1. YAZARLAR

  2. Ali Doğanbay

  3. Küçük notlarla büyük adamlara fırça
Ali Doğanbay

Ali Doğanbay

Afrika Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Küçük notlarla büyük adamlara fırça

A+A-

Çocuklar değişmedikçe büyükler de aynı kalacaktır…

 

Hiçbirimiz bilmiyorduk henüz. Federasyon, konfederasyon, barış, işgal, birleşik, cumhuriyet, taksim neden ve niçindir? Çünkü zaten, senden evvel ve çocuksan, çıkan kavganın ya da gürültünün (kavgası tarihten gürültüsü denizden gelen bir savaş) pek haberi olmazsın. Ortada ciddi bir sorun vardır ve çocuklar genelde hiçbir şeyi ciddiye almazlar ve o yüzden çok sever insan kendi çocukluğunu.

 

KÜNYESİ DÜŞÜNCE YALANI ORTAYA ÇIKTI. YALANCIYDIK VE ÇOK YALAN SÖYLÜYORDUK. ÇÜNKÜ YALAN SÖYLÜYORDULAR. DEVLETLİYDİK FAKAT DEVLET DEVLETSİZDİ. KİMSENİN TANIMADIĞINI TANIYORDUK. CİDDİ BİR ŞİZOFREN VAKAYDI TEŞHİSSİZLİĞİMİZ. İNSAN ŞİZOFREN OLABİLİRDİ PEKÂLÂ VE FAKAT DEVLETİN ŞİZOFRENİ OLUR MU? NEDEN OLMASIN. ORDA BİR ADA VAR YA OĞLUM İŞTE ORDA YAŞIYORUZ BİZ. OĞLUM ORDA ÖYLE BİR ADA YOK Kİ. BİLMİYORUM. GÖTÜMÜZDEN UYDURUYOR DA OLABİLİRİZ. DİKKATE ŞAYANDIR Kİ ELEKTRİK YOK SULAR AKMAZDIR.

 

Çocukluğumun en güzel fotoğrafı elektrik kesilmesidir. Allahım niye bu kadar çok kesilir bu Allahın elektriği? Hayır, elektrik Allahın değil, kahrolsun işte Gâvurların ve gâvurlar durmadan elektriğimizi kesiyor yalanbazlıkları. Kendi devletimiz ve cumhuriyetimiz var fakat elektriğimiz yok. Elektriği olmayan devlet olur mu? Su konusuna hiç girmeyeceğim. Hadi kışın neyse, yazın, denize giriyorsun, canım Akdeniz tuzlu haliyle, eve geliyorsun değişen pek bir şey yok, yıkandığın su da tuzlu, tuzla buz geçiyordu işte çocukluğumuz.

 

Hayatımın en boktan takvimi (hala korkarım ve hiç sevmem o günü) 21 Aralık’tır. Tanrım neden ilkokul birinci sınıfa, yani daha abecesini öğrenmeye gelmiş küçücük insanlara, küvetin içinde annesiyle öldürülmüş olan o resmi gösterirsin ki. Tarih bilinci mi? Sanmıyorum. Mücadele ruhu mu? Sanmıyorum. İnsani olan şudur sevgili devletim: yedi yaşındaydım ve korkuyordum. Yedi yaşındaydım ve bilmiyordum ve bana korkmayı öğrettiniz. Ne oluyordu ki yani. Hemen telin öte yanında da, sizden korkak devlet olmasın; orada da yedi yaşındaki akranıma, başka bir fotoğraf gösterilmiyordu mu? Neydi istediğiniz. Nefret etmek mi? Hayır yedi yaşındaki çocuk bunu bilmez, siz zaten devletler bunu bilmediniz işte, hala korkutmak için politika yapıyorsunuz, insanı olmayanın devleti de olmaz, yedi yaşındaki çocuk yalnızca korkar. Dokuz yaşındaki çocuklar toplu mezarlara götürülmez. Nasıl ve ne şekilde gömdükleri öldürdükleri onlara anlatılmaz. Biliyorum, onlar da anlattılar. Demek ki, şurasına ikinizde itiraz etmeyeceksiniz ki, temel olan ikiniz de öldürmüşsünüz. O fotoğrafları, o mezarları, o tarihleri anlatmak başkalarının daha ölmesini sağlamaktır. Korkaklar öldürürler. Çok korktum. Sevgili devletim; kuş, böcek, ağaç, yaprak, taş, at, masa, ölmedi o fotoğraflarda, insandır ölen...

LEFKOŞE DEĞİL LEFKOŞA, MAGOSA DEĞİL MAĞUSA, KIBRIS DENİLEBİLİR FAKAT KIPRIS EN DOĞRUSUDUR.

 

Kıprıslı olarak bir yere gittiğinde bazı tehlikeli durumlar vardır. En önce konuştuklarını anlamazlar. Ama aşağı yukarı hepsine çok sevimli ve ay çok değişik gelir. (bu da tuhaf tabi. Thank you diyen bir İngiliz hiçbir zaman değişik gelmedi bana.) Tabi Yavruvatan-Anavatan yalanlarını da tanıyorsun. Aslında o kadar da tanımıyorlar seni. Kıprıs denilince, işte 1974 (bazen bunu hatırlamayan da var) yılında geldik, aldık, sizi kurtardık bir de Rauf Denktaş biliniyor o kadar. Bunun cahillikle alakası yok. Zaten okul okumanın da cahilliği yendiğine inananlardan değilim. Okul sana sadece bilgi verir. Yani o bilimle ilgili olanı anlatır hepsi o. Gerisinin nasıl olacağı sana bağlıdır. Çünkü, üniversiteli bir arkadaş, haritayı kendisine verdiğimizde, Kıprıs’ı Rusya’nın oralarda arıyordu. Üzülecek bir şey yok. Daha uzakta da arayabilirdi. Ama ona da işte, bizim gibi, korkutulan öğretildi hep, insani olan üzerinde pek durulmadı. Ama gene de, karşılaştığım çok saçma sorular oldu ve hala cevabı pek mümkün değildir.

 

            —Türk müsün?

            —Müslüman mısın?

            —Sünnetli misin?

            —Kuzeyinden misin Güneyinden mi?

            —Rum musun?

            —Türkçe biliyor musun?

 

(Bunu açmam lazım. Hayır, soruyu anlayabilirim ama bir insanın salaklığını asla. Adamla Türkçe konuşuyorum. Yani anlaşıyoruz o sıra. Duyuyorum Türkçe kelimelerimi. Ve bana Türkçe biliyor musun diye soruyor. Hayır, salak kardeşim, bilmiyorum, şu an öğreniyorum, sen konuşuyorsun ben öğreniyorum.)

 

—Sizin orda evler nasıl? Ev var mı?

           

(Hangi devir olursa olsun, misal Cilalı Taş Devri canım kardeşim, hangi uygarlık olursa olsun, insanoğlu önce barınmak sonra karnını doyurmak sonra ısınmak sonra da sevişmek istemiştir. Fakat sen hangi sevişmenin ürünüsün kardeşim? Hayır, ev yok. Sokakta kalıyoruz biz. )

 

—Hayır, şunun için soruyorum. Küçük ada ya oğlum. Evler sığıyor mu?

           

(Buna yanıt vermek istemiyorum. Arkadaşlığımız sona ersin istiyorum. Ada derken, Kardak adası değil ki bu canım kardeşim)

           

—Siz zenginmişsiniz

           

(hayır, kardeşim ben zengin değiliz)

           

—Para çokmuş sizin orda. İş de çokmuş.

           

(sanmıyorum. Kandırılıyorsun. Kim dedi sana bunu)

           

—Sizin anadiliniz İngilizceymiş.

           

(Benim haberim yok. Benim anadil Türkçe konuşuyor canım kardeşim)

           

—Sizin kızlar serbest oluyorlarmış.

 

(Serbest derken neyi kast etmek istediğini anlamadım kardeşim ama. Birbirini dinleyen, anlayan aileler desek. Baskıyla büyütülmüyorlar desek. Çünkü genelde en baskın büyütülen ailelerden çıkıyor en fahişe ruhlu kızlar)

 

—Yok, öyle değil de babanın evinden kızı alıp dışarı çıkıyormuşsun

 

(abartmışlar canım kardeşim. Evet, bazı bu ve benzer durumlar oluyor ama misal o babanın kızını sana emanet edeceğini sanmıyorum. Sen gibilere verilmediği açık yani)

 

—Bizim paramızla memurunuzun maaşı ödeniyormuş.

 

(Verenle alanın sorunu. İlgilenmeyeceğim. Ama verdiğine göre bir çıkarı vardır alandan. Yoksa durduk yerde anası oğluna vermez para)

 

—Top denize düştü mü ne yapıyorsunuz

 

(en sevdiğim soru bu. Çerçevelendirip duvara asılmasını istiyorum. Artık zihinde nasıl tahayyül ettiyse tahayyül kısmında da durmamış deyyus diyor ki hani bunlar top oynuyordur oynayınca ufak küçük yer tabi denize düşmemesi olanaksız (bakınız hala tahayyül hali sürüyor) bu da yetmiyor napıyor acaba bunlar? Şimdi bu zihne verilecek yanıt şu: kardeşim zaten top oynayınca denize düşme durumu olan yani kıç kadar bir yerde yaşayan insanlar sanmıyorum bu denli zorlamazlar top oynamazlar. Ve büyük ihtimal toptan bihaberdirler. Fakat senin zihne bir soru yarıştırayım hemen: şöyle yapıyoruz. Denizin içine –sırayla- dört adam koyuyoruz, dört yanına da. Top denize düştüğünde onlar bize geri veriyorlar. Ayrıca topu denize üç kere atan densiz ebe oluyor, suyun içine giriyor, top toplayıcı oluyor. Ve kardeşim sıkılmadan oynuyoruz bu oyunu.)

 

2006/2008-İzmir-İstanbul

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.