1. YAZARLAR

  2. Ali Doğanbay

  3. Mağusa'ya Mektuplar...
Ali Doğanbay

Ali Doğanbay

Afrika Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Mağusa'ya Mektuplar...

A+A-

I.
İşgale taarruz kalmış mavi Akdeniz’in kurak kızı, resminde toprağında toprak damında kurak bir yüzyıl daha önünde... Uzakta saçlarını dağıtarak dolaşan barış bir bin yıl geçmez sokağın başından bir ucuna. Bu mavi deniz bu kilit vurulmuş Akdeniz şehri köyü evleri bir bin yıl daha suskun! Ayaz vurmuş ağaçları üşütük bu memleket kimin..?

II.
Asker yüzlü çocuklar yetişiyor terhise uzak kalmış yüzümüzün coğrafyasında. Hep bir yanımız silaha sarılmış. Bir tetikçi bizden habersiz kurşun sıkıyor şehre. Şehirlerin elleri hep yukarıda. Eller öldürdükleri ölülerin kanlarını hep şehirlerin üzerine siliyorlar. Şehirler cinayeti belli bir katilin uygunsuz mezarlarına benziyor. Çok korkuyorlar geceleri. Çok korkuyor çocukları şehrin mezarlıklarının yanından geçmeye....

Surlarının göbeğinde nazlı bir gelincik çiçeği taşıyan şehrim... Sen onlara ki bilerek taşı gediğine hiç denk düşmemiş çabuk hırsız ev sahibini sömürür misali neyin var neyin yok verdin. Bu sokaklarda yürüyen insanlarda kim..?

...Kaybettikçe ağıtımızı söyleyecek bir türkümüz bile yazılmadı hiç... İsyanımız yoktur ki halkım upuzun çayırları anlatacak türkülerimiz olsun...

III.

Ve kızlar... Sonra kıyıya vurmuş leş yığınları... Ki kızları değirmen taşında öğütür gibi aynı gelincik kokulu tarlalar gibi mis öyle güzel öyle güzeldiler ki. Kokladıkça başının mevsiminde bütün iklimler değişir. Yazılmadık yapamadık suya resmini. Vurdukça kıyısına leş yığınları güzel bir Temmuz’un ikindisinde iki kere kıyıya vuran dalgalar biri birinden iniltilerle ayrıldılar. Ayırdılar... Kıyıya vuran her dalga da bütün çizilmiş resimlerimizi dağların yamacındaki öte-ülkeye götürdü. Dilimizin kemiğini aşımızın tadını kendi kendimizi. Yenildik kızlar. Güzelliğiniz sağolsun! Fakat güzelliğiniz bizim değil çünkü o kıyıya vuran dalgalar bizim değil! Kimdir denize ayağını süren bu güzel..?

IV.

Sonra dedem... –hikâyesidir memleketimin en güzel en acı en uzun en kısa-Kim burnunu büyüterek meydan muharebesi yaratacaksa yaratsın oturduğu koltuğun kıçında... Yazacağım... Yazmak, dedemin onca yıllık suskunluğuna inat.
Yazmak, dedemin sureti. Sırtında özgürlük diye onca yıl o surların kahrını çekti. Annesi gibi, sevdiği gibi... Taşlarında ölmüş kemikler ne güzel dava yaratırlar onlardan süreksiz bilmem kaç celse...

...dedem önce memleketinin peşinden koştu sonra çocuklar peşinden deli diye...

Dedem, insanca ne kadar duan varsa ezberinden esaretimizden omuzlarına yağsın nur kokulu akşam kahvelerinin tütsüsünde...

Dedem, ince bir acı nasıl bir adi bir sızıyla inerse yüreğine öyle girdi hırıltılarıyla sabaha. Kimsesiz uzanır şimdi Mağusa Kabristanlığında. Kahramanlar, Vatan ve çok muhterem millet sevenler uzanın toprağın üstüne siz de. Bir Salı sabahı sırtına koydu Yenikapı’nın geçilmez taşlarını alıp omzuna kaybettiklerimizi, şehrimizi, göçüp gitti. Gittik...

...Artık kimse deli diyerek peşinden koşmayacak yol boyu, şımarıkça. Yol boyu sokakları kaybettik. Mezarlarımızda yatanlar kimlerdir?

Dedemdi mücahit, dedemdi direnmek, dedemdi bayrak ve yıldız dedemdi özgürlük. Ama hiç demedi... Dedem düştü çocukların ayağına düştü bayrakta yıldız da. Denk düşer mi bilmem Hâkim Bey lafın burası kendisine taş yerindedir fakat sömürülmüştür yaz Hâkim Bey son celse cümleye, karar;

...Düştü davamız, avazımız sustuğu kadar dedem her yer..!

V.

Akdeniz’de umursamaz ama umursamaz gene damında Akdeniz’in ağlar da yıkar yıkar da ağlar. Damında Akdeniz’in kaç yıldır ayrı asıyoruz tellere aynı giysilerimizi yarısından ayrık aynı iplere... Yıkadığımız su aynı suyun telaşlı akışı –hep aynı-

...Ve gâvur kardeşim senin gâvurluğunu benim barbarlığımı temizleyen mavi gürültüde aynı...

Niye inatla kir damlatıyor yüzü göğün?

...söylesek gökyüzünün boğuk rengini kızarlar. Yıkasak ayacıklarımızı serin suda kızarlar. Kızmak için bunlar kardeşim çoğu kere neden aramazlar. Neden kendileri çünkü. Kendileri nedendir nedene...

...Akdeniz’de bir yercik var gülücük saçan kardeş renkli bir buluta durmadan kızarlar...

VI.

Sırtımı dayamışım Mağusa’nın hisarlarına. Ne gurbet ne ayrılık ne haksızlık. Umurum değil. Vursanız da beni artık düşmem aşağı. Hem düşsem Mağusa var aşağıda tutar beni... Yolumu tutmuşum Âşıklar Tepesi'ne. Herkes yalan konuşuyor hayatın alfabesini kullanarak. Benim kelimelerim baştan aşağı yalan. Yalan söylemem. Böyle tepeden bir güzelliği anlatmak için anca bir yalan lazımdır yazana...

...Ben her şey de sınamışım da kendimi yalnız Mağusa düştüğü yerde aklıma sınamamışım beni...

VII.

Ben sevdim ama hep seni. Bilirsin. Ve onlar gibi bir duayı ezberler gibi elimi kaldırıp onların tarafına şükran dilemedim, dilemem, dilenmem hiç... Ve bir yerden dua ederken siz, her Tanrı gibi bu Tanrı’da ne güzel çaldı neyimiz var neyimiz kaldı ki. Ve nasıl adaletsizdi kurulan sevgi sözcükleri.

...Ben sevdim seni...Duasız-tanrısız karşılıksız...Onların bir duaları var edecekleri sana benim sokaklarımda kelimelerim...Kim kaybeder bu kavgayı..?

VIII.

Memleketim... Islak bir yağmurun bıraktığı izin geride kalan yalnızlığı bizimkisi... Gün gelir kocaman ellerimizle hep birlikte öyle bir kurularız ki üzerimizi ne ıslaklığımız kalır tenimizde üşüten ne damlalar birbirinden farklı...

IX.

Ne çok benziyoruz birbirimize. Kaygılı, çalınmış, yitik. Unutulmuş ve kaygılı bir zamandan çalınmış bir çocukluğun üzerine ikimizde yitik yarınlar koyduk, çelişkili... Belki de ben, şu yüreğine kesici ve delici aletleri kendisi sokan ama asla kalbine belli etmeyen adam, seni bu yüzden bu kadar çok seviyordur...

X.


Gitmemiştir ki...

Hiçbiri...


Ağustos/98-Temmuz/99
Mezitli... 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.