1. YAZARLAR

  2. Dr. Nazım Beratlı

  3. Kuşlar ve Bahar
Dr. Nazım Beratlı

Dr. Nazım Beratlı

Haberdar Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Kuşlar ve Bahar

A+A-

Geçen gün, karşı pencereden görünen elektrik telinde tünemiş, tüyleri siyahtan maviye çalan bir kırlangıç görmekle, yerimden fırladım… Bahar gelmiş ve ben neler yazmaktayım. Lefkoşa’ya geleli, kırlarla ilişkim mi kesildi, nedir?  Baharı, elektrik telindeki kırlangıçtan mı hissedecektim ben?

Ninemim evinde, merteğe bitişik kırlangıç yuvasında, ana yavrularını beslerken, göğsündeki sarıya çalan bej tüylere, yanaklarındaki kahve rengine dalar giderdim. O mu geldi aklıma, yoksa baharı kapalı yerde hissetmek fenama mı gitti, bilmem…

Çocukluğumda, oturduğumuz sokaktaki eski Osmanlı konağının kerpiç duvarlarındaki kovuklara, kürümle gelen ebabülbülleri geldikleri ilk akşamüzeri görürdüm oysa… Sokakta oynuyor olurduk ve ebabülbül sürüsü, bir kamyonunkinde yüksek gürültüsü ile cıvıl cıvıl geçen yaz sonu boş bıraktıkları kovuklara saldırırdı. Sanki hava o anda değişir, kışın ürperten serinliğini, insanı sarıp içine alan, ılık bahar havası çekerdi… Şimdi ne kerpiç duvar var karşımızda, ne eve dönen ebabülbüller…

Çocuktuk… Hayatın insanlara ne cilveler hazırladığından henüz haberimiz yoktu… Kuşları sevinçle karşılar, sırtımızdaki kazakları sıyırır, top peşindeki koşuyu, hızlandırırdık. Henüz geceleri bir maraton şeklinde sürdürdüğüm okuma nöbetleri, gözlerimi etkilememiş, gözlüğüm mözlüğüm yoktu… İlk okulun son sınıfında başıma bu gözlük belası musallat olunca, futbol hayatım çok kısa sürdü… Hade gizli gizli söyleyeyim, kimse duymasın, çok kabiliyetli de değildim zaten. Babamın hatırı kalmasın diye oynardım…

Sokağın şenliğinin keyfini yitirmesi ile benim gözlük maceram arasında, doğrudan bir ilişki de yoktur aslında. Kış girişi biz gözlüğü kuşandık, Aralık’ta “fasarialar” başladı! Ne tadımız kaldı, ne tuzumuz… O sene, 1964 yılının baharında, sanırım kuşa bülbüle bakacak halimiz zaten kalmamıştı ama 1966’da mücahit olduk, ne ebabülbül kaldı ne gül! Kendimizi mi okuldan çıkıp mevziye koşarken o ebabülbüllere benzetirdim, onları mı bize? Bilmem. Gürültü, cıvıltı geri mi gelmişti? Yoksa hayatımızı dağda bayırda yaşamaktan gelen bir kanıksama mı? Bilemem…

O zamanlar nöbetten çıktığımızda, eğitim de yoksa, sokaklarda dolaşırdık. Arada geçen gün gördüğüm gibi bir kırlangıç, asfalta pike yapar, yuvasındaki yavrularına götüreceği, alçaktan uçan bir sineği alır, giderdi.

Sonra, Hakkı Yücel’in bir şiirinde “Gayya Kuyusu” dediği İstanbul’a düştü yolumuz… Koca şehirde, baharın gemesi öyle bir şenlikli olurdu ki! Kuşlar değildi bu defa beni uyandıran… Koca çınarların havada uçuşan tüycükleri açardı gözümü… Bir de sokakları saran hıyar kokusu… Çengelköy’den… Vapura binilir, Kanlıca’ya yoğurt yemeye gidilirdi o günlerde… Yahya Kemal’in kulakları çınlatılarak: Kanlıca’nın İhtiyarları…

Kırlangıcı gördüm… Aklıma neler düştü…

Bahar geldi, hoş geldi… Kırlara mı vurayım gene, Mesarya’ya mı salayım kendimi? Karpaz’a mı? Kaç baharı ıskalayarak geçirdik acaba hayatımızda? Saydınız mı hiç?

Baharda hayatın yeniden başlaması, evrenin yeniden doğuşunu gönlünde hissedemeyen adam, ne edecek yaşayıp da?

Hayatı mı durduracak? Dünyayı geriye mi döndürecek? Zamanı mı iteleyecek, omuzunu dayayıp?

Aslolan, bahardır… Sonrası kendiliğinden gelir… Yürüyün ülkemizin kırlarının renklerine bürünelim… Gelincik kırmızısına! Ve gene şaire dönelim:

“Güzel günler göreceğiz çocuklar

Motorları maviliklere süreceğiz…”

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.