1. YAZARLAR

  2. Eşref Çetinel

  3. Memurun emeklinin maaşlarından ibaret çarşı pazar
Eşref Çetinel

Eşref Çetinel

Halkın Sesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Memurun emeklinin maaşlarından ibaret çarşı pazar

A+A-

Yeni yıl geliyor. Çarşı pazar satışlara hazır! Sadece bir sorun var: 13. maaşların ne zaman verileceği belli değil. Bu nedenle irili ufaklı ticaret erbabı tedirgin! Ellerinden gelse “artık ödeyin şu 13. maaşları” diyerek yollarda meydanlarda eylem yapacaklar!

Pekala, yıllardır çarşı pazarın “yağlı kuyruk” esamesindeki bu “kamu görevlileri ile emeklileri” kaç kişidirler ki bu kadar etkin ve yetkin müşteri olabilmektedirler? Neden bayramlarda, yeni yıl arifelerinde, özel günlerde KKTC çarşısı hep “memur ve memur emeklisi müşterileri gözlemektedir?

Hadi olaya bir başka objektiften bakalım ve soralım: Neden KKTC piyasası ile ekonomisi hazinesi battığı için erken seçimlere gitmek zorunda kalmış, ödeyemediği borçları nedeniyle elektrikleri kesilmiş, Ankara para pompalamasa tek kuruşluk ödeme ve harcama yapamayacak duruma düşmüş, vergilerini alamayan, sektörleri ile iflas eden böylesi muhtac’ı dide dide bir devletin tutun ki 25 bin kişilik “memur ve memur emeklisi” muhtaç durumdadır?

Yani “vermese mabut, neyleyecek Mahmut!” Ki “Ankara KKTC Maliyesine, Maliye de kamu görevlileri ile emeklilerine vermekte!” Onlar da devletten ödendikleri maaşlarını her ay çarşı pazara akıtarak ekonominin çarklarını çevirmekte!

OYSA. KKTC dediğinizin nüfusu KKTC yurttaşı olarak tutun ki 300 bin. (Bu nüfus de-juruymuş ki bunun bir de de-faktosu varmış,) hepsinin toplamı şöyle böyle 5 yüz bin olmakta… Eh, KKTC dediğinizin eti ne budu ne.? Bu nüfus Kuzey’e yetip artacak ki…

HAYIR: Memurlarla emeklilerinin ötesinde esameleri bile okunmuyor! Nitekim çarşı Pazar, “halkın parasal düzeyini yukarılara çek ki biz de hayır yüzü görelim” demiyor! Ya ne diyor? “Öde şu 13. maaşları da biz de nasiplenelim!”

*****

Ekonomi ile finansal hayatımızın bu kısır döngüsü 1974’lerden önce de böyleydi, şimdilerde de böyledir. (Tabi ki asıl söz ve analiz yetkisi ekonomistlerle ortaya koyacakları rakamsal verilerindedir. Bizimkisi görüp ellediğimizce değerlendirmemizdir ki elbette sübjektiftir.)

Buna karşılık KKTC çarşısının gerçekten kamu görevlileri ile emeklilerinin “maaşları” ile alış veriş olanağı buldukları da yadsınamaz gerçektir…

VE BANKALAR DA BU KAPSAM İÇİNDEDİRLER: Evet bankalar da kamu görevlilerini gözlemektedirler! Kredi kartlarından tüm kredilendirmelere kadar kapsamlarına aldıkları reklamları ile hep “devletten maaş çeken görevlilere” hitap etmektedirler!

Sadece bir şartları vardır. Eğer bankalardan en ehveninden ve her türlü ihtiyaç için kredi alınacaksa “maaşın” her ay söz konusu bankaya yatması gerekmektedir! Bu da ne demektir? Ne kadar kamu görevlisi müşteri o kadar mevduat!

Kısaca bankalar da memurun maaşlarından nemalanmakta, o maaşlara ortak olmak için kredi kartlarında türlü çeşitli kolaylıklar sağlamaktadırlar…

Ve KKTC de tüm ekonomik gelişmişlik verilerine, kumarhanelere dayalı turizme, devlet destekli tarımla hayvancılığa, üniversitelere, özel okullarla hastanelere karşın hâlâ ve en değerli “akçe” memurlarla memur emeklilerinin maaşlarıdır ki bu ekonomik yansıma bir “yapısal kusurdur!”

Beş yüz bin kişilik KKTC’nin ekonomik çarklarını hâlâ “sabit ücretliler” çeviriyorlarsa demek ki ülkede müthiş bir “devletçilik” vardır!

Oysa “ekonomi” dendi miydi hangi etiketi takıyoruz KKTC’nin yakasına? Telafuz edilmişliklerine bayılmış olacağız, “Serbest piyasa ekonomisinden liberalizme” kadar her sistemi!”

Gerçek nedir ama: “Devlet eğer 13. maaşları öderse bu kez gününde aylık maaşları ödeyemeyecek! Ödeyecekse elektrik borçları ile sigortalıları aksatacak. Bir yolunu bulup bu kesimlerin ödemelerini yapsa hazinede para kalmayacak!

SONUÇ: Bu gidişin sonu yoktur! Hükümet “özelleştirmelere bel bağlıyor” ama o da yaştır! Çünkü bu ülkede özelleştirilmesi tasavvur edilen müesseseler, KKTC sınırları içinde değil, ancak Türkiye’ye yönelik işlerlikleri nedeniyle özelleşeceklerdir, zaten öyle olmaktadır.. Bunun da KKTC için çok büyük değişim olacağını söylemek abestir!

*****

TORUNUM NE DEDİ

Henüz beş yaşında. Geçen gün kreşten almışım arabayla eve geliyoruz, her zamanki gibi sordum. “Bugün okulda ne yaptığınızı ne öğrendiğinizi anlatır mısın?”

Bir şeyleri anlatırken bu kez o bana sordu: “Pahalı ne demek, bilin?” “Yok dedim bilmem, sen anlatsana?” Ve anlattı: “Pahalı almamak demektir!”

Anında bir kara düşünce sardı başımı: Çünkü o “alamamak” dediği olay vardır ya! Bu Kıbrıs Türk halkının 1974’ler öncesi hayatıdır! Adı da fukaralıktır! Hepimiz o fukaralığın ateşten gömlekleri ile büyüdük. Ve çocuklarımız, torunlarımız o ateşten gömlekleri giymesinler diye bu adada mücadele ettik. Bunun için bağımsız devlet olduk!

Buna karşılık beş yaşındaki torunum, henüz “alamamak” diyemiyor, “pahalılık almamak” diyor!

DÜŞÜNÜYORUM: Acaba gide gide bu memlekette bir arpa tanesi kadar mı yol aldık? Ki ne pahalılıktan kurtulduk ne ekonomik düzeye sahip olduk! Üstelik “alamamak” gitgide “almak” fiilinin önüne geçen bir ekonomik tehdit unsuru oluyor…

Ve çarşı pazarın dikkatini çekiyorum: Her bayram, her yıl başı arifelerinde ticaret erbabının indirimli satışlar yapmasını bekleriz. Nitekim Güney çoktan başladı o indirimlere. Hem de ekonomik felâketi yaşarken!

Bize gelince: Laf ola beri gele bazı eşyalarda indirimler yapılır, onların da ne kadar gerçek olduğunu bilen olmaz! Buna karşılık bilinen asıl gerçek, “özellikle bayram arifelerinde yenen kazıklardır!”

Halâ ayni fırsatçı tutumlarda debeleniyoruz! Sonra da neden millet Rum tarafından alış veriş ediyor diye yakınıyoruz! Fırsat vermeyin be kardeşim! 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.