Dr. Dolgun Dalgıçoğlu

Dr. Dolgun Dalgıçoğlu

Afrika Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

KISA EGE TURU 2

A+A-

Gece bir apartman dairesinde kaldık.

Evinde kaldığım arkadaşım İstanbul’da yaşamaktan bıkmış bir Kıbrıslı…

-Havası güzel buranın, dedi…

Başımı salladım.

-Deniz de güzel…

Yine başımı salladım.

Bir bardak çay döktü, “İç” dedi.

Yüzüne baktım…

-Suyu çeşmeden nasıl, diye sordu.

 -İyi güzel çeşmeden su içilir de şu damacana neyin nesi, dedim.

-Alışkanlık, dedi.

Yıllar önce yine bir tanıdığım, “Altınoluk oksijen deposu, orada yaşanır” diyerek her şeyini satıp buraya taşınmıştı.

Aradan birkaç yıl geçince beni arayıp, iyi bir onkolug sordu.

Meğer eşi gittiklerinin 2.yılında karaciğer kanseri olmuş…

Kısa bir süre sonra da kaybetmiş onu.

Çay içerken o aklıma geldi bir de Kıbrıs’ta CMC atıklarından bizlere yedirilenlerini düşündüm.

Hiçbir şeyin garantisi yok…

Havaya bakarak, toprağı koklayarak emin olamazsınız.

Tuhaf bir dünyadır burası.

Tam buğday, organik ekmek diyorlar alıyorsun, tüketiyorsun…

Kullandıkları tuzu sormuyorsun.

Yaktıkları odunu, suyu bilmiyorsun.

Raşon dönemlerinde yediğimiz arpa ekmeklerinde bile bu kadar muamma yoktu.

Gece beklediğim gibi sessizdi Altınoluk.

Sabah biraz erken uyandım.

Hiç kalmadığım bu yer nasıldı…

Keşfetmek gerekirdi…

İstanbul’da Bağcılar’a git sokakları dolaş gör…

Orada neyse burada da o…

Tek farkı apartmanlar daha düzenli ve en çok dört katlı bir de temiz denizi az ötede.

Ve arkasında Kaz Dağları.

-Ne yapmışlar Altınoluk’u diye sordum arkadaşa…

-Gelen yerleşmiş, geçen yerleşmiş…

Esas Altınoluk köyü yukarıdaymış.

Bilmezdim.

-Gidelim, dedim.

Gittik.

3-4 kilometre yukarısıymış…

Denize bakan zeytin ağaçlı bir kahvehaneye oturduk.

Sade kahve söyledik.

Aşağıya baktık.

Beton yığınıydı.

Kafa İstanbul’da neyse burada da o…

Kafa tıpkı Kıbrıs’a yerleştirmeye çalışılan kafa.

Ayrılıp köy meydanına gittim.

Çınar ağacının dibinde meydana az tepeden bakan yerde zeytinyağı, köy ürünleri satan yaşlıca bir esnafa yaklaşıp sohbete başladım.

Anlattı…

Münavebe öncesi buranın yerlisinin çoğunluğu Rum’muş.

Şu anda restore edilen bir de kilise varmış az ileride.

 Sahil kenarında 1950’li yıllara kadar en çok 50 ev, bir ambar, bir de gümrük binası varmış.

Kimse meraklısı değilmiş denizin.

Ancak ne zaman ki yollar yapıldı…

Ne zaman ki turizm için buraları tanıtıldı…

Gelen kalmış, geçen yerleşmiş.

Fotoğrafını çekmeye değen eski ev ve sokalar var mı, diye sordum…

-Biraz git, az yukarıda göreceksin, dedi…

Eskiden birkaç sokak kalmış…

Çıktım…

Az yukarıda yeni restore edilen bir bina gördüm…

Yaklaştım…

Açıktı.

Girdim.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.