1. YAZARLAR

  2. Eşref Çetinel

  3. Meraklısına tarih dersleri ve kısaca dediklerimiz
Eşref Çetinel

Eşref Çetinel

Halkın Sesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Meraklısına tarih dersleri ve kısaca dediklerimiz

A+A-

Tabi  “meraklısına”  anlatıyoruz.  Yoksa bu adada en az Rum kadar insanca yaşama hakkı ararken Kuzey’de oluşturduğu Devletine sahip çıkan insanlara neden   ikide birde geçmişin tarihini anlatalım…  Ve diyelim ki o tarihin içinde dört yüz yıllık Osmanlı egemenliğinde  bile Türk’ün Rum’u horlayıp  ezdiği,  kıyıp doğradığı,  göçe zorlayıp evinden yurdundan kovduğu yoktur. 

Ve ekleyelim. Buna karşılık bu Rum her fırsatta bu Türk’ü öldürdü,   göçe  zorladı.  Evini yurdunu yaktı  yıktı.   Topluca kıyıp  mezarlara da koydu…

“Paris’te  bir anıt varmış.  2. Dünya Savaşı anısına yapılmış ve üzerinde şöyle yazıyormuş:  “Affet, fakat unutma!”                                                                 

TUTUN Kİ AFFETTİK:  Fakat unutmamızı istemeyiniz…  Bu nedenle o geçmişin bir tarihi gerçeğini daha vurgulayacağız.  Yıl 1878’dir.  İngiliz resmen adayı Osmanlı’dan devralır.  Esme Scoot  adlı İngiliz kadını ayni yıl Kocasının Girne’deki görevi nedeniyle adaya gelir.  Tüm Kıbrıs’ı gezer hatıralarını   kitaplaştırır.   “Yuvamız Kıbrıs”  diye. 

DİKKATİNİZİ ÇEKERİM:  260 sayfalık bu kitabı okuduğunuzda tek satırında bile ne bir Türk desise ve melanetine rastlarsınız ne de  şiddet ve terörüne.  Aksine İngiliz kadını  “Türklerin insanlıklarından”  söz eder.

Buna karşılık Rum ahaliyi anlatırken alavere dalavereleri bir yana,  gaddarlıklarını da yazar,  insanlık dışı davranışlarını da… 

Ve İngiliz kadını bir tarihi olayı     daha anlatır. “İngiliz’in adaya ayak bastığı o ilk yıllarda  Rumlar da ayaktadırlar!   Türk idaresinin zulmünden kurtulduk,  İngiliz idaresinin zulmüne mi gireceğiz  diyerek  “Kıbrıs kardeşliği”   adlı bir cemiyet kurarlar. Hatta tüm adaya sahip olmak için aralarında para toplar ve aptalca bir düşüncede  mesela  İngiliz Osmanlı’ya yüz on bin sterlin teklif ederse kendileri yüz yirmi bin lira teklif ederek  adayı devralma planları  yaparlar!” 

YIL 1978’DİR:  Ve o yıllardan bu yıllara Rum ayni Rum’dur.  Bilirsiniz son numarası 1974’de tüm adayı yutmak üzerine Yunanistan’la Makarios’a darbe girişiminde bulunmalarıydı  Ve her halde artık bir daha tekrarlayamayacaklardır, son kez Türk’ü göçe zorlayıp Kuzey’e iterken, kıyıp toplu mezarlara da koydulardı.  Tabi şimdilerde de son şanslarını  zorlamakta,   içimizdeki bazılarını da kandırarak   “Türkiye dışarı Rum içeri”  dedirtirlerken belki adanın egemeni olurlar budalalığında  tepinmektedirler!      

**********

DAHA BİTMEDİ

Geçtiğimiz günlerde Bosna Hersek’in devlet  oluş  yıldönümü kutlandıydı.  Bosna Hersek Tito’nun 6 devletli Yugoslavya Federasyonunun  51 bin 193 Km.  karelik bir federal kanadıydı. Bünyesinde Hırvatlar da vardı Müslüman Boşnaklar’la Sırplar da.  Tito öldükten sonra Sırplar “Bosna Hersek Sırp Cumhuriyetini”  kurduk diyerek yıllarca Boşnaklara karşı etnik temizlik harekâtları sürdürdü.  On bir binin üzerinde Müslüman Boşnak öldürüldü. Avrupa’nın göbeğinde insanlık dışı facia yaşandı.  Sonunda Nato müdahale etti. 

İç savaş yine dinmediğinde de son çare olarak 1995 yılında ayrı bir  Bosna Hersek Devleti kuruldu…  Ve işte bundan sonra huzur da sağlandı istikrar da. 

BU GERÇEK ORTADAYKEN: Kör gözüne parmağım dercesine tarihi bile tahrip ve iğfal ederek  “işte Bosna’da onca savaştan sonra halklar birbirlerini affederek barış içinde yaşamaktadırlar”  der misiniz?   Yahut Yaralar sarıldı da birlikte kurulan devlet dünyaya refah ülkesi olarak açıldı  falan…  Ve sözü Kıbrıs’a getirerek  “biz de ne zaman Rum’larla kin ve nefreti unutarak kardeş kardeş birlikte vatanımızda yaşayacağız”  diyerek iç çeker misiniz?

HEM SÖYLERLER HEM PROPAGANDASINI YAPARLAR: Tek vatan tek Kıbrıs milleti diyerek de  Leyla’nın aşkından sararıp solmuşlukta  göz yaşı bile dökerler!  Ve Bosna’nın ancak ayrı Devlet olduktan sonra barış ve huzura erdiğini hatta o barış ve huzuru hâlâ Nato’nun üzerlerine serdiği güvenlik şemsiyesi altında gerçekleştirdiğini  söylemezler!  Bilmediklerinden değil tabi!   İşlerine gelmediğinden…

…Siz ne diyorsunuz be ağalar.  Papadopulos’un bir amacının da   “osmosis”  olduğu  yani Türkleri Rum egemenliği içinde eritmek olduğu söylendiğinde ne derler bilir misiniz?    “Türkiye yapacağına daha iyisi Rum yapsın!”   Breh brehhh!                                                                  

**********

KISACA DİYECEKLERİMİZ 

İskele Belediyesi’nin özellikle sahil şeridi üzerine yönelik kamuya açık alanlar oluşturma projelerini gıpta ile izliyoruz çünkü Mağusa bu şansı yitirdi! Elinde kala kala bir Glapsides plajı kaldı o kadar…

Buna karşılık İskele Belediyesine de  öyle “işleri kolay”  hükmünde bakamıyoruz.  Oralarda da Boğaz sahil şeridi gitti!  Ya denize sıfır konutlarla yahut Rum döneminden kalma derme çatma yapılarla. 

Sonuçta insan üzülür.  Çünkü hiçbir devrede aklı başında hiçbir insanın bu sahilleri gördükten sonra   “buraları bir gün  halka açık tesislerle donandığında kim bilir  nasıl şahane   kıyılar ortaya çıkar”  diye düşünmemesi  mümkün değildi? 

Fakat bu memlekette her zaman yağmacılar kazandığından, yazık ki bu güzelim sahiller  de kurtarılamadan gidiverdiler.  Neyse,  yine de kalanını kurtarmak bile kârdır.  

***********

Nihayet karar verdiler Tüketicileri koruyacaklar!  Yasaları organları tamam devreye girmeyi bekliyor…

“Görelim bakalım”  diyeceğiz!  Çünkü bu ülkede sorun sadece  pahalılık değildir..  Kazıklanma ile kalitesizlik de vardır ki hadi anlatalım.

Geçen gün balık alacağım,  hani gözüm de tutmadı,  balıkçıya soruverdim:  “Taze midirler?”  Hiç malını tezgâha koymuş satıcıya böyle sorulur mu?  Ne diyecekti yani.   Hayır kardeşim sakın alma bayatın da bayatı hatta kokmuşturlar” mı?  Aldık balıkları ve eve geldikte gördük ki bayat olmaları bir yana kokmuşlar da! 

ŞİMDİ:  Ne diyeceksiniz?  “İnsan almadan bir bakar”  mı?  İşte bakmadık!  Soralım ama:   Biz balığı alırken bakmadığımız için tutun ki eşeklik ettik!  Pekala o bayat kokmuş balığı satan ne olacak? 

İŞTE OLAY:  Eğer tüketicinin hakkı hukuku korunacaksa önce  “satıcının”   haksızlığı ile hukuksuzluğu sorgulanmalıdır.  Ve  satıcı bilmelidir ki   tezgâhında kokmuş balık satamayacaktır!  Bu bir ahlâk meselesidir.  Aynen çevre temizliği gibi.  Ne temizlik kampanyaları ile  olur ne kanunlarla.  Kafalar değişirse olur.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.