1. HABERLER

  2. KIBRIS

  3. Medyanın Organ Bağışı Üzerindeki Etkisi ele alındı
Medyanın Organ Bağışı Üzerindeki Etkisi ele alındı

Medyanın Organ Bağışı Üzerindeki Etkisi ele alındı

Uluslararası Organ Nakli Ağı (International Transplant Network) projesi kapsamında dünya ülkelerinden basın mensupları, medyanın organ bağışı ve nakli üzerindeki etkisini İstanbul’da düzenlenen çalıştayda ele aldı.

A+A-

Rahme Çiftçioğlu

Türkiye Organ Nakli Vakfı Koordinatörlüğünde 2015’ten beri yürütülmekte olan Uluslararası Organ Nakli Ağı (International Transplant Network) projesi kapsamında dünya ülkelerinden basın mensupları, medyanın organ bağışı ve nakli üzerindeki etkisini İstanbul’da düzenlenen çalıştayda ele aldı.

KKTC, Azerbaycan, Mozambik, Türkmenistan, Kazakistan, Tacikistan, Moritanya, Pakistan, Malezya, Kırgızistan, Özbekistan, Uganda, Afganistan, Nijer, Somali’den basın mensuplarının katıldığı çalıştayda organ bağışında ve naklinde medyanın rolü, basında çıkan haberlerin organ bağışçısını ve nakil bekleyen hastaları nasıl etkilediği, basın mensuplarının bu konudaki sorumlulukları masaya yatırıldı.

Organ nakli ve bağışı konusunda bu yıl ikinci kez düzenlenen medya çalıştayı kapsamında hem sağlık profesyonelleri hem Türkiye’de görev yapan gazetecilerle bir araya gelen 15 ülkeden basın mensupları 3 günlük program dahilinde organ nakil merkezlerine de ziyaretler gerçekleştirdi. 

Ayrıca çalıştaya canlı vericiden ve kadavradan nakil olan hastalar da katıldı ve organ bağışı beklerken yaşadıkları süreci, nakilden sonra değişen hayatlarını konuk basın mensuplarına anlattı.

Çalıştayda söz alan sağlık profesyonelleri ise organ nakli konusundaki gelişmeleri, Türkiye’deki ve dünyadaki durumu değerlendirdi. KKTC de konuşulan ülkeler arasında oldu.

KAHVECİ : “KADAVRADAN ORGAN BAĞIŞINI ARTIRMAMIZ LAZIM, BU TÜRKİYE’NİN ZAYIF YÖNÜ”

Türkiye Organ Nakli Vakfı (TONV) Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Eyüp Kahveci, geçtiğimiz yıl Türkiye’de 5 bine yakın organ ve doku nakli yapıldığını kaydederek, Türkiye’nin kadavradan donör konusunda yavaş ilerleme kaydettiğini söyledi.

Geçtiğimiz yıl Türkiye’deki yoğun bakımlarda toplam bin 969 beyin ölümü tespiti yapıldığını ve bu kişilerin ailelerinin tümüyle görüşme gerçekleştirildiğini söyleyen Kahveci, 472 ailenin yakınlarının organlarını bağışladığını ifade etti, “Bu, yüzde 24’lük kabul, yüzde 76’lik ret oranına denk geliyor. Bu da bizim zayıf yönümüz” dedi.

Söz konusu rakamın yüksek bir klinik tecrübenin göstergesi olduğunu da aktaran Kahveci, “Avrupa’da beyin ölümü rakamlarında küçük ölçekli 10-15 ülkeyi topladığınızda Türkiye’deki rakamlara ancak varılıyor. Ülkemizde klinik tecrübe oldukça fazla ama tabii bağış ayağı farklı bir yoldan yürüyor” ifadesine yer verdi.

Kahveci, “Organ naklinde prensip olarak canlıya zarar vermeden, daha çok ölen insanların organlarını kullanmak gibi bir eğilim geliştirmemiz gerek. Kadavradan organ bağışını artırmamız lazım. Organ kıtlığı nedeniyle canlıya yönelim var ancak bu oranı tersine çevirmeliyiz” dedi.

1472539168.jpg

“YAPILAN ÇALIŞMANIN FAYDALARINI KIBRIS’TA BARİZ ŞEKİLDE GÖRDÜK”

Ülkelerde organ nakli yapılmasa bile, buralarda organ nakli koordinatörlerinin bulunmasının ve süreci yönlendirmesinin en önemli adım olduğunu da söyleyen Kahveci, Türk Ajansı Kıbrıs (TAK) muhabirinin sorusu üzerinde KKTC’deki durum hakkında da değerlendirme yaptı.

Eyüp Kahveci, geçtiğimiz mart ayında ülkedeki yoğun bakım uzmanlarıyla bir araya geldiklerini ve bir eğitim programı gerçekleştirdiklerini söyledi.

Kadavradan ilk organ naklinin de KKTC’de kısa bir süre sonra gerçekleştirildiğini anımsatan, böbreklerin ülkede kullanıldığını, kalp, karaciğer, kornea gibi organların değişim programına tabi tutularak Türkiye’de kullanıldığını belirten Kahveci, “Yapılan çalışmanın faydalarını Kıbrıs’ta bariz şekilde gördük” dedi.

“DÜNYADA ORGAN NAKLİ BEKLEME LİSTELERİNDE 1 MİLYONUN ÜZERİNDE İNSAN VAR”

Dünyada organ nakli bekleme listelerinde 1 milyonun üzerinde insanın olduğunu belirten Kahveci, şunu ekledi:

“Her yıl 100 bine yakın insan organ nakli beklerken hayatını kaybediyor. Tüm ülkelerin sorunları ortaktır; organ bağışının yetersiz olmasıyla yaşanan organ kıtlığı.

Bekleme listeleri artıyor ve kronik organ yetmezlikleri ülkelerin sağlık sistemleri üzerinde oldukça fazla yük oluşturuyor.”

“ORGAN NAKLİ, TÜM TIP DİSİPLİNLERİNDEN KESKİN ŞEKİLDE AYRILIYOR”

Yeterli organ bulunamamasından dolayı organların ticarileştirilmesi gibi risklerin de ülkelerin karşısında durduğunu belirten Kahveci,  “Ülkelerin bu alandaki girişimlerini, düzenlemelerini ve çalışmalarını tamamlamak için yasal çerçeveye ihtiyaçları var. Çünkü organ nakli özel yasal düzenlemeleri gerektiriyor ve bu da organ naklini diğer tüm tıp disiplinlerinden keskin şekilde ayırıyor. Safra kesesi ya da göz ameliyatını genel sağlık yasası çerçevesinde yapabilirsiniz ama organ nakli için düzenleyici yasal bir çerçeveye, organizasyonlara ihtiyaç var. Bunlara kayıtsız kalmak mümkün değil ” şeklinde konuştu.

1472539177.jpg

“PROJE ULUSLARARASI İŞBİRLİĞİ VE TEKNİK YARDIM İÇERİYOR”

Konuklara geçtiğimiz yıl başlatılan ve Uluslararası Organ Nakli Ağı (International Transplant Network) projesi hakkında da detaylı bilgi veren Kahveci, ağa 70 ülkenin dahil olduğunu söyledi.

Projenin organ bağışında ve naklinde uluslararası işbirliği ve teknik yardım içerdiğini belirten Kahveci, resmi, ulusal ve uluslararası bazı kuruluşların projeye çeşitli seviyelerde finansal destek verdiğini kaydetti ve konuk gazetecilere detaylı bilgi verdi.

ITN’e dahil olan ülkelerin çoğunun gelişmekte olan ülkeler olduğunu da belirten Kahveci, “Temel amacımız ulusal organizasyonların kurulmasını, bağış aktivitelerinin ve nakil uygulamalarının başlatılmasını sağlamak, yasal açıdan ülkeleri desteklemek ve daha fazla hastaya organ nakliyle yaşama döndürmek” dedi.

Geçtiğimiz yıl birinci basamağı gerçekleştirilen projede, önce, ağa katılan ülkelerdeki organ nakli ve bağışı konusunda durum tespiti yapıldığını kaydeden Eyüp Kahveci, hangi noktada olunduğunun, ihtiyaç ve önceliklerin saptandığını söyledi, amaçlarının bunlara göre eylem planı oluşturmak olduğunu ifade etti.

Ülkelerdeki durum tespitini de aktaran Kahveci, “Bazı ülke gruplarında acil ihtiyaç nitelikli personel. Yasal açıdan desteklenmesi gereken ülkeler var. Toplumsal farkındalık ve strateji planlarına ihtiyaç duyan ülkeler söz konusu.  Maalesef ağa katılan ülkelerin çoğunda, organ bağışı, nakli, kronik organ yetmezlikleri, diyaliz hastaları konusunda sağlıklı veri toplama kanalı yok” dedi.
 
Ülkelerin bağımsız ama ortak olarak kullanabilecekleri veri tabanı oluşturulması için çalışma yapmayı planladıklarını da anlatan Kahveci, “Bu projenin en önemli kazanımlarından biri belki de bu olacak” diye kaydetti.

“DİNİ ÇEKİNCİLER VAR”

Din otoriteleriyle de toplantı yapılması gerektiğini dile getiren Kahveci, “Şu ana kadar ITN’ye katılan 70 ülkenin 39’u İslam İşbirliği Teşkilatı üyesi, çoğunda dini noktada organ bağışının önünde ciddi  engeller var. Bu konuda belki deklarasyonlara ihtiyaç olacak. Diğer dinlere mensup ülkelerden gelenlerin bu konuda çekincileri var. Nasıl hareket edeceğimiz konusunda müzakere edeceğiz” dedi.

BOZOKLAR: “ORGAN BIRAKILABİLECEK EN BÜYÜK MİRAS”

Uluslararası Organ Nakli Ağı Koordinatörü (International Transplant Network –ITN) ve Türkiye Organ Nakli Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Cemal Ata Bozoklar da çalıştayda bir konuşma yaptı.

Bozoklar, “Organ bağışı denilince insanların aklına korku filmleri, kabuslar geliyor. Aslında organ dünyanın en kutsal hediyesi, insanın bırakabileceği en büyük miras. Milyarlar bıraksanız neye yarar? Bir karaciğerle, bir kalple arkanızda hayat bırakabilirsiniz” dedi.

“ORGAN NAKLİYLE İLGİLİ BİLGİSİNİN NEREDEYSE TAMAMI MEDYADAN ALINIYOR”

Konuşmasında beyin ölümü gerçekleşen kişinin ailesiyle görüşme konusuna değinen Bozoklar şöyle devam etti:

“Şu soruyu kendi kendinize hiç sordunuz mu? ‘Ben organ bağışlarım ama çok sevdiğim birinin organlarını da bağışlayabilir miyim?  Eşimin, annemin, babamın, evladımın?’. İşte asıl soru bu. Eğer o güne kadar bunu düşünmediyseniz ve aklınızda bir fikir yoksa o anda bu soruyla baş edemezsiniz. Çünkü o an mantıkla karar verme anı değildir. Siz o anda bu soruya ancak refleksle cevap verebilirsiniz. Düşünerek değil. Peki bu refleksi etkileyen en önemli şey ne? Önceki bilgilerimiz ve önyargılarımız. Burada basının rolü ortaya çıkıyor .Görülmüş ki toplumda insanların organ nakliyle ilgili bilgisinin neredeyse tamamı medyadan alınıyor. Doktorlardan kitaplardan veya literatürden değil ve ne yazık ki hepimiz biliyoruz ki organ nakliyle ilgili gerçek bilgiden çok hurafe bilgi var.”

“BEYİN ÖLÜMÜ YÜZDE YÜZ ÖLÜMDÜR, BUNDAN HİÇ KUŞKUMUZ YOK”

Bunlarla ilgili örnekler veren Dr. Ata Bozoklar şunu söyledi:

“En önemli soru şu, beyin ölümü gerçekleşen ve organları alınacak kişi ölü mü? Beyin ölümü ölüm müdür? Bir kere şunu kesin söyleyebiliriz. Beyin ölümü yüzde yüz ölümdür, bundan hiç kuşkumuz yok.

Gömdüğümüz insan ne kadar ölüyse beyin ölümü olan kişi de o kadar ölüdür. Kalp durmasının ölümle bir ilgisi yoktur ve ölüm öyle gidilip gelinen bir yer değildir. Ölümlerin hepsi aslında beyin ölümüdür. Kalp hayat demek değildir, bir pompa organıdır. Ne ölümü ne yaşamı belirler. Ölümü ve yaşamı belirleyen beyin ölümüdür, beyin sapının ölümü. Bu kadar net.”

“ ‘CAİZDİR’ DENİLEN BİR ŞEYİ SÜREKLİ SORMAK NE KADAR DOĞRU?”

Din konusunda da bir değerlendirme yapan Bozoklar şunu söyledi:

“En yaygın dinleri konuşacak olursak hep bir sorun varmış gibi görünür. İşte...Katolikler, Museviler, Müslümanlar organ bağışını nasıl yapıyor? Vatikan’ın bu konuda deklarasyonu olmasına rağmen toplumdaki yansıması farklı mı? Hayır. İslamiyet’te farklı mı? Aynı. Peki gerçekten dini bir sorun var mı?

Bütün İslam ülkelerinde, İslam dünyasının en muhafazakar kesimlerinin bile fetvalar organ bağışının dinen caiz olduğu açıklıyor. Caizdir denilen bir şeyi sürekli sormak ne kadar doğru bilemiyorum. Bunlar gereksiz ve popüler tartışmalar. O popüler tartışmalarda olan hastalara oluyor.”

“ÖNEMLİ OLAN AMELİYATI YAPMAK DEĞİL, ORGANI BULMAK, BAĞIŞI ALABİLMEK”

Organ bağışı ve naklinin zincir gibi bir sürü halkadan oluştuğunu da kaydeden Bozoklar şunu da ekledi:

“Organ naklinin sadece tıbbı yönü yok, etik, hukuki, sosyal boyutu var. İlle bu zincirin üzerinde medyaya rol biçilecekse şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki medya bu zincirde kopça görevi görüyor. O zinciri bir gerdanlığa dönüştürüyor. Eğer medya bu noktada olumlu rol almazsa gerdanlık süzülüp yere düşüyor. Hastalar zarar görüyor. Yani aslında önemli olan ameliyatı yapmak değil, bu eğitimi almış herkes bunu yapabilir ama mesele bu organı bulmak, bağışı alabilmek.  Organı almak ve bu işi başarmak için medya mensuplarının rolü bizden çok daha büyük.”

“BİR İNSAN BİR YERDE ORGAN BULUP İYİLEŞECEĞİNİ BİLİRSE, HER TÜRLÜ YASADIŞILIĞA RAĞMEN O ORGANI BULUR ÇÜNKÜ BU BİR CAN PAZARIDIR”

İstanbul Deklarasyonu konusunda bir değerlendirmede bulunan Ata Bozoklar şunu ekledi:

“Böyle olgularda tek başına karar vermek, tek bir doğru bulmak imkansız. O zaman uluslar ve toplumlar bir araya gelerek konuyu sürekli tartışmalıdırlar. Çünkü tartışmazsak ve organ bulamazsak dünyada organ trafiğinin önüne geçemeyiz.  Bir insan bir yerde organ bulup iyileşeceğini bilirse, her türlü yasadışlılığa rağmen o organı bulur. Kimse de onu suçlayamaz. Bu bir can pazarıdır. Onun için hedefimiz bu işi olabildiği kadar şeffaf hale getirmek ve topluma yaymak olmalı. Öbür tarafta hiçbir yasa hiçbir yasakla organ kaçakçılığını durduramazsınız, işi kendi ülkenizde çözerek bitiremezsiniz.”

Dünyanın bir yerinde illegal bir hareket varsa insanlar oraya akar. Orada insanlarınızı kaybedersiniz. İstanbul Deklarasyonu bu bilince varan insanların, yıllarını organ nakline adamış ve bu bilince varmış insanların bir araya gelerek yaptıkları organizasyondur.”

1472539215.jpg

“İNSANLAR AÇLIKTAN ÖLÜRKEN ORGAN NAKLİNE SIRA GELMEZ DİYE DÜŞÜNÜLÜYOR OYSA BU ESKİ VE ÇALIŞMAYAN BİR SOSYAL ANLAYIŞ”

Geri kalmış ülkelerin bile birkaç basit yöntemle organ nakline girişilebileceğini kaydeden Bozoklar, “İnsanlar açlıktan ölürken organ nakline sıra gelmez diye düşünülüyor oysa bu çok eski ve çalışmayan bir sosyal anlayıştır. Hiçbir konu diğerinden daha az önemli değildir. Bir ülkede transplant faaliyetleri geliştikçe bütün tıbbı hizmetlerin kalitesi değişir” dedi.

“BÜTÜN İNSANLIĞI KURTARMAK İÇİN DAHİ OLSA BİR KİŞİNİN CANINI FEDA EDEMEZSİNİZ”

Kişinin beyin ölümün gerçekleşmesinin bir kayıp olmadığının, organlarıyla başka hasta fayda sağlayabileceğini söyleyen bir basın mensubunun, “doktor hastayı kazanmak için mücadelede ne kadar ısrarlı olabilir?” sorusu üzerine Bozoklar şunu ekledi:

 “Asgari disiplinde usul nedir? Bir orduyu bir millet için feda edebilirsiniz. Tıbbı disiplinin çok temel bir özelliği vardır. Bütün insanlığı kurtarmak için dahi olsa bir kişinin canını feda edemezsiniz. Bir tıp doktoru böyle yetiştirilir ve yemin ettirilir. Bir organ nakli doktoru başka bir insanı yaşatmak için yaşıyor olanın canını feda edemez, bunu yapıyorsa o kişi doktor değildir.”

DAYANGAÇ: “GERÇEKLEŞTİRİLEN ORGAN NAKİLLERİ DÜNYA GENELİNDEKİ İHTİYACIN YÜZDE 10’UNUNDAN AZINI KARŞILIYOR”

Türkiye’de Organ Nakli Merkezi’nde çalışan Doç. Dr. Murat Dayangaç, ise organ nakli konusunda küresel bir değerlendirme yaptı.

Organ naklinin tıp tarihinin en önemli gelişmelerinden biri olduğunu kaydederek söze başlayan Dayangaç, şöyle devam etti:

“Yeteri kadar organ ve bağış olmaması, bazı etik problemler, hem bölgesel ve hem de etnik sorunlar, organ naklinin maliyetleriyle ilgili sebepler organ naklinin önündeki problemler gibi duruyor ancak biz yerel deneyimlerimizi bir araya getirerek bunu çözebileceğimizi düşünüyoruz.”
 
2014 yılında dünyada yaklaşık 120 bin organ nakli gerçekleştiğini kaydeden Murat Dayangaç, 2013’e oranla bu sayının yüzde 1.8’lik artış sağladığını belirtti, “Gerçekleştirilen organ nakilleri dünya genelindeki ihtiyacın yüzde 10’unundan azını karşılıyor” dedi.

Dayangaç, şunları ekledi:

“2000’den bu yana Türkiye’de ölmüş vericiden yapılan nakiller artıyor. Hala istediğimiz düzeyde değiliz ama her yıl ilerlemeye devam ediyoruz. Bugün baktığımızda Avrupa genelinin altında bile olsak yüzde 5’in üzerinde, hatta bu yıl milyon nüfus başına yüzde 6’nın üzerinde ölmüş vericiden bağış oranına ulaşacağız. Hem böbrek nakli hem de karaciğer nakli açısından Türkiye hem Avrupa hem de dünya ortalamalarının çok üzerinde nakil yapan bir ülke. Ancak ölmüş vericilerden nakillerin sınırlı olması sebebiyle, halen akciğer, pankreas, ince bağırsak, kalp nakli daha sınırlı ölçüde gerçekleştiriliyor.”

Türkiye en büyük atılımı canlı vericiden nakil alanında yaptığını da aktaran Dayangaç, şunları ekledi:

“Bu aslında bizim de baştan pek öngörmediğimiz bir durumdu ancak Türkiye’nin sosyokültürel yapısı, ailelerin geniş olması, aile içinde fedakarlık duygusunun öne çıkması canlı vericiden nakli ön plana taşıdı. Ve çok beklemediğimiz şekilde Türkiye son 3 yılda bin 200’ün üzerinde karaciğer nakli gerçekleştirdi. Ve 2013 ve 20114’te dünyada en fazla canlı vericili karaciğer nakli yapılan ülke Türkiye oldu.”

Murat Dayangaç, Türkiye’yi canlı vericiden nakil konusunda ileriye taşıyan en önemli gelişmenin, 2010 yılında sigorta şemsiyesi altındaki Türk ve yabancıların hiçbir bedel ödemeksizin sertifikalı hastanelerde organ nakli olabilmesi olduğunu söyledi.

Organ bağışı ve nakil pratiklerinin ülkelerin kültürel durumları ve birikimleriyle ilgili olduğunu kaydeden Dayangaç şunu ekledi:

“Mesela Japonya’da ölmüş vericiden nakil kabul edilmeyen bir uygulama var. 2014’te dünyada 26 bini aşkın karaciğer nakli gerçekleştirildi. Toplam 74 ülkede karaciğer nakli yapıldığını biliyoruz. Ölmüş vericilerden milyon nüfus başına en fazla karaciğer nakli gerçekleştiren ülke Hırvatistan ve onu İspanya izliyor. Canlı verici olarak milyon nüfus başına en aktif ülkeler Kore ve Türkiye. En fazla organ nakli aktivitesi gösteren ülkelerin başında Avusturya, ABD ve İspanya var.”

Dayangaç, “Aslında hem karaciğer hem de organ nakli kendi başarısının kurbanı oldu. Çünkü organ naklinin başarısı arttıkça nakil için bekleyen hasta sayısı da artıyor. Buna karşılık nakil için kullanılabilir organların sayısı aynı hızla artmıyor” ifadesine yer verdi.

Dünyanın her yerinde organ sayısını artırmak için önemli stratejiler kullanıldığını da belirten Dayangaç,  hepatit C’li hastaların, sadece beyin ölümü değil, kalp ölümü gerçekleşen vericilerin organlarının da kullanılması gibi birçok strateji olduğunu söyledi.

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.