1. YAZARLAR

  2. Ali Kişmir

  3. KIBRISLI BİR ÇOCUĞUN HİKAYESİ
Ali Kişmir

Ali Kişmir

Afrika Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

KIBRISLI BİR ÇOCUĞUN HİKAYESİ

A+A-

Kendine göre dünyanın en güzel ülkesinde doğdu…

 

Bölünmüş bir adanın kuzeyinde yaşadığını ilk olarak 8’inde anladı…

 

Okulda okutulan tarih kitapları ile adanın güneyinde kalan “diğerlerini” fark etti…

 

“Acaba güneydekiler neye benziyorlar” diye hayal etmeye başladı…

 

Çünkü tarih kitaplarının yazdığına göre, güneyde yaşayanlar insan olamazdı…

 

Annesine, “Rumlar neye benziyor” diye sordu…

 

Anne, “onlarda bizim gibi insan anneciğim” diye cevap verince, odasına koşup tarih kitabını kapıverdi ve annesinin okuması için önüne koydu…

 

Ama anne kitabı okumadan, “oğlum biz güneyde kalan Kıbrıslılar ile beraber yaşadık ve inan kitaplarda yazılanlar, bazen doğruları yansıtmazlar” dedi…

 

“Nasıl olur, okulda okutulan tarih kitapları yalan mı yazıyor” diye kendi kendine düşünen çocuk, bu defa konuyu sınıf öğretmenine açar ve annesine sorduğu soruyu öğretmenine de sorar…

 

Fakat öğretmeni annesinin aksine, “tümü gerçek evladım, Rumlar düşmanımız” der…

 

Çocuk kafası karışmış bir şekilde eve gelir ve kimin doğruyu söyleyip, söylemediğini düşünmeye başlar…

 

Daha sonra 11 yaşında, Pile diye bir köy ile tanışır…

 

Orada birileri ile buluşmak için ailesi ile yola çıkar ve buluşma yerine gider…

 

Gelecek olanlar güneyde yaşayan bir aileydi…

 

Kısa bir süre sonra beyaz bir araba durur ve içinden iki yetişkin ile iki çocuk iner…

 

O anda her iki tarafında gözyaşları sel olur…

 

Çocuk ne hissedeceğini bilemez…

 

Ancak içinde hiç olmadığı kadar bu aileye karşı bir yakınlık hisseder…

  

Gelen aile Ermeni’ydi ve annesinin 63 öncesinden komşusuydu…

 

Peki, neden Ermeni olan bu aile Kuzey de değil de, güneyde kalmıştı?

 

Çocuk dayanamıyor ve Ermeni olan aile babasına bu soruyu soruyor…

 

Ermeni, “biz güneyde kalmadık, aksine 63 olaylarından dolayı ülkemize kaçtık, ancak geri döndüğümüzde aynı Kıbrıs’ı bulamadık… Hatta Larnaka’dan giriş yaparken, Türkçe konuştuğumuz için bizi tutuklamaya çalıştılar, biz durumu bilmiyorduk, zaten Rumca da bilmiyorduk” diye cevap verir…

 

Çocuk merakla, “peki, Kıbrıslı Türkler ile aranız nasıldı” diye sorar…

 

Ermeni, “Kıbrıslı Türkler kadar iyi ve içinde hiçbir kötülük taşımayan bir toplum daha görmedim” der…

 

Ancak her toplumun içinde olduğu gibi Kıbrıslı Türklerin içinde de yanlış yola girmiş kişilerin olduğunu ve geçmişte bu kişilerin çok canlar yaktıklarını da ekler… 

 

2 yıl sonra ise “düşman” olarak gösterilen Rumlar sınır kapısında eylemler yapmaya başlamıştı…

 

Küçük çocuk, henüz ortaokula gitmesine rağmen, ceplerine taşları doldurup doğruca “Yiğitler Burcuna” koşar…

 

Kendince amacı, vatanını Rumlardan korumaktı…

 

Ancak oraya gittiğinde, Rumların da kendisi gibi iki kulağa, iki göze ve bir insan vücuduna sahip olduğunu fark eder…

 

Ve oradan koşarak uzaklaşır…

 

Daha sonra ise, bir Rum’un tellere takılmış ve Türkler tarafından öldüresiye dövülürken ki fotoğraflarını görünce, içini bir korku sarar…

 

Sonrasında ise, bayrak direğine tırmanan bir Rum gencin boynundan vurularak öldürülüşünü TV’den izler…

 

Ve bu cinayetin sebebinin, “bayrağın namusunu korumak” için işlediğini öğrenir…

 

Peki, nasıl olurda bir bayrak, bir insan hayatından daha değerli olabilirdi?

 

Bunun cevabını ise, bir süre sonra “anavatan” denilen Türkiye’yi yönetenleri ve buradaki “kuklalarını” tanıyarak öğrenir…

 

Sonrası mı?

 

2003 Nisanda kapıların açılmasıyla birlikte, gerçekler ile yüzleşmeye başlar…

 

Ve bırakınız güneydekilerin insana benzeyip, benzemediğini, kendi kültürü ile aynı kültürü taşıdıklarını fark eder…

 

Şimdi mi?

 

Artık kafası karışık değil ve Birleşik bir Kıbrıs için sonuna kadar mücadele vereceğini söylüyor…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.