1. YAZARLAR

  2. Eşref Çetinel

  3. Kuyruklarına basılan kediler - zurnanın deliği - eğitimin melâli
Eşref Çetinel

Eşref Çetinel

Halkın Sesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Kuyruklarına basılan kediler - zurnanın deliği - eğitimin melâli

A+A-

Evinde kedi besleyenler iyi bilirler.   Yanlışlıkla kuyruğuna basıldı mıydı ciyak ciyak ciyaklayıp anında tırmık atarlar.   Acısını,  tırmığı yiyenler  bilirler! 

Son günlerde bir yandan UBP ve Hükümet,  öte yandan CTP ile  bünyelerinde dürüyüp büyüyen yeni jenerasyon ve de öne çıkan bazı  “basım yayım kuruluşları” birbirlerinin kuyruklarına basıyorlar. Ki çığlıkları  Mağusa krallığında bile duyuluyor!   Birbirlerine attıkları tırmıklarından dolayı kan revan içinde kalışlarının acılarını da tahmin edebiliyorum…

Ve bir kez daha şunu anlıyorum:  Gerçekten 1974 sonrasını iyi ve doğru kuramadık!  “Niçinini” bin defa anlattık. Gene başlamayalım çünkü on tane okuyanımız varsa onu da bu nedenleri bizden  iyi  bilmektedirler! 

Çevirin yoldan bir yurttaşı sorun:  “Nedir bu olanlar?”  Size bir ayak üstüne bir sürü somut olay anlatacaktır ki  “vallahi  doğrudur”  diyeceksiniz.  Çevirin yoldan bir ötekini sorun ona da:  “Ne olacak bu hallerimiz?”  Bir açacak ağzını kapatamayacaksınız!  “Vallahi bunun söyledikleri de doğrudur”  diyeceksiniz.

Ve anlayacaksınız ki   “herkeslerin kendine göre kendi doğruları vardır.”   Üstelik basbayağı  “doğrudurlar” da!  Mesela  mağdur olmuşlardır.  Çocukları üniversite bitirmiş  işsizdirler.  Evlidirler ama  asgari ücrete talim etmektedirler.   Esnaftırlar battılar,  zanaatkârdırlar ama kazançları gitgide düşmektedir.   Müteahhidin bankalara borçları artmakta, çiftçi hayvancı  bir türlü iki yakasını araya getirememektedir…  

Kısaca herkeslerin kendi  “doğrularını” oluşturan haklı şikâyetleri vardır…                                                          İŞTE ŞİMDİ GELDİK ZURNANIN ZIRT DELİĞİNE: Pekala tüm bu  “doğruları”  Devlet kademelerinde  toparlayıp  çözecek olan Hükümetler, Siyasi Partiler,  Medya,  Meclis’teki Milletvekilleri hatta STÖ’leri değiller midir? 

Siz ne diyorsunuz?  Bizzat onlardır azdırıp sorunlara sorun ulayanlar!  Nitekim son günlerde  siyasi kesimlerin   medyadan Meclise taşıdığı birbirlerine yönelik suçlamaların içeriğinde   “usulsüzlüklere” bakın. Usulsüzlük  ne kelime,  “kanunlar” karşısında suç olması gereken  uygulamaları bile   vardır! 

Dolayısıyle yine sorarsanız:   Pekala Devleti koruyup adam gibi çalıştırmayı başaracak “doğru”  nerededir?  Tek kelimeyle ve de Anayasal hükümle yine Devletin “Hukuk Devleti oluşundadır.”                       Fakat işte bu hukuk Devleti oluşamadığı içindir ki  üç yüz bin kişilik halk katlarında 300 bin   “doğru”  birbirlerinden kopuk ve savruk ayrı gayrı hükümler sürdürmektedirler… Tabi öyle de olunca son günlerde kuyruklara basıldıkça acıyla çıkan çığlıklara,  yaralanan izzeti nefislere,  kırılan haysiyetlere hiç şaşmıyoruz! 

****

ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ

Değiştirilmesine nereden başlamak istediler  bilir misiniz?  Anayasa’nın  “geçici 10. maddesinden!”  O da   Kıbrıs Türk halkının savunması ve iç güvenliğiyle ilgilidir.  Ki Anayasanın 117. maddesine göre    “yurt savunması KKTC Silahlı Kuvvetlerince sağlanır.” 

Biliniyor,  “Güvenlik Kuvvetleri”  Emniyet Güçlerini  de kapsayan yönetsellikte   kısaca  askere bağlıdır.  Öteden beri istenen ise bu “askeri otoritenin”  ilga edilerek   sivil otoriteye bağlanmasıdır. 

Geçmişte bu konu ne zaman gündeme gelmişse  “yani demişizdir,  askerle polisi de mi politize edeceğiz?  Nasılsa  siyaset dışında kalmış tek müessese.  Bırakın da bunları olsun politikacıların şerrinden uzak tutalım.  Her gelen  iktidarın kendi çıkarı için tepe tepe kullanmasından azade kılalım…”

Olmuyor.  Sanki Elektrik Kurumu,  yahut Sütçülüğü tartışır gibi  “Güvenlik Kuvetlerini”  de potaya koyduk tokmaklayıp dövüyoruz! Malum bir de bu ülkede askere polise karşı alerji var ya! 

AMMA VE LAKİN.  Bu GK’leri es kaza sivil otoritenin eline geçse  ve de   “barış ve Birleşik Kıbrıs çözümünü” gerçekleştirmek amacında gündeme sokulsa ilk yapılacak iş askerin   adadan gitmesi fetvasının verilmesi olacaktır!...    (Vallahi yaparlar da öteye bile geçerler de!)                                                                    Kaldı ki yukarıda yazdık.  Hukuk Devleti olabilmek için daha kırk fırın ekmek yememiz gerekir!  Bu durumda bir de “Güvenliğimizi” yüklenip, emirleri Cumhurbaşkanı ile Başbakan’ın vereceğini düşünün…

*****

OKULLAR KAPANDI

Bir öğretim yılının daha   “kendi gitti adı kaldı yadigâr!”   Öyleyse gelin hep birlikte  “2011-12 Ders yılında KKTC Eğitim öğrenimi ile ilgili hangi olayları hatırladığımızı hatırlamaya çalışalım: 

Öğrencilerimiz  sınavlarda Güneydoğu Anadolu’nun bile gerisinde kaldıydı değil mi?  Haspolat’a Külliye yapımı tartışmaları yapıldıydı hâlâ devamda?  Doğa Okulları’nın DAİ ve DAK’ı devralması olayı vardı.  Başka?  Kolejlere girişler,  sınavları falan…

DAHA BAŞKA VE ASIL HATIRLADIKLARIMIZ: İlkokullara kadar girmiş sigara!  Ortaokullara kadar musallat olmuş türlü çeşitli uyuşturucu  maddeler!  İlk ve Orta Dereceli okullarda 365 günün 200 gününün eylem ve grevlerden dolayı eğitim öğrenim görememesi!  Devlet okullarının özellikle  TC kökenliler bölgelerinde sapır sapır dökülmeleri!  Bir türlü oluşturulamayan “Okul Aile Birlikleri, Okul idareleri ve Öğretmenleri ile  Sosyal Yardım Daireleri’nin” sorunları çözmek için koordineli şekilde çalışmalarına yönelik yeni örgütlenmeler! 

Ve ilâhi diyoruz.  Kısaca onca Üniversiteler iddiamıza karşın Devlet okullarımızın düzeyi iyi değil!  Niçin olmadığını da zaten  yukarıda bir kısmını özetlediğimiz  yaşadıkları olaylardan ispatlı! !

****

VE SAYIN TALAT CEPHESİ

Her gün konuşup açıklama yaparsan bırak KKTC minyatür bir coğrafyayı,  dünyanın  tek hakimi olsan  yine de çelişkiye düşer,  bir gün söylediğinin bir süre sonra tersini söylersin!

Mesela çok hoşumuza gittiği ve işimize geldiği için  Sn.  Talat’ın  “görüşmeleri tıkayıp sonuçsuzluğa mahkûm edenin Hristofyas olduğunu” söylemesine bayıldıydık!   “İşte dediydik artık Talat bile  görüşmeleri Hristofyas’ın sabote ettiğini söylüyor.” 

Geçen gün bir de baktık ki  ayni Talat Görüşmeleri bizim tarafın yani Eroğlu cephesinin  sabote ettiğini söylüyor!”

VE ANLADIK: Talat politikacı ya!  Kendisi görüşürken çözüme ulaşılamamasının suçlusu Hristofyas olmakta.  Fakat Eroğlu görüşür ve sonuca gidemezken  bu kez suçlu Eroğlu olmakta!                                                    Ve tabi ne olmakta?  Her hal’u kârda Sn. Talat  bir taşla iki kuş vurmakta!  Hem Hristofyas’ı hem de  Eroğlu’nu  “başarısızlığa havale etmekte,  kendini de sütten çıkmış ak kaşık gibi tek başarılı müzakereci olarak lanse etmekte!  Sn. Talat’ın diyalektiğe meraklı olduğunu bilirdim ama  yok da bu kadar!

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.