1. YAZARLAR

  2. Ahmet Tolgay

  3. Kıbrıs Türk Basını’nda Köşe Yazarlığı…
Ahmet Tolgay

Ahmet Tolgay

Kıbrıs Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Kıbrıs Türk Basını’nda Köşe Yazarlığı…

A+A-

Geleneksel Basın Günü’müzün atmosferinden çıkmadan, basınımızın vazgeçilmezi olan köşe yazarlığını da irdelemeye çalışacağım. Daha önce sahibi oldukları gazetelerde yazı yazan Kıbrıslı Türk gazetecileri saymazsak, “Yavuz” takma adıyla 40’lı ve 50li yıllarda “Halkın Sesi” gazetesinde yazı yazan kitapçı-kırtasiyeci Arap kökenli Mustafa Kazım Bedevi, Kıbrıs Türk Basını’nın ilk profesyonel köşe yazarıdır... Ülkenin ünlü tatlıcıları Halil ve Raşit Bedevi’lerin ağabeyidir.  İngiliz işgalinden 5 ay sonra 18 yaşında Beyrut’tan Larnaka’ya ailesiyle birlikte gelerek Kıbrıs’a yerleşen Bedevi, 1896 – 1973 yılları arasında yaşadı… Her gün hiç aksatmadan binlerce yazı yazdığı köşesinin başlığı “Günün Cilveleri” idi. Logoda, “Yavuz” zırhlısını simgeleyen, bacasından duman savuran bir gemi vardı… Türk donanmasının “Yavuz” zırhlısı, o günlerin efsanesiydi…
  

Altan Yavuz, babası “Yavuz”dan çok sonra, önce “Bozkurt”ta, arkasından da “Halkın Sesi”nde güldürü diliyle yazdığı metinleriyle dikkati çekmişti. Yazılarını Girne caddesi’ndeki iş yeri “Con Kurukahvecisi”nde,  ya da aynı cadde üzerindeki salaş “Çörçil Meyhanesi”nde birkaç leblebi ve yeşil erik eşliğinde konyağını  yudumlarken yazardı. O, gerçek bir yetenekti, çok güzel bir insandı… İlgiyle okunan zengin içerikli, ama sade dilli yazılarında,  kendine özgü bir üslup geliştirmişti. Spor eleştirileri de hayli revaçtaydı… Basınımızın bedavaya giden köşe yazarlarından biriydi…
  

Meşhur “Yavuz”u  izleyerek aynı döneme damgasını vuran diğer üç tanınmış köşe yazarı Hikmet Afif Mapolar, Özker Yaşın ve Reşat Kazım’dır… Öğretmen Reşat Kazım, “Halkın Sesi”nin demirbaş yazarıydı. Yazılarında genellikle imzasını kullanmazdı. Mapolar ise, hem kendi imzasıyla ve hem de takma adlarla yazılar yazmaktaydı. Reşat Kazım’ın kimi zaman “C. Turanlı” imzasını kullandığı ve Dr. Fazıl Küçük adına yazılar yazdığı da bilinir.
Bu bağlamda Mapolar’la ilgili bir anekdot var, çok ilginç… İki ayrı gazetede iki ayrı imzayla yazı yazan yazar, çoğu kez kendisine ait iki imzayı karşılıklı polemiğe sokardı. Mapolar’ın kendi kendisiyle polemiğe girdiğini, onu ancak çok yakından tanıyan birkaç kişi fark edebilirdi.
  

Yıllar sonra onun ünlü “Kitap Sarayı”nda kendisine bu konuyu, Oğuz Kusetoğlu ve Numan Ali Levent’in yanında, genç bir gazeteci olarak sorduğumda, hiç inkar etmedi. Bağımlısı olduğu enfiyesini burnuna çekerken, hapşırıklar arasında, bir yandan da gülerek şöyle demişti bana:
  

“Ne yaparsın; gazetelerde yazı yazan çok az kişi vardı. Düşünce ortamını renklendirmek, zenginleştirmek ve heyecanlandırmak için bu tür yöntemlere başvurmak gerekliydi.”
Mapolar’ın Lefkoşa Mecidiye Sokak’ta,  “Kitap Sarayı” adıyla açtığı o zengin kitapçı dükkanı, bir düşünce platformuna dönüşmüştü. Ülkenin çoğu aydını orada her gün toplanır, toplumsal konular tartışılırdı. Mapolar, çoğunlukla günlük yazılarının konusunu o tartışmalardan üretir, yazılarını da o ortamda yazardı… Orada Türkiye’den gelen gazetelerin ve dergilerin de dağıtımı yapıldığı için “Kitap Sarayı” insanların yoğun uğrak yeriydi. Gelip gidenler, ülkenin bütün meselelerini oraya taşırdı.
  

Kıbrıs Türk yazınının en ünlü ve en verimli romancısı olan ve “Gökmen Bey” olarak da anılan  Mapolar, aynı zamanda toplumumuzun da ilk sinema yazarıdır.Yeşilçam filmlerini ithal eden sinema işletmecileri, prova gösterimlerinde Mapolar’ı da bulundururlar ve ona ücretli olarak filmlerin broşürlere basılacak konularını yazdırırlardı. Mapolar, broşürler için hazırladığı resimli metinleri, en heyecanlı yerinde keserek “Ve… ve.. ve.. sonu perdede” sözcükleriyle noktalardı. Meraklısı çoktu bu broşürlerin. Tellalların elinden kapış kapış gider, elden dağıtılamayanlar evlerin ve dükkanların kapı altından atılırdı. Sinema yazılarını yorum köşelerine taşıyan ilk yazarımız da yine Mapolar’dır.
  

Yazıları karşılığında telif ücreti yerine bakkaliye malzemesi alan yazarlar da sanırım ilk kez Kıbrıs Tük Basını’nda görüldü. 1950’lerde “Hürsöz” gazetesini çıkartan Fevzi Ali Rıza, gazetesini yönettiği yerde, İplik Pazarı’nın oralarda, bakkaliye işi de yapmaktaydı. Nakit sıkıntısı yaşadığında çalışanlarına bakkal dükkanından şeker, pirinç, un, yağ ve sabun gibi şeyler verirdi. Babacan bir insandı. İtirazcıları “cebinde para olsa zaten evine almayacak mısın bu malzemeleri?” diye yatıştırırdı.
  

Kıbrıs Türk Basını, kurumsallaşmaya başladığı 50’li yılların sonundan itibaren, çok okunan profesyonel köşe yazarları bağlamında, öğretmen kökenli Talat Yurdakul’la,  Ahmet Gazioğlu’yla  ve derken en yüksek tirajla günlük yayım yaşamına giren “Bozkurt”ta Osman Türkay’la buluşur…
  

TMT yayın organı olduğu söylenen milliyetçi “Nacak” gazetesinde de, Kutlu Adalı ile Fuat Veziroğlu sivrilir aynı dönemde… Rauf Denktaş’ın da o gazetede çok sayıda imzasız ya da takma adlı yazısı vardır. Dr. Fazıl Küçük, başyazılarıyla, sahibi olduğu “Halkın Sesi”nin ön sayfasından yaşamı boyunca hiç eksilmez… Gerektiğinde yazılarını imzasız da yayımladı…
 “Bozkurt”taki Osman Türkay olayı, yepyeni bir köşe yazarlığı kuşağının tetiklenmesine yol açar. Salih Çelebioğlu, İsmet Kotak, Eşref (Nidai) Çetinel, Mustafa Güryel, Mustafa İzzet Adioğlu, Numan Ali Levent ve İzzet-Rıza Yalın…
  

Köşelerinde ödenekli yazanların yanı sıra toplumda imaj sahibi olabilmek, adını duyurabilmek, ya da inançlarını savunabilmek adına kalem oynatanların sayısında giderek patlama olur… Günümüze dek uzanan bu patlamanın içinde kimler yoktur ki!.. Dışarıdan gelip de Kıbrıs Türk Basını’nı tanımaya  çalışanları, köşe yazarlarının bolluğu şaşırtmaktadır!..  

Kaynak: Kıbrıs Gazetesi

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.