1. YAZARLAR

  2. Eşref Çetinel

  3. Kimin eli kimin cebindedir bilinmeli ve kaşif-küçük paradoksu
Eşref Çetinel

Eşref Çetinel

Halkın Sesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Kimin eli kimin cebindedir bilinmeli ve kaşif-küçük paradoksu

A+A-

Haklı çıkmak!   Ancak kişinin kendi tatmini olur.   Onun da tekil lafazanlıktan öte kıymet’i harbiyesi yoktur.  Nitekim ömrümüz   “ben söylediydim,  ben yaptıydım”  demekle geçti.  “Sen söyledin sen yaptın”  da ne oldu?  Ol alem devam etmiyor mu?  Mesela şu bavulla para taşıma olayına bakın.  
Daha yıllar öncesinden yazıp söylüyorduk.  Diyorduk ki “bu ülkenin sermaye birikimine ihtiyacı vardır.  Oysa başta TC’li yurttaşlar olduğu halde herkesler tasarruflarını yahut kazandıkları paraları Türkiye’deki Bankalara,  bazıları üçüncü ülke bankalarına yatırıyorlar…” 

Bizzat konuştuğum insanlar  yıllarca KKTC’de kazandıkları paraları mesela Silifke’de,  Mersin’de yahut Türkiye’den geldikleri yerlerde   falan,  nasıl yatırıma dönüştürdüklerini anlatırlardı!  Oralarda ev,  apartman yaptıklarını  söylerlerdi!   Sonra kredi kartları,  promosyonları,  mevduatları ile TC’den bankalar doluştu ülkeye.   “Muhtemelen burada topladıkları paraları Türkiye’deki Merkezlerine transfer ediyorlar”  da  dedikti… 

Şimdilerde yasaklandılar.    Galiba dört tanesi de normal Banka oluşa döndü.  KKTC’de ellinin üzerinde  Off- Shore banka da vardı.   Çoğu küçücük dükkânımsı yerlerde  akla hayale gelmedik isimlerle çalışıyorlardı.  (Girin internete bakın,  şaşıracaksınız,  ne kadar çok off-shore banka vardı diye!)   

Bankacılıktan falan anlamayız.  Fakat insaf.  Bir ülkenin  “sermaye birikimini”  o birikimlere dayalı  olması gereken  “yatırımlarını”  da mı anlamayız…  Nitekim   yıllar yılı TC’li yurttaşlar   büyük ölçekli yatırımlardan da kaçınmışlardı,  kendi evlerini yapmaktan da… Hâlâ  da bazılarının yaşadıkları  köyler 1974’den kaldığı gibidir,  oturdukları evlere tek kuruşluk onarım parası harcamamışlardır!  Olayın sosyolojik ve siyasi boyutunu dürtmeyeceğiz.  Ki bu insanlara eğer Annan planına evet derlerse her ailenin on bin euro alacağı ve geri  Türkiye’ye dönecekleri vaadinde de bulunulduydu!  Böylesi yamalama bir halk kesitinden neyin sermaye birikimini,  neyin yatırımını bekleyecektiniz?  

FAKAT TATAR DA İTİRAF EDİYOR:  Ve diyor ki off-shore bankacılık,  bavulla para transferi  kabul edilemez.  Ve ekliyor.  “Biliyorduk ama…”   Nedense bugüne kadar olageldi!   Kısaca  çözümsüzlüğün getirdiği  “sorumsuzluklarla”  sarmalanmış  “yamala devlet”  oluş psikolojisine tutsak bir halk da olsak eğer   “Devletiz”  diyorsak;  Türkiye ile olan ilişkileri de  Devlet ciddiyetinin hukuki ağırlığında düzenlemek zorundayız.  Artık kimselerin sayısını bilmediği yoğunlukta protokoller imzaladığımız Türkiye ile  karşılıklı taahütlere girmişsek,  “hesaplaşmayı”  da bileceğiz.  Tabi   eğer ileride gerçekten bu adada  “devlet”  olarak kalıcılığımıza inanıp karar vermişsek.. Dolayısıyle  bavulla kaçırılan  kayıtsız  para transferlerini de sorgulayacağız,  burada faaliyet gösteren bankaları da…   

***** KÜÇÜK-KAŞİF PARADOKSU Yazın bu berbat  sıcağında her ne kadar İrsen Küçük ile Kaşif’in demokrasi kulpu taktıkları itişip kakışmaları çekilmiyorsa da onlar  “çektirmekte”  kararlılar!  İşimizi gücümüzü bıraktık futbol izler gibi onları seyrediyoruz.  Zaten  Politika da  futbol gibidir.  On bir kişi oynar binlercesi de seyrederken oynayanlardan  beter helâk olur!  Sonuç değişmez ama:  “Taraflardan biri kazanır,  biri kaybeder!”  

Ne var ki bizde olay bu kadar basit değil.  Mesela ben  “kaybeden tarafın kaybetmeyi sindiremeyeceğini”  zannederim.  Yani cici demokrasi çalışmayacak!  Şöyle ki: 

OLAYIN DİĞER YANI:  Şimdi ne diyor muhalefet.  “İrsen Küçük hükümeti  dalayısıyle UBP başarısızdır. Tek çare erken seçime gitmektedir.” 

Buna karşılık Hükümetin Başbakanı Küçük hemen her gün  ne kadar başarılı olduklarının demeçlerini vermektedir…  Bu  “başarı”  öyküsünün içinde ayni zamanda Sağlık Bakanı olan Ahmet Kaşif ve Bakanlığı da  vardır.  Aksi halde  Sağlık Bakanlığının başarısızlığından dolayı  Hükümetin bir ayağı kırık  olacaktır,  değil mi?    Başbakan  bunu telafuz etmiyor ama Kaşif, İrsen Küçük’ü yetersiz ve başarısız buluyor.  İspatı da    UBP başkanlığına adaylığını koyması oluyor.    Amacı  sürekli başarılardan söz eden Başbakan Küçük’ü,  kendi  “ındinde”  partililerin oyları ile başarısız olarak mahkûm ettikten sonra  yerine geçmek..  
Kısaca Ahmet Kâşif   İrsen Küçük’lü UBP’li Hükümetini   başarısız olarak görmektedir ki  hem partiyi hem de halkı “kurtarmak”  için aday olmuştur. 

 Dolayısıyle Kaşif daha şimdiden  muhalefet saflarında gözükmektedir.  Kurultayda kaybederse, çok olağan gerçekte   yeri de  muhalefet cephesinde bir yer olmalıdır,  değil mi?   

*****

VE DOĞRUYA DOĞRUYA

“Külliye yapımı,  İmam Hatip okulu açılması olayı”  bir yana.  Bu memlekette dini imanı olmayanlar kadar dini imanı olanlar da vardır.  Dolayısı ile dinden imandan nasibini alamamış insanların dini imanı bütün insanların hak ve inançlarına ne kadar müdahale etme hakları yoksa,  din iman sahiplerinin kendilerinden ötesi insanlara  “dinsiz imansız”  değerlendirmesi ile yaklaşması da  o kadar kabul edilemezdir… 

Bu nedenle ülkede din de olur,  dindar insan da..   Dinsiz de olur imansız da!  Birbirlerini kabul etmek zorundadır.  

FAKAT:  İnadına kalkar da  Türkiyevari tutumlarda bir ilkokulda iftar sofraları düzenleyerek karşı tarafa nisbet yaparsanız,  hem çizmeden yukarı çıkarsınız hem de  memleketteki zıt güçler dengesini bozarsınız.  Dolayısıyle KTÖS’ün  “okulda  iftar  sofrası”  kurulmasını protesto etmesi doğrudur.  Okullar iftar salonları değildir.  Herkes haddini bilmeli ki  iç barışa halel gelmeye!

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.