1. YAZARLAR

  2. Ahmet Tolgay

  3. Lefke: Ülkemizin kuytu cenneti…
Ahmet Tolgay

Ahmet Tolgay

Kıbrıs Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Lefke: Ülkemizin kuytu cenneti…

A+A-

Lefke, ülkemizin cennet köşelerinden biri. Yeşillikler içinde bir dinginliği var… Yeşilliklerini denizin çivit mavisiyle buluşturan bir kıyı kasabası… Her birinin kendine özgü adı olan tepelerden yeşilin her tonu dere gibi akmakta… Tepeler arasında oluşan ve yeşilliklere gömülen kuytu derinlikler gizemli bir doğayı barındırmakta… Yörede simgesel hale gelen hurma ağaçlarının gölgesinde emsalsiz bir kültür mirası barınıyor.
  
Kıbrıs’ın her beldesinin bir simgesi var yetiştirdiği ürünlerden kaynaklanan. Lefke’nin simgesi de hurma. Kıbrıs folkloruna zenginlik katan nice öykünün ve yaşanmışlığın beldesi olan Lefke’de bu emsalsiz kasabanın siluetine zarafet katan hurma ağaçlarının da bir öyküsü vardır hiç kuşkusuz. Eskilerden dinledim. Haçtan dönen taze hacıların ilk işi, o kutsal topraklardan getirdikleri peygamberler meyvesi hurmanın çekirdeklerini yaşam mekanlarına ekmekmiş. Hurmanın kutsallığını onlardan öğrenen diğer Müslüman Türkler de ellerinden geldiğince topraklarına hurmalar dikmişler hayırlı bir iş yapmak ve sevap işlemek adına. İşte o öyküyü dinlediğim günden bu yana Kıbrıs’ın bir Ortadoğu ülkesi olduğunu vurgulayan ve çöllerdeki vahaların egzotik tadını sunan hurma ağaçlarına her baktığımda, bu kutsal ağaçların aynı zamanda Kıbrıs’taki İslam kültürünün işareti olduğunu da düşündüm.
  
Tarihi, coğrafi ve doğal zenginliklerine karşın “turizm” denen dinamizm tipik Osmanlı kasabası Lefke’ye ulaşamamış. Hep merak ederim turizmin burayı ne zaman keşfedeceğini… İrmik var, şeker var, su var ve hatta ateş var ama helvayı yapacak girişimcilikten eser yok… Bırakınız turistik konaklama mekanlarını; yemek yenebilecek bir yer bulabilmek için bile Lefke’den çıkıp sahildeki varoşlarına inmek zorundasınız… Oysa Lefke, turizmin yatırım alanı olarak seçilen bakir Karpaz coğrafyasından çok daha zengin özelliklere, tarihe ve kaynaklara sahip.
  
Lefke’nin muhafazakar dinginliğine ve Osmanlı dekoruna sığınan Şeyh Nazım Dergahı, inanç turizminin etkileyici bir örneğini oluştursa da, dinsel sınırlar içinde kalan bu hareket tabii ki modern turizm manzaralarını tetikleyici unsurlardan uzak. Yine de belirtmeliyim ki, Nakşibendi hareketinin içine sığındığı bölgeler ve bu bölgelerin dışına özel giysileriyle taşıp yaşama karışan çeşitli ulusa mensup Şeyh Nazım müritleri, Lefke’nin otantik manzarasına özgün bir renk katmakta. Yıkılmaya yüz tutmuş nice Osmanlı konağı, Nakşibendi hareketi tarafından restore edilerek kurtarıldı ve müritlerin yerleşimine sunuldu. Eğlenceye dayalı modern turizm birimlerini tetikleyemese de, Nakşibendi hareketinin Lefke’nin ekonomisine ve otantiğine önemli katkı yaptığı bir gerçek… Besbelli ki, Şeyh Nazım, uluslararası üne sahip dergahını ve cemaatini bir keşfedilmemişliğin sinesine taşımak için Lefke’nin kuytu dinginliğini özellikle seçmiş ve ünlü dergahıyla orada sufi bir huzur birimi yaratmış.
  
Bu yörede, Lefke Avrupa Üniversitesi bağlamında eğitim turizmi adına da bir denemede bulunuldu. Gelin görün ki, üniversitenin Lefke’nin ekonomik yaşamına olan katkısı sınırlı. Üniversitenin 2500’ü aşkın öğrencisi, eğitim dışı zamanlarında eğlence sektörünü içermeyen Lefke’ye pek uğramadan, uzaklara gidiyor. Bu üniversitenin mütevelli heyeti başkanı olan ODTÜ mezunu Lefke Belediye başkanı mühendis Mehmet Zafer “Oysa” diyor “Öğrencilerin Lefke’deki yaşama katılabilmeleri adına üniversitenin kuruluşu bir kampus olarak düşünülmemiş, Lefke ile bütünleşebilecek bir yapılaşma kurgulanmıştı.”
  
Bugün kuytu dinginliğinin içine yemyeşil gömülmüş olan Lefke’nin bir zamanlar Kıbrıs’ın en hareketli ve en yoğun nüfuslu beldesi olduğunu anımsayan kaç kişi var? Zengin yeraltı kaynaklarının değerlendirilmesi amacıyla Amerikan kökenli CMC maden şirketinin Lefke’ye konuşlanması, 40’lı yıllardan başlayarak bölgeye altın günlerini yaşatmıştı. Altın, pirit ve bakır cevherleriyle yüklü maden ocaklarını çalıştırmaya tabii ki Lefke’nin işgücü tek başına yeterli değildi. Adanın her tarafından gelen binlerce işçinin cazibe merkezine dönen Lefke’de bir nüfus patlaması gerçekleşmişti. Belediye Başkanı Mehmet Zafer “Lefke’nin nüfusu 7 binin üzerine çıkmış ve nüfus açısından kentlerle yarışır duruma gelinmişti” diyor. Zafer, o günlerin debdebeli yaşamına dair açıklamalarda bulunurken şu eklemeyi de yapmakta: “Lefke’nin günde 3 seans yapan 3 sineması, zengin bir çarşısı, modern eğlence yerleri, restoranları ve hatta genelev mahallesi bile vardı.”
  
Lefke’nin, “madencilerin terk ettiği belde” görünümü dikkatli gözlerden kaçmaz. Zengin maden şirketi CMC’nin binlerce çalışanını barındırmak için inşa ettiği bölgeler ve tesisler, Osmanlı kasabası Lefke’ye bir başka karakteristik özellik katmakta. Üst kademe yöneticiler için lüks villalar, işçi aileleri için mütevazı siteler ve sosyo – ekonomik ihtiyaçların karşılanması için dükkanlar ve tesisler inşa edilmişti. Lefke’nin coğrafyasına silinmez biçimde kazınan bu tarihi yapılaşmalar, o muhteşem maden günlerini bugünkü nesle anımsatıyor. Lefke’nin varoşu kıyı şeridine inildiğinde ise maden bölgesinin vazgeçilmezi olan liman tesisleri, iskeleler ve bunların çevresinde çürümeye terk edilmiş çeşitli araç ve tekneler, bir açık hava müzesinin fosilleri gibi durmakta.
  
Madencilik sektörünün girdiği yere tabii ki çevresel sorunlar da girer. Maden ocaklarını çalıştırma bedeli olarak Türklerin hep dışlandığı Kıbrıs Cumhuriyeti hükümetine yılda 5 milyon sterlin ödeyen CMC şirketi, cennet Lefke’ye çevresel açıdan inanılmaz zararlar verdi. Yıllar boyunca Lefke’nin üzerinde bulut gibi dolaşan maden tozları, hem insan sağlığını ve hem de tarımsal üretimi olumsuz etkiledi. Maden tozu zararları için açılan davayı Lefkeliler kazansalar da, 1975’te CMC’nin bölgeyi terk etmesinden sonra tazminatlarını alamadılar. O tazminatları ödemek yine Kıbrıs Türk yönetimine kaldı.
  
Ve tabii ki çevresel felaketin en dehşetengizi CMC’nin yörede terk ettiği maden atıkları. Avrupa Birliği raporlarında da vurgulandığı gibi, Gemikonağı, Karadağ ve Aplıç bölgelerindeki maden atıklarının kaldırılıp yok edilebilmesi için 45 milyon Euro’luk bir temizleme projesinin yürürlüğe girmesi gerekir. 6 dönemdir görev başında olan Lefke Belediye Başkanı Mehmet Zafer, beldesinin CMC maden atıklarından arındırılması için verilen mücadelenin öncüsü. Bu mücadelenin geçirdiği aşamalar ve uğranılan başarısızlık, uzun yazılara konu olacak kadar ilginç ayrıntılar içerir. Sormak istediğim şudur: CMC maden atıkları gündemdeki ölümcül etkilerini hala sürdürdüğü halde bir zamanlar bu konuda büyük ve sürekli gürültüler çıkaran yöresel çevreciler şimdilerde neden bu derin suskunluğa gömüldüler?!..

Kaynak: Kıbrıs Gazetesi

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.