1. YAZARLAR

  2. Dr. Nazım Beratlı

  3. Köşe yazısı yazmak
Dr. Nazım Beratlı

Dr. Nazım Beratlı

Haberdar Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Köşe yazısı yazmak

A+A-

Köşe yazısı yazmanın kendine göre bir adabı var… 

Gündelik bir gazetede günlük yazılar yazmakla, örneğin aktüel bir dergide sayfa yapmak, teorik bir dergide makale yazmak, ya da gündelik bir gazetede hafta sonu yazıları yazmak, ayni şeyler değillerdirler. 

Bütün ötekilerde sınırlı, konunun meraklısı bir hedef kitleye yazarken, gündelik gazetenin günlük köşe yazılarında, bütün okur kitlesine hitap etmek zorundasınızdır. 

Elbette ki kendi dünya görüşünüz ve üslubunuz çerçevesinde… 

Herkes de bilir ve basın okullarında da okutulur ki gündelik gazete yazarı örneğin hafta sonu politika yazmaz… 

Tatil gününde, bütün ailenin evde olduğu bir ortamda, herkesin de okuyabileceği, daha hafif yazılar yazar…

Benim kendime seçtiğim yazı biçimi, lise yıllarımdan beri, Sohbet’tir… 

Sohbet, biriyle konuşur gibi yazmak demektir. 

Bu anlamda, yazıda bir “ben” vardır, bir de okur… 

Ama bu üslupta okur, sanki de bir masanın başında, elinde kahve fincanı ile karşınızda oturur gibi düşünülür bu biçemde… 

Benim narsistliğim dolayısıyla böyle yazdığım sanılmasın… 

Ne var ki bir gazetede “sohbet” de yazsanız, kendi derdiniz, siyasi duruşunuz, siyasi hedef ve amaçlarınız, elbette yazının bir yerinden pıtrak gibi fırlar ama eğer size verilen köşenin, babanızın malı değil; gazetenin ve okurların malı olduğunu göz ardı eder ve hele bunu kendi kişisel amaçlarınızla kullanırsanız, biliniz ki sıfatınız, köşe yazarı değil; propaganda yazarıdır. 

Hele ki “gazete” olmak iddiasındaki bir yayın organı ya da internet portalında…

Bilen bilir ki uzun yıllar, ben bir parti gazetesinde yazarken bile, yayın organının “parti ceridesi” değil; “gazete” olması için kavga verdim… 

Son dönemde yaptığım da oydu… 

Bir görüşün değil de bir başka görüşün borazanı olmak endişesi ile reaksiyon gösterip, kendi yazar kimliğimle istediğim gibi yazabilmek üzere, parti yayın organını terk ettim… 

Ancak:

Son zamanlarda, internet ortamında yazılarımın altına gelen blog’larda, CTP’nin içindeki çekişmelere ya da CTPye saldırmanın dayanılmaz hafifliğine kapılan bazı okurların, ki bunlar üç-beş kişiyi geçmiyor, yazılarımın altını bir foruma dönüştürdüğü görülüyor! 

İşin doğrusu, tiraj açısından çok işime gelen bu durum, beri yandan hem siyasetçi olarak ve hem de yazar olarak beni rahatsız ediyor. 

Yazar olarak rahatsız ediyor, çünkü hedef kitlem o birkaç kişi değil… 

Bütün okur kitlesidir… 

Siyasetçi olarak rahatsız ediyor, çünkü ben parti içindeki tartışma ve çekişmelerde nerede durduğumu, hem yazdığım kitapta, (yenisi de yoldadır) ve hem de TV programlarında dilimin döndüğünce, zaten konuşan bir adamım… 

Ama kuru fasulyanın faydaları konulu bir yazının altında, Karl Marx’a söven bir blog, sanırım çok da akılla bağdaşır bir durum değildir… 

Üstteki yazı ile kel alâka eleştiri! Geçmişte Ayşe/Lefkoşa diye bir hanım, (hanımsa) pek de iyi bilmediği aşk hayatımı bile “eleştirdi”!

Blog iyidir… 

Tirajı da artırır… 

Ama el insaf be arkadaş! 

Saplantıları tatmin mekanizması da değildir…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.