, palyatif çözümler anlamsızdır deyip büyük işler peşinde ömür tüketenlerin teorisi…
Yürüyüp konuşurken kaldırımlardaki çukurlara düşmemek için dikkatle ilerleyen, lakin “Kıbrıs sorunu çözülmeden hiçbir sorunu çözmek mümkün değildir” diyen çevrelerin ana zeminini bu büyük anlatı dönemleri teorilerinden yapısalcılık teşkil eder. Allahtan, kendilerine gelerek giderek azalıyorlar her geçen gün kendileri. 
Calvino’nun muazzam eseri Kesişen Yazgılar Şatosu, yapısalcılık külliyatının aklını marjların arasına rehin verip, aklı sıra metin yazdığını sanan kuru kalemlerin binlerce makale ve kitabını cebinden çıkaran yaratıcı bir edebi metindir. 
Hiçbir şeyin rastlantısal olamayacağı, her şeyin bir nedeni olduğu düşüncesi çok modernisttir bilirsiniz… Büyük anlatıların tümü de çok öyledir. Durumsallık teorisi o kadar geç gelişmeseydi Louis Althusser inthar etmeyebilirdi büyük ihtimal. Hatta eşini de öldürmeyebilirdi büyük ihtimal. 

Rahmetli Althusser her şeyi o kadar ideolojiye bağlamıştı ki, içinden çıkılmaz bir hal almıştı her şey. İdeolojinin dışı mümkün değildi Althusser için. Oraya git “no way out”, buraya gel “no way out”, içinden çıkılmaz, dışına kaçılmaz bir hâl ki hâl değil… E sonuç? Eşini öldürüp intiharı bastı garibim. Ne olacaktı zaten bullim?

Neyse konumuz bunlar değil zaten. Talat ile Özgürgün’ün UBP hakkındaki değerlendirmelerinin Althusser, ideoloji, siyaset teorisi ve yapısalcılık ile Calvino ile ne alakası olabilir ki?

Yok tabi! Meseleye bir bilimsellik büyüsü katmak maksatları bakımından çeşniledik hususu. 

Kıbrıs sorunu sermayesi
Emek-sermaye çelişkisi meselesinde sermaye hep galip geliyor ya. Emek yanlısı Marksistlerle eskiden emek yanlısı Marksistler ile kapitalistlerin –nonmarksistler de diyebilirsiniz canınız öyle isterse kendilerine- düşüncelerinin kesiştiği iki ana başlık sermaye ve emektir. 

Memlekette siyasetin en büyük sermayesini Kıbrıs sorunu teşkil ettiğinden mütevellit bazı kesişmeler hasıl oluyor. Siyasetin zıt kutuplarında olanların bu kesişmelerin tarihsel olarak en yoğun olduğu arazi haliyle hali arazi statüsündeki Kıbrıs sorunu. Bu kesişmelerin üşüşme yoğunluğundan anlaşılacağı üzere Kıbrıs sorununa yoğunlaşma bir tür sermaye yoğunlaşması olarak telakki edilebilir. 

Hem sağın hem solun yıllarca siyaset yaparken beslendikleri Kıbrıs sorunu sermayesi ye ye bitmiyor. Bu büyük sermayeyi müsrif mirasyedi hovardalığı bile tüketemedi gitti yani, o derece büyük…

Şimdi hovardalık kavramının kullanılmış olması, bazı yanlış çağrışımlar yapabilir, bunu ciddi şekilde farkındayım ancak alınganlık yapmaya da gerek var mı tam olarak bilemiyorum işte… yarası olanın gocunması bir örf değil midir ki zaten?

Gelelim sözün özüne: Yok öyle bir şey elbette!

Talat ile Özgürgün cilalanmaya, yeniden parlamaya namzet iki siyasi figür olarak, UBP’nin eski UBP olmadığı konusunda aynı fikirdeler. Bu bir rastlantı mıdır?

Talat’ın defaten “CTP için en iyi partner UBP’dir” demesi, bir rastlantı mıdır? 

CTP’de Talat’a “şöyle az uzak dur, dediğin partiyi bağlamaz” denmesi bir rastlantı mıdır?

UBP’de vekiller gurubunun Hüseyin Özgürgün adında mutabık kalması bir rastlantı mıdır?

UBP’nin yeni kurultayının tarihinin, CTP’ye verilen hükümeti kurma turları atma yetkisinin dolduğu güne denk gelmesi bir rastlantı mıdır?

Kimlerin yazgıları kesişiyor sizce? Hatta bu yazgılar hangi şatoda kesişiyor esasen? Ahh Calvino ah… Kaç sattı o şaheserin acaba ve kaçı Akdeniz’in Sicilya ve Sardunya adalarından sonra üçüncü büyük adasındadır, Althusser’e mi sorsak dersin?

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.