1. YAZARLAR

  2. Ali Doğanbay

  3. Kıyısına vurmayınca Akdeniz cebinizi doldurduğunuz yere Kıbrıs denir mi
Ali Doğanbay

Ali Doğanbay

Afrika Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Kıyısına vurmayınca Akdeniz cebinizi doldurduğunuz yere Kıbrıs denir mi

A+A-

Zifte batırılmış deniz kuşları ya da küçük mavi penguenler veya balıkçıl kuşları eğer yazabilselerdi, ki bu düşünmelerine de imkân sağlayacaktı, ki eminim hepinizden, insan eden hepinizden, daha dünyayı seven, çevreye saygılı, bütün türlere hürmet gösteren fikirlerle yazılar ortaya koyacaklardı.
   
Günlerdir gazeteleri okuyorum, yazık, ülkemde bazı eli kalem tutan ya da mevki sahibi kocaman insanlar, deniz kuşlarından, küçük mavi penguenlerden veya balıkçıl kuşlarından daha az fikirli, daha az düşünme yetisi sahibi, düş kurmaca yazılar yazıyorlar, insan doğasına aykırı, doğası insana küs biçimde...
   
Bu yazıyı da, bendeniz yazmıyorum, insan olmasından mütevellit diğer bütün canlı türlerinin de kendisiyle eşit olduğuna ve aynı zamanda dünyayı bir arada paylaşıp aynı ortak yaşama hakkı olduğuna inanan bütün canlı türleri adına yazıyorum, doğayla el ele tutuş bir yazı, bilemiyorum, Eski Erenköy, Yeni Erenköy, Eski Erenköy’e yeni adet, Kudret Beyler neresinden tutarlar Kıbrıs’ın, biz dünyanın Akdeniz’inde bir Kıbrıs diye tutuyoruz, hiç gördü mü acaba Kudret Bey, petrol yüzünden ölen kuşların resimlerini, yani sen konuşuyorsun diye, ve yazık o deniz kuşları misal konuşamıyor diye, senin ona yaptığın, hayalini kurduğun şey, hiç insan işi değil, hiç insani hayal değil, düşünmeyiniz düş kurmayınız efendim. Hatta, ben derim ki, siz bir konuşmayınız, doğa konuşsun, pek efendi mavi sulardan, çok yeşil alanlara büyüyecek dünya.
   
Çünkü bizleri de, zifte batırmaya çabaladığınız deniz kuşları gibi görüyorsunuz. Çünkü yalanlarınız için artık yeni bir yalan söyleme gayretiniz beliriyor, sizi yalanlarınızdan tanımaya çalışıyoruz, ne tuhaf, en büyük yalanınızı dünya tanımıyor ama! Yalan söylerken mazeret falan aradığınız da yok, şimdi Kıbrıs meselesini bilmem kaçıncı görüşmelerde ‘sıkıntıya sokan taraf’ hep Rumlardır, çünkü biz ‘çözüm’ istiyoruz diyen, yani ta kontrgerilla tarihinden de ta bugüne kadar aynı teraneden ‘pompalayanlar’ ve ‘pompalananlar’ ve elbet olmazsa olmaz ‘pompalayıcılar’; hepsine birden sormak istiyorum; madem ‘çözümseversiniz’ neden o zaman Lefkoşa’da değil de Cidde’de arıyorsunuz ‘benzini’? Ki, sabah yatıyoruz benzine zam, akşam kalkıyoruz benzine zam, ama ne tuhaf, pompalayıcının pompasından mı öğrendiniz nedir, Sonat Atun Beyler buyuruyorlar ki, KKTC 2 yılda %8 büyüdü. Efendim, çocuk kesin bizden değildir, zira biz büyümedik, devamlı bokunu biz temizliyoruz, altını değiştiriyoruz ve fakat bu çocuk bizden olamaz, durmadan yediriyoruz, ve fakat büyüdüğü gerçek olamaz, bu çocuk yedirdiğine ve dikine doğru büyüyor olmasın, heyhat! Cidde’de benzin daha ucuz olabilir mi? Suudi Arabistan Krallığının Kıbrıs Meselesine katkısı ne olabilir? Acaba petrol mü istemeye gittik? Kıbrıs meselesinde masaya artık petrol mü vuracağız? Kaç gibi vuracağız, kaça vuracağız? Şöyle mi düşünüldü acaba; madem Hristofyas Akdeniz’in göbeğine sondaj sokup çıkartıyor biz de Akdeniz’in ortasına petrol mü istifra edelim, kimseye yar olmasın bu Akdeniz, en nihayetinde bu da bir ‘çözüm’ mü? Ve fakat deniz kuşlarının, balıklarının, Akdeniz’de yaşayan onca canlının suçu ne? Akdeniz’de yüzüyor olmak. Ah, ya bizim, Akdeniz’de yaşıyor olsa gerek, öyle mi? Hayır, Cidde’n anlamıyorum…
   
Çünkü barış isteyen, bu ülkede, kendinden başka her insanla duygudaşlık kurabilen ve ortak bir vatanda bir arada yaşama hakkı olduğuna inanan herkesi, zifte batırılmış deniz kuşları gibi yapmak istiyorsunuz. Ve işte o yüzden, bu coğrafyanın üstünde yaşayan hiçbir canlı türü için bu ayrımı yapmıyorsunuz. Zira sizin kitabınızda, eğer sizin hayallerinize ve kurduğunuz düşlere uymuyorsa, Akdeniz’de yüzmek de suçtur, Akdeniz’de yaşıyor olmak da…
   
Eğer Kıbrıs’a gerçekten bir çözümü getirecekseniz, bu akan ve nereye aktığı aşikâr olan, yani şu meşhur yeşil sermaye ve Gülen Cemaatinin durmadan bu akıştan denize doğru yol alıyor olması, yalancılığın debisi değil midir? Dışişleri Bakanlığı ile İslam İşbirliği Teşkilatı ve İslam Kalkınma Bankası organizasyonunda ‘fırsatlar adası’ sloganıyla Girne’de düzenlenen forum neyin akıbetidir? Fırsatlar derken, kime fırsattır, mesela deniz kuşları için zift eden bir fırsat, Kıbrıslı Türk için besleme eden bir fırsat mıdır? Kıbrıs Olimpiyat Günleri’nde yedi bin yedi yüz yedincisi yapılacak olan Görüşme Turları’nda masaya ‘fırsatlar adası’ sloganıyla mı oturacaksınız? O oturmaya neden kalkılmasın? Belki de o ‘fırsatlar adası’ sloganının içinde fırsat diye reklâm edip pazarlamaya çalıştığın yer masadan kalkanındır.
Ben, şunu bekliyorum, ne zaman diyecek, halklar; “oturmaya mı geldik, ey Kıbrıs ayağa kalk, ve yürü peşimizden” yani “bırak masaları, masalarda pişen cezveleri, ve cezvelerde içilen kahveleri, ve kahvelere not düşürülen BM planlarını…” 

Söylediğiniz yalana bir çentik daha atmak isterim ki, geçenlerde çıktı, Kıbrıs St. Tropez olacak diye, birincisi Kıbrıs önce ‘Kıbrıs’ olsun sonra ‘makyajlanır’ ve fakat gene de örtemezsiniz ki? Ama adama sormazlar mı, madem St. Tropez olacak o zaman hangi kıyına petrol dolum tesisi yapılsın diye, niye kavga ediyorsun? Ben bilmiyorum, St. Tropez denen yerde petrol dolum tesisi var mı? Kıyılarına petrol akıtan, kıyılarını kirleten ve kıyılarında yaşamı yok etmeye çalışan bir yer St. Tropez olabilir mi? Ne bileyim, değişik bir abiye benziyor, Cizvit Cemiyeti’nden olma ihtimali de yüksektir, bir de St. Tropez Abiye soralım, Kıbrıs’tan ne olur, en son kaça olur, kaçtan kaça olur?

Plenty Körfezi’nde RENA Kargo gemisinden, dökülen 350 ton yağ nedeniyle ölen yaklaşık 20 bin kuş var, acaba bişey ifade eder mi Kudret Bey? Kamuoyunun önce “neyi” tartıştığı önemlidir. Diyelim ki mecliste Silah Bulundurulma Yasası konuşulurken, silah bulundurmanın ‘yasaklanması’ gerekliliği mi sizin fikrinize köprüler açar, yoksa madem silah bulundurulacak herkes dikkatli ateş etsin mi denilmesi? Bazen neyi, nasıl konuştuğumuz ya da onu nereden tutup zihne çengellediğimiz “tartışmanın yararlılığından’ daha ‘yararlıdır.’ O zaman, maazallah, Nükleer Santral’e ‘Aygaz 12 kg’lık ev tüpü’ muamelesi yaparız ki, bu tartışmanın yararlığından ziyade ‘esas kötünün aslında ne kadar kötü olduğundan’ uzaklaşmamızı sağlar. Nükleer Santral kötüdür. Ve güzelim Mersin, nükleere hiç gerek duymadan, ki tepesinde sekiz ay güneş, o güzel Akkuyu, o bir ressamın ancak bir tuvale çizebileceği kadar güzel renklilikte kıyıları, kendi kendine yetecek enerjisini, doğa, bütün güzelliğiyle verir kendine. Ama, para güzeldir. Para, durmadan güzeldir. İnsan o kadar değildir. Ama öyle, öyle işte, doğru tartışmalıyız Kudret Bey, Mersin Nükleer Santral İstemiyor, Kıbrıslı Türkler Petrol Dolum Tesisi İstemiyor!

7 Kasım 2007 yılında yük gemisi Cosco Busan yoğun sisten dolayı San Francisco Körfezinde köprüye çarpmış, 58 bin galon fuel oil yayılmış, toplam 1759 kuş ölmüş, deniz çevresine, plajlara, sucul canlılara zarar vermiştir. Aynı bölgede 11 yıl önce de olmuş bu kez yaklaşık 40 bin fuel oil yayılmıştır. Bunlar sadece birer rakam ve anlamsız harfler dizini değil mi? 8 Eylül 2007’de Güney Kore kıyılarında iki gemi çarpışmış, bunun sonucunda 2,8 milyon galon ham petrol denize dökülmüş, Taen kasabasının batısında 160 km’lik bir sahil şeridini etkileyen bir şiddetli kirlilik oluşmuştur. Bu da mı gol değil hâkim bey? Bu da mı gol değil. Öyle mi, peki, yani sizin paracıklarınızdan, sizin kazanacağınız milyon dolarlardan, o gemilerin kaçak ve illegal yollarla petrol arşınlamalarından, ve sonra ‘kaza’ ya da ‘kader’ diye adlandırılacak bütün o sevimsiz tanımlamalardan, daha mı az önemli, o canlıların, o diğer canlıların, ve biz, biz olan canlıların, daha mı az, ne yani, Kıbrıs’ta yüzmekte mi bir, yürümekte mi bir..? Belki bu daha anlamlı gelebilir, ne dersiniz, 1999 tarihinde bir nehir gemisi olan Volganeft–248 İstanbul Boğazı’na girerken Marmara Denizinde batmış ve 1200 ton petrol denize dökülerek çevreye büyük zarar vermiştir. Peki, bir kere daha duralım ve düşünelim; “tartışmanın yararlılığı” mı yoksa “tartıştığımız şeyin gerçekliliği” mi? Bütün oyun yazan yazarlar bilir ki, ki bu Çehov’tan bu yana böyledir, “İlk sahnede duvarda asılı bir silah varsa, son sahnede mutlaka patlar.”

Eko-Turizm/Turistik Tesis adına ne diyorsanız deyin, bizler, buranın bütün canlı türleri, sadece dokunmayın istiyoruz, dokunmayın, eskisi yenisi, bırakın göründüğü gibi kalsın, ve duvara silahınızı gelip asmayın, lütfen asmayın…

Ama öyle ki, Mersin’de ya da Büyükkonuk’ta ya da sizin nefis buluşunuzla Eski Erenköy’de, ne fark eder ki, tarihi neresinden tutsak, her yazımızda, kavgamız bir çıkıyor işte, kavgamız birleştiriyor halkların dilini. Çünkü sizin diliniz her keresinde yalnızca halkların dilini bozmaya ayarlı değil, bu dünyayı beraber soluduğumuz her canlı türünün de dilini bozmaya ayarlıdır. Ama bozdurmayacağız. Çünkü petrol dolum tesisine sadece Kıbrıslı Türk hayır demeyecek, Akdeniz’in ortak vatanında, herkes, hayır diyecek. Yarın, Nükleer Santral’i Mersin’de Akkuyu’ya dikmeye çalıştığında, sadece köylüler değil, sadece Mersin’de yaşayanlar değil, Akdeniz’in ortak vatanında yaşayan herkes hayır diyecek. Larnaka’dan, Baftan, Lefkoşa’dan, Limasol’dan, Mağusa’dan, Girne’den, Mersin’den, Antalya’dan, Adana’ya kadar…

Çünkü doğa sana diyor ki, sadece insan olduğun için sen değil ha, yanlış anlama; bütün canlı türleriyle üzerinde yaşadığımız bu ortak alanda, hepimize diyor ki;  hadi ben demeyeyim zira Arto Tunçboyacıyan çok güzel demiştir, dinlemesi de pek güzeldir: “(…)Doğada var bu gerçekler anla be ey can. Doğa sana tüm gerçeği söylüyor ey can. Doğayı anlamazsan çok zor be ey can. Senin doğan, senin ruhun, saygı göstersen, sevgini hiçbir zaman eksik etmesen, aklın gücü ruhuna yetmez be ey can. Aklın gücü doğana yetmez be insan…”


Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.