1. YAZARLAR

  2. Dr. Nazım Beratlı

  3. KIB TEK ve peşkeş
Dr. Nazım Beratlı

Dr. Nazım Beratlı

Haberdar Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

KIB TEK ve peşkeş

A+A-

Hükümet programı dün güven oyu aldı… Geçen gün de yazdığım gibi bana göre programdaki en stratejik lâf, “Kıb Tek özerkleştirilecek” tespitidir. “Özerkleştirme” kavramının altı doldurulmadığı için, bunun ne manaya geldiğini henüz bilmiyoruz! Ekonomik konularda çok farklı düşündüklerini bildiğimiz koalisyon ortakları, bu kavramın tarifi konusunda da anlaşmış iseler, sadece bu konu bile hükümet programını desteklemeye yeter…

Bu arada bir süre önce Kıb Tek’in neden özelleştirilemeyeceği ile ilgili AB deregasyonlarını anlatan bir yorum yapmıştık. Bir izleyicimiz, o yorumdaki rakamları biraz karışık bulmuş, mail ile beni uyardı. Tam da ayrıntıların anlaşılır bir biçimde aktarıldığı yeni bir çalışmaya hazırlanırken, “kalp kalbe karşıdır” dercesine, sevgili Tuluy Kalyoncu’dan aşağıdaki bilgiler geldi.

“ AB enerji direktifinde iki tanımlama yapılmış durumdadır.

Birisi; "küçük izole sistem" bunun açılımı; 1995 yılı verilerine göre, 3 milyar kWh'in altında elektrik tüketimi olup bunun 5 %'inden daha az bir kısmı için başka bir ülkenin elektrik şebekesi ile enterkonnekte (bağlı) olan bir ülke küçük izole sistem kapsamına girmektedir. Malta; elektrik tüketiminde K.K.T.C'nin 3 katı büyüklükte olup "küçük izole sistem" tanımına girmektedir. Yine Kıbrıs Cumhuriyeti, bizim 2 katımızdan daha büyük olup o da "küçük izole sistem" tanımına girmektedir. Bu kapsama giren ülkeler direktiflerin özellikle üretim kısmının serbestleştirilmesi dahil bir çok başlığından sürekli deregasyon alabilmektedir. nitekim Malta ve Kıbrıs Cumhuriyeti'ne talepleri üzerine bu ayrıklıklar AB Komisyonu tarafından alınan kararla verilmiştir ki bu kararlar senin elinde vardır.

2'nikinci ci tanım ise; "mikro izole sistem" ile ilgilidir. Buna göre, yine 1995 yılındaki verilere bakılarak, ilgili yılda 500 milyon kWh'in altında tüketimi olup başka bir ülke ile enterkonnekte olmayan bir şebekeye sahip ülkeler, "mikro izole sistem" tanımına girmektedir ki bu ülkeler talep etmesi halinde direktiflerin tüm başlıklarından sürekli deregasyon alabilmektedirler. ( burada yeri gelmişken yazılarında kullandığın bizim 320 MW elektrik tüketimimiz var şeklindeki bilgiyi bu verilerle düzeltmek istedim) KKTC 1995 yılındaki yıllık tüketimi 500 milyon kWh'in altında idi ve başka bir ülke ile enterkonnekte değildi. Malta, Kıbrıs Cumhuriyeti, Lüksemburg ve Portekiz'in takımadaları olan Maderia Takımadalarına bu yüzden ya tümden ya da kısmen deregasyonlar verilmiştir.

Bir başka önemli konu ise, rekabet üzerine kurulu AB anlayışına göre alım garantili anlaşmalar AB antlaşmasının yeni . Madde 345 (eski Madde 295 TEC)'e aykırıdır ve rekabeti engelleyecek şekilde bir taraf leyhine sonuç yarattığı için yasaklanmıştır.

Polonya ve Macaristan, AB'ne girmeden önce bizdek iaksa örneğine benzer alım garantili elektrik üretimi anlaşmalarına sahiptiler ve her iki ülke de AB'ne girdikten sonra AB komisyonu tarafından bu anlaşmaları sonlandırmaya zorlandılar ve sözleşmeleri sonlandırdıkları şirketlere ödenecek tazminat miktarına kadar karar verdiler. AB, bu amaçla bir miktar da finans desteği sağladı.

Bununla ilgili belgeleri de ekte sana gönderiyorum.

IP polonya Hakkında.doc

C-43-2005-WLWL-en-25.09.2007.pdf”

İlk yorumu haklı olarak “karışık” bulan, Türkiye’de çok önemli bir KİT’in yöneticiliğinden emekli makine mühendisi izleyicime bu bilgiyi de derhal gönderdim tabii ki! Teşekkür ederek, ikna olduğunu yazdı… Muhatabı, elbette bizi aydınlatan sayın Kalyoncu’dur…

Bu kadar lâftan sonra, “özerkleştirme” kavramının, “elden çıkarma” olmadığını, bir daha tekrarlayalım! Yukarıda da adı geçen “izole küçük Pazar” a sahip ada devletlerinin bazılarında da elektrik otoritesi, özerk’tir… AB de bunu, onaylıyor! Niçin? Çünkü bu kadar küçük bir alanda, birden çok şirketin devreye girmesi olanaksız olduğu için, özelleştirme; “Serbest Pazar ve rekabet” oluşturamıyor. Tam tersine, özel tekele sebebiyet veriyor, diyor adamlar.

Özerkleştirme, mülkiyet devlete ait olmak üzere, yönetimin çalışanlar, devlet ve belki de tüketicileri temsil eden bir kurula, politikacıların müdahale edemeyeceği koşullarda ve çoğunluğun çalışanlarla tüketicilerde olması şartıyla devredilmesi demektir! Ama saldım çayıra, mevlâm kayıra mantığı ile değil! Minumum kâr, zarar, yatırım, çalışanların ücretleri ve tüketim fiyatları gibi kriterleri garanti altına alan, sorumluluklarını yasa ile yönetime yükleyen; koşulları önceden belirlenmiş bir durumda… Öyle şimdiki gibi “zarar ettik napalım?” demenin, katiyen mümkün olmadığı yeni bir anlayış çerçevesinde… Madem ki halkın malıdır, halkın malını yönetmenin de sorumluluğu olmalıdır! Olur mu böyle yetkili ama sorumsuz bir yönetim şekli?

Ve bu olmuyor diye, başkasına peşkeş mi çekilmeli?

Bu arada Azeri ağzında “peşkeş”, rüşvet demektir, biliyor muydunuz?

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.