1. YAZARLAR

  2. Ali Doğanbay

  3. Mini mini miniminicik söyleyin siz şimdi Kenan Paşa’yı yargılasınlar mı?
Ali Doğanbay

Ali Doğanbay

Afrika Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Mini mini miniminicik söyleyin siz şimdi Kenan Paşa’yı yargılasınlar mı?

A+A-

Akif Beki’nin de Türkçesi çocuk şarkılarından demetlenerek Tayyip Paşasının elinden ikramca yazılar olduğundan sormuş ‘canına yandığımın tatlı su demokrasicisi’ neden bazı sanatçılar, isim de veriyor ‘tatlı su balığı’ misal Tarık Akan neden Kenan Evren’in yargılandığı gün mahkemede yoktu, çocuk şarkısını müzikale çevirmişler, bir aslan miyav dedi minik fare kükredi Kenan Paşa mahkemeye neden gelmedi, canım Akif Bekiciğim Kenan Paşalarınızı bilmeyiz biz, o mahkemelere gelmeyiz biz, o mahkemede bu mahkemede bizim mahkemelerimiz değil, aç parantez oku Oğuz Atay Tutunamayanlar sayfa 220, “mısra 433 ve sonrası: Her kılında bir mızıka bulunan Deccal’ın” okumaya devam et sayfa 225 ve “biz onlara diyeceğiz ki” sayfa 226’ya kadar yani “mısra 463”e kadar, okumayı bitir kapa parantez, bu bizim mahkememiz değil ki fena halde üç nokta
   
Güzel bir söz bulmuş bizim solcu gençler, diyorlar ki “Erdal Eren’in yaşını büyütüp idam edenleri, Hrant Dink’in katilinin yaşını küçültenler yargılıyor” diye, ki aynen katılıyoruz, işte bütün mesele bundan ibaret, sen Akif Bekiciğim ama biraz daha idare et…
   
Şimdi Tayyip Bey sağa-sola ‘bakın yargılayamazsınız demiştiniz, nasıl da yargılıyoruz’ diye efelenirken, hatırlatmak isteriz ki, biz size yargılayamazsınız demedik, biz size yargılayamazsınız dedik. 12 Eylül denilen zat-ı muhteremler, Kenan Evren ile Tahsin Şahinkaya’dan muhtelif değiller ki, daha fazla bir muhteliflikten ibarettir ki, sanırım o zamanın yüzde doksan ikisi eder ki, işte o yüzde doksan ikisi bugün 12 Eylül’ü yargılıyorlar, işte biz de diyoruz ki, eğer bir gün yargılama olacaksa, yüzde sekizi yargılayacaktır.
   
Daha evvel defalarca üstünden geçtim, bir kere daha ziftleyeyim düşüncemi, 12 Eylül yalnızca darbe etmek için yapılmamıştır, yalnızca Sol’un başını ezmek için yapılmamıştır, 12 Eylül bu ülkenin zekâ düzeyinin de, insancıllık düzeyinin de, duygudaşlık düzeyinin de tahrip edilmesi için yapılmıştır. 12 Eylül bu ülkenin düşünce sistematiğinin bombalanmasıdır. 12 Eylül bu ülkenin vicdanına yapılmış darbedir. Türkiye’nin en donanımlı kuşağını 12 Mart’ta balyoz gibi ezen cuntacılar yarım kalan işlerini 12 Eylül’de tamamladılar. Bütün bunların oynatıcısı Amerika’dır. Şimdi, bir kez daha sormak lazımdır ki, CIA Türkiye Masası Şefi Paul Henze’nin faşist darbeyi haber aldığında Başkan Jimy Carter’a “our boys have done it-seninkiler yaptı/Bizim çocuklar başardı” tümcesi yargılanmanın herhangi bir yerinde geçmeyecekse, hangi yargılamadan bahsedilmektedir? İçinden Amerika geçmeyen bir cunta yargılanması, acaba, dünyanın neresinde hakiki ve hukuki bir yargılanmadır?
   
Evet, o kadar zihinleri köleleştirildiler, o kadar düşünme ediminden kopardılar ki, şimdi, bildiğiniz 12 Eylülcüler, yani ulan zamanında Evet dedik, iyi ki asker geldi huzur geldi yoksa anarşistler ülkeyi bölüyorlardı diyenler, babalarından, dedelerinden ‘ihtilal’ diye dinledikleri şeyi, şimdi tamamen bu düzeneğin uzantısı ve aynı zamanda boy atması da tamamen 12 Eylül’den olan, yani oradan nemalanmış olan, bir parti, bir görüş, bir düşünce, onu yargılarken, kendi de bir karambol demokrasi durumunda çelişkilere gebeleniyor. Ulan bu 12 Eylül kötü müydü? Ama bir aralar iyiydi? Hangi ara kötü oldu? İşte canım Akif Bekiciğim ve canım Türkiye Orta Sınıfım, anlamadığın yerde anlam filizleniyor ya, ah bir anlasan, bu AKP’de diğer bütün AKP’ler gibi Amerikancı, ve öyle inanç falan hak getire tamamen sermayeden yana; o zamanlar bütün Amerikancıların Amerika’nın dediğini demesi gibi öyle dediler, şimdi darbeyi Amerika solculara yargılatacak değil ya, eğer yargılanacaksa Kenan Evren onu da ‘our boys’ yargılayacak. Anlamadın mı, bunların hepsi ‘aynı çocuklar’. Canım Türkiye Orta Sınıfım, bizim çocuklara ne oldu diye soracaksın değil mi, bizim çocukları astılar, kestiler, öldürdüler canım orta sınıfım. Sen durmadan kendi çocuklarını öldürenlere kızdın, yanlış yere kızdın, zalimleri kendinden saydın, çünkü böyle bir fikirle yoğurdular seni de. Ve demem odur ki, işte, bazen düşündüğünde, darbe falan, faşizmdir sonuçta, bir gün elbet yenilgiye uğratılır da, işte 12 Eylül’ün en büyük başardığı budur, algıda bozukluk zihinde bulanıklık vicdanda her zaman insanlığı öldürür. Erdalımız bir kere ölür ne olacak, Erdalımız bir kere de sizin için ölür ne olur, Erdalımız zaten halkı için ölür ne olur, bütün Erdallarımız yeniden dirilir de bir daha ölür ne olur ki, ama o algı o zihin o vicdan geriye dönmemek üzere bir kere öldürülür ya, işte o çok olur, çok şey olur, 12 Eylül budur, şimdi gene sormak zorundayım; ey yargılayıcılar, ey Akif Beki, ey Türkiye Orta Sınıfı, bunu yargılayabilir misin?
   
Bunu yargıladığımız zaman, 12 Eylül’ü de yargılamış olacağız. 12 Eylül’ün bütün damarları vücudumuza pis kanını pompalıyorken ve bu kafa bu vücudun iken, yani bu kanla besleniyorken her hücremiz, Kenan Evren ile Tahsin Şahinkaya mahkemeye gelse ne olur, gelmese ne olur, biz 12 Eylül’ü yargılasak hiç olur!
   
Çok seviyorum, çok, doğru yerlere doğru bir dille yürüyerek eylem yapan insanları. Benim ülkemde de ‘tatlı su solcuları’ hep yanlış istikametlere giderler. Çünkü istikamet mühimdir, ama tespit daha mühimdir ve tespit istikametten önce gelmelidir; ama benim ülkemde önce istikamet bulunur sonra tespit yapılır ki çoğu kere tespite sıra gelmez bile, öyle yanlış bir istikamette yanlış bir solculuk oynar dururlar. KESK, DİSK, TTB ve TMMOB “Darbecilerden Hesabı Emekçiler Soracak” diyerek 3 Nisan günü (yani meşhur duruşmadan bir gün evvel) ABD Büyükelçiliğine yürüdüler. (ne kadar doğru bir istikamet. Çünkü istikametten evvel sağlam bir tespit yapıldığı aşikâr) Şöyle pankartlarla yürüdüler: “Katil ABD İşbirlikçi AKP” “Darbenin çocuğu faşist AKP.”  Ve şöyle dediler, misal KESK Genel Başkanı Lami Özgen: “Bugün darbeyle hesaplaşacağını söyleyen AKP hükümeti 12 Eylül yeşil kuşak projesinin bir ürünü ve ABD’nin prematüre çocuğudur.” TTB Merkez Konsey Başkanı Eriş Bilaloğlu ise şöyle dedi: “12 Eylül herhangi bir darbe değildir, arkasında sermaye ve ABD’nin olduğu planlanmış bir darbedir ve henüz süreci tamamlanmamıştır. Darbenin sonucu ise şu an iktidardadır.”
12 Eylül o yüzden sadece bir darbe değildir, toplumsal, sosyolojik ve hatta fizyolojik etkileriyle sebep ve sonuç ilişkisine bağlı, bir ülkenin kimyasının değiştirildiği, insan mühendisliği yapıldığı, bir düşünce ve eylem biçiminin iktidar olduğu bir ideolojidir. Bana öyle geliyor ki, bu ideoloji, şimdi bir yol ayrımındadır, çünkü sosyolojik olarak da politik olarak da tarihsel olarak da belirli bir yere gelmiştir, şimdi başka bir yere yürümek istemektedir ve bu yüzden geçmişin izlerini, hatta kendi açısından kötü izlerini diyelim silmek için, bu temizliği ve bakımı yine kendi ideolojisinden bir düşünceye vermiştir, şunun için vermiştir, eğer izleri gerçek bir ‘yargılayıcılar’ ele alsaydı (Bkz, Oğuz Atay, daha evvel bahsedilen sayfalar) ve temizleseydi, bu ideolojinin de yerle yeksan olması demekti ki, bu Amerikan parmaklarının oynatamayacağı bir ideoloji demek olurdu ki, bu yüzden yargılayan ve yargılatan ile yargılanan aynı kişilerdir.     

Öyle olmasa Maraş Katliamının bir numaralı sanığı Ökkeş Şendiller müdahil olur muydu, ki Akif Bekiciğim, neden davaya müdahil olmadıklarını soracağına, mesela az biraz tarihi karıştırıp Ökkeş Şendiller’in “Kenger” olan soyadını neden değiştirdiğini, ne zaman değiştirdiğini, ne için değiştirdiğini, ‘ileri demokrasimiz’ için sorgulayabilse ya. Diyarbakır Cezaevi’nde Ahmet Türk’ü döverken, ki Ahmet Türk’ü hala dövüyorlar canım Akif Bekiciğim bunu da çengellesene zihnine, neden sorgulayamıyorsun, mesela sizin zihinden ve şimdi pek demokrat sayılan Nazlı Ilıcak Hanımların o dönem yazılarını okudular mı? Pek muhterem İslamcı-muhafazakâr zatlar ile o dünya görüşünün dikiz aynasından ne görülüyordu, baktılar mı acaba? Madem mahkemeye kim geldi kim gelmedi diye yoklama yapıyorsunuz, bir sınıf başkanı edanız var ve o yoklama defterini götürüp gösterdiğiniz bir müdür muavininiz de var demek ki; niye o zaman sormadınız Diyarbakır’da, Mamak’ta, Sağmalcılarda, Metris’te yapılanlara, bu ne biçim demokrasi diye? İkiyüzlülük, yalancılık, bunlar da bir 12 Eylül ideolojisidir Akif Bekiciğim, bunu da yargılayacak mısın, duruşmalarınızda?

MHP ‘ben daha çok acı çektim’ diyor, CHP ‘hayır ulan ben’ diyor AKP ‘size demokrasiyi ben getirdim’ diyor; bazen çok acıklı, çok acıklı bir şaka hayat; öyle değil mi Erdal kardeş, küçük kardeşim, yaşın bile tutmuyordu da ölmeye öyle büyüttüler tutsun diye ölüm yaşını, şimdi katillerle tetikçiler, şehir basanlar, şehir yakanlar, şehir yollarını kapayanlar ‘müdahil’ ama biz “dava dışıyız” yani canım kardeşim bu ideoloji bir de öyledir, yalan söyledikçe daha büyür, çok büyür, yalan söyledikçe büyüsün diye inşa edilir toplum bunların dünyasında.

Acıyı çekenler, öldüler. Acıyı çekenler, şimdi yok. Acıyı çekenler, örgütsüz. Çünkü ortada öyle bir örgütleri kalmadı. Dağılmış, parçalanmış, yok edilmiş bir halde müdahil olamayacaklarını biliyorlar. Hesap soramayacaklarını biliyorlar. Yalancıların ve ikiyüzlülerin ‘müdahil’ olacaklarını bildikleri için ‘sözde 12 Eylül’ü yargılıyorlar’. O yüzden Berfo Anam oğlun yaşasaydı, ki yaşatmazlardı ama yaşasaydı eğer, bunlara müdahil olmazdı bunlardan hesap sorardı, şimdi yargılayıcısının, yargılattığının yargısına sırtını dayayıp beslendiği bu düzende senin oğlunun hesabını da soramayacak kimse. Yargı değiştiriliyor Berfo Anam, yargı değiştiriliyor, o zamanlardan geçiyoruz, yargı değil Berfo Anam yargı değil, el değişiyor el değiştiriliyor olan bu.  Bir şey değişmeyecek, değişen yargıyı tutan elin değişmesidir, senin oğulcuğuna ne reva görüldüyse başka oğulcuklara da bundan sonra aynı yargı reva görülecek. Berfo Anam, ama gene içimizde ukdedir ki, sen 105 yaşında kalktın geldin, o adam elini mi ne kırmış ya, neresini kırarsa kırsın, eğer bir kere daha denk gelirseniz, tükür yüzüne, tükür, biz hepsinin yüzüne tükürmüş sayarız, tükür yüzüne, “cellâdın, fırsatçının, fesatçının, hayının…”

Sendikalar Yasası’ndan hesap soracak mısın Akif Bekiciğim? Daha evvel de dikte edilerek sadece bir kesimin eğitim sistemi olan, yani ‘ötekilerin’ okulu olmayan eğitim sistemi için hesap soracak mısın? YÖK hala dimdik duruyor, hesap soracak mısın? Tutuklu gazeteci sayısının, 12 Eylül’de tutuklu gazeteci sayısının 3 katı olduğunun da hesabını soracak mısın? E ama bunlar terörist. Ama o zamanlar faşist Kenan Evren cuntası ve 12 Eylülcüler için yargılananlar da teröristti. Berfo Ananın oğlu neydi, ne düşünüyorsunuz, terörist miydi peki? Kürtlerin en basit ‘anadil hakkı’ için 12 Eylül Anayasasından farklı ne söylüyorsunuz mesela, hesabını soracak mısın? Kıbrıslıları olmadıkları ve istemedikleri ve karşı durdukları her durumda ‘Rumcu’ diye yaftalayıp ‘Besleme’ diye aşağılamayı Kenan Evren’in 12 Eylül mitinglerindeki kullandığı aksandan farkı nedir, sorgulayacak mısın? Herkes size benzeyecekse, o zaman siz kime benzeyeceksiniz, böyle bir çelişkinin bile olmadığını mı sanıyorsunuz, 12 Eylül’ün nihai sonucu bu mudur, Ilımlı İslam. Bize hiç sorulmadan, bizim hiç fikrimiz alınmadan, TC’nin Kuzey Kıbrıs’a ‘Din Hizmetleri Geliştirme Projesi’ için 10 milyon TL hibe etmesi, birilerini, hiç de sormadan sual etmeden, kendine benzetmek, dikte etmek, böyle olacaksın ulan, hizaya geç, rahat, hazır ol demek değil midir? Ve fakat Eğitim teknolojileri için 200 bin TL hibe edilmesi, dayatmanın çok açık bir şekilde cilalanması, parlatılması, amacın ne olduğunun göstergesi değil midir? Bizi kime benzetmek istemektedirler? Biz, kim olacağız? Demokrasi derken kast edilen nedir? Bu 12 Eylül’ün dili, jargonu, aksanı, cümlesi değil midir? Bunu da sorgulayacak mısın?

Çünkü biz bir gün sorgulayacaksak, öyle 12 Eylül falan Kenan Evren değil, 12 Eylül dediğin Kenan Evren dediğin bir küçük mini mini mini mini miniminiciktir. Bu mini mini mini mini miniminiciklerden de her devirde, kılık değiştirerek, aksan değiştirerek, yol ya da yöntem değiştirerek bir sürüsünden tipler çıkar. Ama hepsi aynı ideolojinin tipleridir. Bizim yargılayacağımız tipler değil, ideolojilerin yargılanması olacaktır. O yüzden, işine geldiği yerden okuyan müdürün ve onların muavinlerine yoklama defterini götürdüğün zaman, neden mahkemeye gelmemişler biliyor musun müdürüm diye cümleye başladığında Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar sayfa 220, “mısra 433 ve sonrası: Her kılında bir mızıka bulunan Deccal’ın” okumaya devam et sayfa 225 ve “biz onlara diyeceğiz ki” sayfa 226’ya kadar yani “mısra 463”e kadar olan kısmı oku. Çünkü müdürün, tam 12 Eylül lehçesi, işine geldiği yerden işine geldiği gibi kırpma ustası, belki bu sebeple uzunca Oğuz Atay okumaya da başlar. Belki o zaman magazin müdürlerinin yaptığı gibi, cümleyi bir yerinden alıp sonrasını kestirip atıp, geri kalanından da vay ulan ne demiş gibi bir algı yaratmayı bırakır. Ama 12 Eylül toplum mühendisliği yaptı, insanların zekâlarını sekteye uğratıp algılarını değiştirdiler derken bunu diyorduk, çünkü gerçekten sorgulamayı bilselerdi, açar Oğuz Atay okurlardı, Oğuz Atay’ın gerçek derdinin ne olduğunu anlarlardı. Gerçekten sorgulamayı bilselerdi, böyle 12 Eylül sorgulanmaz da derlerdi. Ama en çok müdürün biliyor ki, öyle bir kitle yok karşısında, magazin müdürleri gibi magazin programı yapıyor sanki, çünkü kimsenin sorgulamayacağını hatta Oğuz Atay okumaya başlayamayacaklarını o da biliyor. Demem şudur Akif Bekiciğim, 12 Eylül böyle bişeydir. Televizyonda ne görüyorsak seçim sandığından da benzer şeyler çıkıyor. Spor sayfalarında ne okuyorsak Ermeni Meselesinden de benzer şeyler çıkıyor. Magazin sayfalarında ne duyuyorsak Kıbrıs Meselesinden de benzer şeyler çıkıyor. Ekonomi sayfalarında ne görüyorsak Kürt Meselesinden de benzer şeyler çıkıyor. Çünkü bu algıdan bu kadar zekâ bu zekâdan da bu kadar fikir, başka şey çıkmaz ki. Bunu sorgulayabilir misin? İşte bunu sorgulayabilirsen 12 Eylül’ü de yargılamış olacaksın…

Nevzat Çelik diyor ki “Gök mavi deniz mavi kıyısında dur. Kayıyor yıldız annem içinden dilek tut. Koşar sana kısa pantolonlu bir çocuk. Gözünde, gözümde, gözlerinde bin umut. Yeşildir artık yüreğinde kara bulut. Bugün anneler günü annem beni unut.”
İşte bunu sorgulayacak, yargılayacak bir mahkeme daha kurulmadı…

Ama, Birgün… Elbet kurulacak…

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.