1. YAZARLAR

  2. Levent Özadam

  3. Memur olmadık, 'eşek'lik ettik!
Levent Özadam

Levent Özadam

Haberdar Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Memur olmadık, 'eşek'lik ettik!

A+A-

Aradan tam 21 koca yıl geçmiş…

1990 seçimleri öncesiydi, o tarihte Halkın Sesi’nde haber müdürlüğü görevindeydim.

Bıçkın bir delikanlı olduğumuzdan enerji dolu, astığı astık kestiği kestik, taviz vermeyen ve bir çok ses getiren habere imza atıyordum.

Hatta bazı haberlerim nedeniyle patronlar zorda kalıyor, ben de sıkça fırça yiyordum.

Ama sağ olsunlar, hem Mehmet Küçük olsun, hem de Peker Turgut olsun, kısa bir kızgınlıktan sonra, sırtımı sıvazlar, doğru yolda olduğumu söylerdi.

Bir çok haberime de gazete yönetimi olarak para ödülü vermişlerdi…

Kulakları çınlasın, dönemin Milli Eğitim Bakanı Eşber Serakıncı, yine o dönemin Birlik Gazetesi’nin Yazı İşleri Müdürü Mehmet Akar’ı aracı koymuş ve beni bakanlığa çağırmıştı.

Bir sabah Akar ile birlikte tuttuk bakanlığın yolunu.

Eşber bey hiç bekletmedi bizi kapıda anında girdik içeri.

Ve hemen söze girdi ‘bak oğlum’ diye devam etti.

Benim senin gibi birine ihtiyacım var, bakanlığın basın birimi zayıf, sana bir oda, bir de araç vereceğim bundan böyle benim basın işlerimi yapacaksın…”

Yani memur olacaktım artık…

Birer kahve içip çıktık bakanlıktan.

Mehmet Akar beni gazeteye bırakıncaya kadar 40 kere tembih etti…

“Böyle fırsat her zaman eline geçmez, sakın olumsuz yanıt verme, ayrıca kısa sürede yükselir zirveye kadar çıkarsın, gözün seveyim benim yüzümü kara çıkartma…” diye nasihatta bulundu.

Ne yalan söyleyeyim o teklif karşısında sersem gibi olmuştum, akşamı zor ettim.

Çünkü meslek hayatımda bir yol ayrımındaydım ve vereceğim karar bütün geleceğimi etkileyecek bir karar olacaktı.

İştahım kaçmıştı, o akşam bir lokma ekmek bile yemedim…

Yatınca da gözümü uyku tutmadı ve deyim yerindeyse sabaha kadar çarşafa dolandım.

Sabah olunca da uykusuz bir şekilde gazeteye gittim.

O zaman cep telefonları olmadığı için gazete telefonundan Mehmet Akar’ı arayarak, ‘arkadaş ben memur olmayacağım’ dedim.

İlk iki kelimesi ‘sen delisin’ oldu…

Ben de dedim ki madem ben deliyim, sen niçin hükümetin gazetesinin başında olmadığın için ‘devlete kapak atmadın, yani şimdi sen de mi deli oluyorsun’ diye gırgır geçtim.

Ve süpanallah çekip ‘tamam’ dedi…

Ama bu kararımı Eşber beye benim söylememi istedi ve kendisinin yüzü olmadığı ilave etti ben de ‘tamam’ dedim bu kez de bakanlığın telefonunu çevirdim.

O zaman bakanlar işlerinin başına öğleye doğru değil sabahın erken saatlerinde giderlerdi sekreter telefonu bağlayınca ‘gel kahve içelim’ dedi…

Saygısızlık olmasın diye atladım gittim bakanlığa.

Kahveleri içerken, ona kararımı söyledim ve o da ‘bak oğlum senin meslekte geleceğin parlak ama bizim memlekette bu işlerde para yok, sonra pişman olmazsın inşallah” diyerek bir baba gibi o da nasihatta bulundu.

Ona da kibarca akşam uykularımın kaçtığını ama benim bir devlet memuru yapısında olmadığımı, mesleğimi gideceğim yere kadar yapmaya kararlı olduğumu ifade ettim ve gazeteye geri döndüm.

Bu teklifi reddettiğimi kime söylediysem hepsi de istisnasız ‘sen eşeksin oğlum’ dediler.

“Olsun ben eşek olmaya devam edeceğim” diyerek benden devlet memuru olmayacağını anlatmaya çalıştım.

Birkaç ay sonra BRT’de elaman açığı vardı, o zamanlar meslekte de  açık olduğu için sorgusuz sualsiz alımlar yapıldığından oradan gelen teklife de olumsuz cevap verdim.

Birçok arkadaşım ki şimdi hepsi de emikliliğe hazırlanıyor, devlet memuru olmayı tercih ederek, ‘eşek’ olmadıklarını ispat ettiler.

Bunları niye mi yazdım?

Bakanlar Kurulu’nun dünkü toplantısı sonrasında bayram tatilinin 9 güne çıkarılmasını öğrenince önce kan beynime sıçradı ve ‘ ne zengin milletiz be tatilde üstümüze yok’ diye hayıflandım.

Sonra bir memur arkadaştan telefon geldi, konuşmasından zannettim ki milli piyangodan büyük ikramiye kazanmıştı.

‘Duydun mu’ dedi, ‘neyi’ diye sordum, yoksa büyük ikramiye sana mı çıktı diye ekledim.

Bayram tatili 9 güne çıkmış da meğerse deli gibi sevinci ondanmış.

Sonra devam etti, ‘beş gün de doktor raporu alıp, ikinci kez tatile çıkacağım’ deyince işte o zaman artık kesin kararımı verdim.

‘Oğlum Levent sen gerçekten eşekmişsin…”

En büyük eşekliği ise ne zaman yaptığımı ileriki günlerde açıklayacağım!

Mesaj Kutusu

Sayın Ersin TATAR, bazı hemşirelerin ek mesailer konusunda kurnazlık yapıp birbirini kolladığı, hastalık izni nedeniyle ayda 90 saat bile çalışmazken, 100 saat ek mesai aldıkları ihbarları geliyor. Biz duyunca şok olduk, araştırıp gün yüzüne çıkarması size kalıyor.
 
Sayın Ömer KÖSE, meslektaşlarınız arasında çürük meyvelerin ayıklanmasında size de büyük görevler düşüyor. Dün bu konuda bir çalışma başlattığınızı duyduk, bütün gün Mağusa hastanesindeymişsiniz, umarız devamı gelir…
 
İbrahim KONUKER, kusura bakmayın size ‘sayın’ diyemeyeceğiz. Önceki gün postanedeki dayak olayını yazmamamız için büyük çaba sarf etmişsiniz. Ama işte her kuşun eti de yenmiyor ki? Arkanızdaki bakanı da yakında açıklayacağız, hiç kuşkunuz olmasın…
 
Sayın Mustafa AKÇABA, Devlet Laboratuarı hakkında övgü dolu sözleriniz bizim de kulağımıza kadar geldi. Ama bazı çalışanlar tam tersini söylüyorlar. Ancak ‘memur’ oldukları için konuşmaktan korkuyorlar. Göz boyamaktan vazgeçin artık, gerçekler er ya da geç gün yüzüne çıkacaktır…
 
Sayın Hüseyin ÖZGÜRGÜN, hepimizi şaşırtmakta üstünüze yok. Ani bir kararla Lefke’ye taşındığınızı öğrendik. Hayırdır yoksa siz de mi hanım köylü olma tercihini kullanıyorsunuz yoksa?
 
Sayın Ahmet ÖZYİĞİT, sizin yumurta tavukları bile çalınmaya başlamışsa sakın bu tavuklarda olağan üstü bir özellik olmasın. Bir araştırın bakalım, belki de altın yumurtluyorlardır…
 
Sayın Tolgay TARIMAN, damar rahatsızlığınızı üzüntü ile öğrendik.  Umarız dünkü ameliyat başarılı geçmiştir ve eski sağlığınıza erken zamanda kavuşursunuz. Size bu ülkenin daha çok ihtiyacı var.
 
Sayın Derviş BABAYİĞİT, balıkçılık konusundaki ilk dersleri kadim dostunuz kazım Ant’dan almaya başlamışsınız. O size bolca müşteri getirsin de başka bir şey istemeyin. Zira kendisi de işletmeden daha çok gurmelikten anlar…
 
Sayın Emir ERSOY, Göktürk Ötüken ile birlikte Cumhurbaşkanlığını temsilen TAK yönetim kurulu üyeliğiniz hayırlı ve uğurlu olsun. Kurumu en iyi bilen olarak katkılarınızdan hiç kuşkumuz yok.
 
Sayın Ayşe DÖNMEZER,  YAGA’yı bıraktığınız günlerde nedenlerini açıklasaydınız memlekete büyük hizmetler vermiş olacaktınız. Şimdi el altından yayınlattığınız evraklar bir işe yaramayabilir…
 
Sayın Osman KURT, Basın-Sen’de kötü gidişata dur demek için bir takım meslektaşınızla birlikte yönetime talip olmaya hazırlanıyormuşsunuz. Rekabetin olmadığı yerde rehavet olur değil mi? Gazanız mübarek olsun…
 
Sayın Halil DEPRELİ, Kıbrıslıca Kur’an-ı Kerim bulduğunuz ve ramazan ayı boyunca onu okumaya başladığınız söyleniyor. İnanın çok merak ettik. Arapça ve Türkçeyi bilirdik de kutsal kitabın Kıbrıslıcası nasıl oluyor yakında görmeye geleceğiz…
 
Sayın Önder KARACAOĞLU, karakalem serginiz hiç mübalağa etmeden söylüyoruz tam manasıyla mükemmeldi. Başarılı çalışmalarınızın devamını dileriz. Ha keşke açılışa kurdela meraklısı siyasiler de katılsaydı…
 
Sayın Mehmet SAYDAM, bir arkadaşınız mesaj göndermiş, söz vermenin başka bir şeye benzemediğini söylüyor. Acaba ne demek istiyor? Bir fikriniz var mı?
 
Sayın Emine PİLLİ, müzelerimizi ziyaret eden turist sayısında artış olmasına bizde çok sevindik de anlayamadığımız bir şey var, nasıl oluyor da yabancı turist yerli turistin tam üç katı para ödeyerek müzelere giriyor? Biraz ayıp olmuyor mu?
 
Sayın Erdoğan ŞANLIDAĞ,yeni partiniz özellikle bölgenizde sizden çok şey bekliyordu ama şu sıralar çok sessiz sedasız kalmadınız mı? Hayırdır yoksa bir kırgınlık mı oldu?
 
Sayın Nazım BERATLI, internetteki yazılarınıza olumsuz yorum yapanlara bu kadar kızarsınız, biz ne yapalım ki? Kızgın okurlar bize telefon açıp yedi sülalemizi selamlıyorlar. Biraz relaks olmakta yarar var…
 
Sayın Münevver ATAKAN, belediyedeki görevinizden alındığınızı üzülerek öğrendik. Bizce doğuma kadar evde oturun hem de eşinize dolmalar sarın. Büyük geçmiş olsun…
 
Sayın Talip ATALAY, televizyon kanallarına çıkmadan önce aynanın karşısına geçip kravatınızın düzgünlüğünüze bakmakta yarar görüyoruz. Ama hitap gücünüz de mükemmel hakkınızı vermezsek olmaz. Bir iftar yemeğinde buluşmaya ne dersiniz?
 
Sayın Ayşe Dilek ORHAN, sonunda Sinop gezisine çıkabilmişsiniz. Dönüşte buzlu da olsa hamsi getirmezseniz selamı sabahı keseriz bilesiniz…
 
Sayın Erdal EREK, canım kardeşim büyük geçmiş olsun, trafik ihlali yapanın eksi boksör olduğunu nereden bilecektiniz ki değil mi? Hemen yakın dövüşme sanatlarından birini öğrenmekte yarar var…    

Günün Fıkrası

Yüzünün ifadesi

"Buraya kadar" demiş, kasap kendi kendine.. "Buraya kadar.."
15 yıl önce, bir utangaç genç kız dükkânına gelmiş ve şişkin karnını gösterip "Bu bebek senden" demişti.
Kasap "Ağzını kaparsan, doğacak bebeğin 15 yaşına kadar bütün etleri benden" diye söz vermişti.

O gün, 15'inci yıl doluyordu. 15 yaşındaki çocuk, et almaya geldiği zaman "Bugün 15 yaşına giriyorsun. Git annene söyle, bu benden alacağınız sonuncu bedava et. Bunu söylerken, annenin yüzündeki ifadeye de dikkat et" demiş.

Oğlan etle eve dönüp, annesine kasabın söylediğini anlatınca, kadın gülmüş.. "Şimdi hemen kasaba dön ve ona de ki, 'Biz 15 yıldır, bedava sebze, bedava meyve, bedava balık, bedava süt, bedava ekmek, bedava yağ, pirinç, makarna alıyoruz.' Bunu söylerken de kasabın yüzündeki ifadeye dikkat et.."

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.