1. YAZARLAR

  2. Dr. Nazım Beratlı

  3. Muhsin’e bile mi?
Dr. Nazım Beratlı

Dr. Nazım Beratlı

Haberdar Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Muhsin’e bile mi?

A+A-

Mustafa Gökmen ile bir yerlerden dönüyorduk…

İstanbul Atatürk Havaalanı VIP salonunda, o zamanlar iki ayrı bölüm var:

Sigara İçenler- Sigara İçmeyenler…

Şimdi yok! Biz, elbette “içenler” bölümündeyiz…

Sevgili Gökmen, bir yandan beni sigaradan kurtarmaya çalışıyor, öte yandan da benim yüzümden, sigara dumanları içinde uçak beklemek zorunda kalırdı…

Kapının yanına oturduk, ben sigara içiyorum, Gökmen de zararlarını anlatıyor bana…

Bir anda, kapıdan içeri etrafında bir grupla, biri girdi:

Muhsin Yazıcıoğlu!

Bizim KÖGEF yıllarının, Ülkücü Gençlik Derneği Başkanı!

Can düşmanımız yani…

Zamanın, Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı…

Gökmen, ayağa fırladı…

Belli ki tanışıyorlar…

“Vay” dedi, “Başkanım

Hoş geldiniz…” hararetle el sıkıştılar…

Sağolsın, beni de pek seven Mustafa, belli ki kendine göre onore etmek istediğinden, Yazıcıoğlu’nun elini bırakmadan, diğer eliyle de beni takdim ederek, “Tanıştırayım” dedi, “ Kıbrıs milletvekili dostum, Dr. Nazım Beratlı! Kendisi çok muhterem bir milletvekilimizdir..”
 Tam da “tut kelin perçeminden” durumu… 

Artık, utanma, nezaket ne derseniz deyin, ayağa kalıp, Yazıcıoğlu’nun uzattığı elini sıkarken, “Memnun oldum” demek zorunda kaldım…

El sıkışırken, göz göze bakışıyoruz, “Hangi partidensiniz?” diye sordu doğal olarak! Ben de doğal olarak, elini bırakmadan, “Cumhuriyetçi Türk Partisi’ndenim sayın başkan!

Bizim partiyi tanırsınız sanırım…” dedim… “ Tabii tanırım” dedi ama sanırım bakışlarında birşeyler değişti…

Benim de değişmiştir…

Elimi bıraktı, yürüdü gitti…

Gökmen’e sitem ettim… “ yahu bizim bunlarla kanlı bıçaklı olduğumuzu bilmez misin?

Ne zor duruma sokan beni de onu da?” Mustafa o çelebi haliyle, “ Onlar eskide kaldı doktorum…

Bak işte el bile sıkıştınız” dedi…

Eminim ki Yazıcıoğlu da içinden Mustafa’ya birşeyler demiştir, o gün…

Derken, bu adamın helikopterinin düştüğü, iki-üç gün arandıktan sonra cesedinin bulunduğu duyuldu…

Yas tuttuğumu, söyleyemem…

Ama kimsenin ölümüne de sevinmem ben…

Yalnız, bu olayın arkasından, ailesi ve çevresinin ortaya attıkları iddiaları, ilgi ile izlemeye başladım…

Aile, helikopterin özellikle düşürüldüğü, ondan sonra da Yazıcıoğlu ölene kadar, bilhassa “bulunmadığı” anlamına gelen, iddialar dile getirmekte, devletin bazı birimlerini suçlamaktaydı…

Bir yandan da örneğin Trabzon BBP örgütünden bazı kişilerin, Hrant Dink cinayetinde “derin devlet” ile teşriki mesai ettikleri söyleniyordu!

İşte sonunda savcı bile “Ergenekon’un Trabzon Hücresi” dedi…

Ölen solcu olsa, hadi bir devlet komplosunu anlıyalım ama bu düzeyde sağcı bir liderin, devlete ne zararı olabilirdi ki?

Öte yandan, aile de kapıcı Ahmet Efendi’nin ailesi değil ki! Neden böyle iddialı bir biçimde devleti suçluyorlar?

Derken, dün internete de düşen görüntüler, ortalığı alt üst etti…

İki asker, düşen ve güya geç bulunan helikopterin verilerini içeren aygıtları söküp, götürüyorlar…

Nasıl iştir?

Neler oluyor? Muhsin’e bile bu yapılır mıydı?

Allah allaahhh…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.