1. YAZARLAR

  2. Ali Doğanbay

  3. Kıbrıslı Türk’ün Sosyal Medya ile sınavı
Ali Doğanbay

Ali Doğanbay

Afrika Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Kıbrıslı Türk’ün Sosyal Medya ile sınavı

A+A-

 

“Topraklarımızda dişe dokunur bir şey söylemeksizin gevezelik eden 

pek çok canlının yanı sıra, sessizce konuşan pek çok ölü bulunmaktadır.”

E. Galeano

 

Yüksekova Haber sitesinde Özgür Amed’in yazdığı ‘Kürdün Sosyal Medya ile Sınavı’ isimli yazısı ‘Kıbrıslı Türkün Sosyal Medya ile Sınavı’ olarak değiştirilerek okunursa dahi aynı pratiğe varılacağı görülecektir. Özellikle sosyal medya üzerinden hareket başlatan ve hareketlenme hadisesini partileşmeye kadar götüreceğini öne süren efendilerin ve cenahının da okumasını temenni ediyorum. Zira bazı kelamlarda kalemimizin halkça olmadığı öne sürülerek ‘ne yazıyor bu adam bana da anlatın’ diyorlar. Geçenlerde R. İhsan Eliaçık’ın ‘Namaz ritüeldir’ demesinden sonra hareketlenen Sünni İslam gelenekselcileri de fazla okuma yapmayı hareketlenmeden daha zül buldukları için birden kireçlenmiş yanlarıyla ayağa kalkarak İhsan Bey’e ‘zındık’ ‘sapık’ gibi sıfatlarla saldırmaya başladılar. Çok merak eden, İhsan Bey’in çok da doğru bulduğum okumalarına baksınlar. Ben uzatmayacağım, İhsan Bey Sünni İslam gelenekselcilerine şöyle demiştir: “Bana sapık, zındık vs. diyenlere: Dinlemiyorsunuz ki!”

 

Anlatayım. İbrahim Aziz Abi’nin anılarını paylaştığı ve bir nevi de Kıbrıs Tarihi okuması olan yazılarını her gün Afrika’dan okumak bile ‘doğru dinlemeye’ mahal veriyor. Ben okuyorum. Şöyle; ‘dinledim’ ve Şili’deki İbrahim Aziz Abi’den farkı yok. Zaten okudukça birden Arjantin’deki İbrahim Aziz Abi’yi, Maraş’taki Sivas’taki Fatsa’daki İbrahim Aziz Abi’yi dinliyorum. Sonra İran’daki İbrahim Aziz Abi, Mısır’daki İbrahim Aziz Abi, Suriye’deki İbrahim Aziz Abi, Yunanistan’daki İbrahim Aziz Abi, Vietnam’daki İbrahim Aziz Abi oluyor, dünyanın her köşesindeki İbrahim Aziz Abi oluyor. Bir tek ama Kıbrıs’ta İbrahim Aziz Abi olamıyor. Ne üzücü. Şili’deki Arjantin’deki ve diğer bütün ülkelerdeki Aziz Abiler gibi o da bir tek kendisinde olamıyor. Niye bu olanı göremiyorsun? Dünyada kimse kendisi olamıyor, kim ki kendisi olmak istemiş, kendisinden ayırmışlar, göremedin mi? İbrahim Aziz Abi’nin anlattığı, CIA Tarihi pratiğinin ezilen ülkelerdeki kontrgerilla uygulamalarıdır. CIA Tarihi ile büyütülmüş çocukların bu tarihi doğru okumaları elbette zordur. Zaten öyle okunmasın diye kontrgerilla ezilen ülkelerde çok göbekli adamdır. CIA Tarihi ile kundaklanmış çocuklara ‘askeri vesayet kaldırılıyor’ yalanbazlıkları ile ‘demokrasi inşası yapılıyor’ dersin herkes inanır ve hatta sen kaldırdım sanırsın ama kimse mesela neden dünyanın en çok terörist yetiştiren ülkesi biziz diye sormaz. Niye dersin? Çünkü kundak o kadar değilse bile kundaklamak çok mühimdir. Sen kundağı değiştireceğim diyorsun ya canım kardeşim ben de diyorum ki önce kundakladıkları ne varsa bize onu değiştirmemiz lazım. Yoksa ben onca yazı CTP’nin kundağına neden kızayım, hiç kızmadım, onu da kundaklamışlar bundan seneler önce onu gördüm ona kızıyorum. Sol diyorlar, ben diyemiyorum, Sol zira kendini nerede gösterir ki, eylemde, eylemin içinde. Bunların hepsi sonunda ‘kundak solcusu’ çıktılar. O yüzden CTP kundağını değil kundaklanış biçimini değiştirmelidir.  Zaten bu sevmediğimiz emperyalistler var ya kundağa inan bir şey yapmadılar, bütün sorun kundaklamada, annelere karışmadılar zaten hiç, dünyanın hiçbir yerinde, çocuğu kundakladılar, bütün problem de o yüzden kundaklamada. Zira kundağımız Sol’dur diye çıkıyorsun meydana bir bakıyoruz sonra kundaklanmış çocuklardan hiçbir farkın yok. E Solun günahı ne hiç. Haydi, toparlanın kalkıyoruz demenin ne gereği var. Hiç.  

Zaten canlar sosyal medya tehlikeli bir şey olsaydı kalkarken yürürken bişeyler içerken tenhada dururken elinin içine vermezlerdi. Canı sıkıldığı herkesi torbanın içine atarak iyi güzel bunlar da şu örgütten olsun diyenlerin hukukunda poşu takmak örgüt üyesi olmak için yeterli sebep olmazdı. 

Gelin Canlar Bir Olalım şiarı ile nereye kadar yürüyebilirsin? Bu ülkenin en köklü Sol Partisi iktidara geldiğinde bırakın Sol’un değerlerini Ankara’nın değer biçtiklerinden fazlasını diyebildi mi? Sevgili Talat Bey’ler oyumu AKP’ye verirdim demedi mi? Bu Solcu adamlara ne oldu acaba? Bazen şartlar öyle gerektirdiği için, öyle yapmak zorunda kalmaktan başka teori geliştiremezsen, pratiğin, başka şartlar içinde senin hiç de öyle olmadığını gösterir. Ve aslında sen ‘baştan beri’ hep öyleydin. Çünkü baştan beri doğru okuyamadın. Çünkü onların kundaklamış olduğu gibi solcuydun. Belki de o yüzden sağcısı solcusu bir gecede tepetaklak indirilip yenidünya haritalarına ve petrol düzenlemelerine göre iktidar ediliyorlar. Kimse kundaklamadığı birine iktidarını emanet etmez. Emin olun, onlar sizden, hepimizden daha iyi okuyorlar dünyayı. Çünkü küçük ve abartılı ve aslında normal insanların iki dakika içinde hiç de harala gürele etmeden nazikçe çözebileceği ve ancak pedagojik rahatsızlıkları olan insanların halledemeyeceği bu sorunları hep onlar kundakladılar. O yüzden kundak için kavga edebilirsin. Kundak için en aşırı olan ve hiç haz etmeyeceğimiz görüşünü bile yazabilirsin. Yeni bir şey söylediğini sanabilirsin. Kundağı nasıl değiştirebileceğini bile söyleyebilirsin. Hiç korkmuyorum senden. Çünkü seni nasıl kundakladığımı (Bkz: Çocuğu Kundaklamak) ben biliyorum. Niye, gerçekten de öyle, Kaddafi’den Saddam’a kadar Ortadoğu’yu bunlar kundaklamadı mı? Ha bazen çocuğun bezinin değiştirilmesi gerekiyor, siz ona Arap Baharı diyorsunuz, ya da mesela Bu Baharda Avrupa diyorsunuz, AB’ye girince her şey çözülecek, kurtulacağız sanıyorsunuz tüm işgallerden, ben ‘bezini değiştirme’ diyorum. Ve sanırım gene ‘ne anlatıyor bu adam, hiç halkçı değil’ oluyorum, olsun. 

Mesela BDP hakkında ne düşünüyorsunuz? Sırrı Süreyya’nın Meclisteki Kıbrıs konulu konuşmaları ya da Ertuğrul Kürkçü’nün ‘İşgal Var’ temalı konuşması hakkında ne düşünüyorsunuz? Hrant öldürülmeyi hak etti mi sizce? KCK’liler terörist midir? Poşu terör örgütünü mü çağrıştırıyor? Tutuklu öğrenciler hakkında ne düşünüyorsunuz? Çocuk tutuklu olabilir mi, bir çocuğu teröristten saymak savaşa hizmet etmek midir insanlığa mı? Suriye ile TC’nin başına örülmesi muhtemel kundak krizi (zamanında bir de kardak krizi vardı benzerdir) ikisini de aynı kundaklayanın çıkardığı kavga mıdır? Zamanın Irak-İran Savaşı hakkında ne düşünüyorsunuz? Orada sekiz yıl süren savaşta ABD tarafları nasıl kundakladı? ABD o savaşta Saddam’ı tutuyordu değil mi? Saddam nasıl öldürüldü izlediniz mi? Peki, hala ABD’nin Ortadoğu’ya demokrasi getireceğine dair birkaç çift sözünüz var mı? Kürtlerden siz de mi nefret ediyorsunuz? Daha mı az sokaklarda olsunlar mesela? Mesela sizin hareketiniz de bahara erişirse Mısır’da bahara eriştikten sonraki gibi mi olacak seçimlerimiz? Hayır, öyle olacaksa oturun oturduğunuz yerde derim. Zira Mısır’da hala karakış ile sonbahar arası bir mevsim, sadece kundağın adı değişti ve fakat kundaklama biçimi oturuyor oturduğu yerde. Bir de mesela, Polis Genel Müdürlerinin atanması nasıl olacak sizin baharınızda, kurayla mı? YDÜ, Kıbrıs’ın en büyük camisini inşa edecekmiş, ne düşünüyorsunuz? İbrahim Aziz Abi’nin yazdıkları hakkında ne düşünüyorsunuz? Ha bir de en önemli ve mühimi, AKP iktidarı ve Recep Tayyip Erdoğan’ın Kıbrıs politikası hakkında ne düşünüyorsunuz? Rica ediyorum, tweet şeklinde değil, yazı şeklinde olsun muhtemel cevaplarınız.

Bütün bunların ışığında Kıbrıs Tarihine ve başına örülen nefret söyleminin bir türlü dindirilememesine bakınca ‘başka kundaklanmış çocukların’ tarihine de benzetiyor musunuz ‘bizim çocuğu’? O tarihlere ve o çocuklara dokunacak mısınız? Bence, onca teknoloji ilerleme uzay çağı süper güç süper ekonomi falan filan zalimin insan karşısında yenileceği tek insan duyusu ‘dokunmak’ olacaktır. Çünkü görmezsin, evet. Çünkü duymazsın da evet. Çünkü koklayamazsın da. Ve göremediğin, duyamadığın, koklayamadığın şeyin tadını da bilemezsin. Ve zaten bilme istiyorlar. Çünkü global köy yalanlarıyla seni ancak uzaklaştırdılar, adını verdikleri sosyal medya da senin daha az örgütlü daha çok yalnız olman için bulunmuştur. Ama sadece birine engel olamazlar, ‘dokunma’. Dokunabilirsin. Dokunduğun zaman ‘kundakladıkları çocuklardan’ başka biri olmaya başlarsın. Ve o zaman kundağın ne olduğu ya da nasıl olacağı umurunda bile olmaz. O yüzden insanlığın devrimi bir gün olacaksa proleter bir sınıfın öncülüğünde mi olur ya da kapitalizm kendi kendini mi yok eder orasını bilemem ama eli hangi terli insan eli olursa olsun eğer ‘dokunmayacaksa insana’ üzgünüm ‘onlar’ yani ‘kundaklayanlar’ kazanacaktır. O yüzden çok hareket ve çok hareketlenmeler hatta çok güzel hareketlenmeler gördük buralarda ama hepsi onların istediği gibi, kundakçının düzeni, kundağın selameti gibi oldu, hiç dokunmadık ama. Dokunmanın tarihini nedense anlamadık, dinlemedik, okumadık. 

İşte o yüzden mesela yüzünü hiç görmediğim, sesini hiç duymadığım, hiç tanımadığım Özgür Amed ile dokunuyoruz ama biz birbirimize. Çünkü onu okuyunca ben biraz da Özgür Amed’in Mağusa’dan geldiğini düşünüyorum. Ben biraz Diyarbakır’dan yürüyorum gibi sanki hayata. O yüzden, hiç tanımadığım, hiç bilmediğim, hiç de tanış olmadığım bu adamın başlığını aldım bugün ‘Kıbrıslı Türk’ olarak değiştirdim ‘Kürd’ yerine. Ama ne değişir ki, ha Kürt ha Kıbrıslı Türk, çünkü dokundukça büyüyor kelimelerin de anlamı. Ve aynen alıntısını da başlığın üstüne koydum. Çünkü Özgür Amed bilmez ama Özgür Mağusa’da beraber çok koştuk onunla, o benim çocukluk arkadaşım da olur, çocukluk düşlerimin kardeşi de olur. 

Özgür Amed’in Kıbrıslı Türkler’e de kardeş olan sözcükleriyle bitiriyorum yazımı, halkça olsun demiyorum öyle de dertlerim olmadı ama hep hakça olsun istedim, dili milleti dini ne olursa olsun. 

“Bir mahallede ömrü boyunca parti çalışması, örgütlenmesi yapmamış, üniversitesinden tut şehrindeki pek çok olaya karışmakta ihtiyatlı davranmış, gelecek, şu bu kaygısı yapıp, sinmiş adamın sanal radikalliği, twiti, durum güncellemesi “Sosyal Tasfiyeciliğe” hizmettir. Yaşamın gerçekliğinde koşturmacaların neticesi terlemektir. Ve bu ter geçmiş tabir ile alınlardan aktığı an anlam kazanır. Toplumsal dokunun yok edildiği bireylerin kendisini yaşama dayattığı modernitenin şu kirli çarkında emeğe dair bir tınıyı işitmek mümkün olmazken, sanal dünyada kendi dinlemediği parçayı paylaşmak aslında parçanın içini boşaltmaktır. Alanda haykırılması gerekeni sadece yazı ile dile getirmek trajedidir. Kraldan daha kralcı olan kahrolası bir ruh hali beliriverdiğinde ‘içindeki’ tasfiye ‘dıştaki’ düşmana zemin olur ve o zemin ki kaynağını teori-pratik uyumsuzluğunun dayandığı sahtekârlıklardan alır. Çünkü meselenin esprisi, devletin bizim üzerimize kurduğu gözetleme iktidarı Panoptikon’ın artık kendi rızamızla, isteğimizle Synoptikon’a evrilmesidir.”

Özgür Amed… Kardeş gözlerinden öperim hevalé delal…

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.