1. YAZARLAR

  2. Eşref Çetinel

  3. Mümkün olan çözüm ve üniversitelerimize ulanan üniversitelerimiz
Eşref Çetinel

Eşref Çetinel

Halkın Sesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Mümkün olan çözüm ve üniversitelerimize ulanan üniversitelerimiz

A+A-

Dünkü yazımda rum’la ilişkiler konusunda iki olasılıktan söz ettimdi.  Birisi  “krizler içinde debelenirken bu koşullarda rum’la görüşmeler sürdürülse de sonuç almak mümkün değildir” diğeri,  “ortadoğu’nun çok ciddi çatışma ve siyasi istikrarsızlıklar yaşadığı bu dönemde,  asıl şimdi kıbrıs’a barışçı çözüm gereklidir.”  Bu savı da olası bir çözüm halinde kıbrıs türk ve rum halkları olarak türkiye’nin ekonomi ve turizm potansiyelinden yararlanacağımız gibi bir olasılığa bağladıydık.  

Tabi bunlar kişisel görüşlerimdi.  Herkeslerin maraş’ı rum’a iade edersek mağusa halkının ekonomik yönden ihya olup uçacağını  iddia ettiği  “kişisel görüşler  arabeskinde”  tutun ki benim bu görüşlerimde kişiseldir.

Ancak ayakları yere basan bir başka gerçek daha vardır.  Onu da anlatıyorum. 

Ne biz güney’e ne de güney bize muhtaçtır:  zaten kavga ile çözümsüzlüğün nedeni iki halkın birbirlerine muhtaçken biribirlelerinden kopartılması olayı değildir. Kuzey ve güney’in kabul edeceği bir siyasi statü bulamamış olmalarındandır. 

Mesela bu statüye   “federal sistem”  dedilerdi  ama başaramadılar!  “yeniden birleşik kıbrıs’ı tesis edelim”  dediler  havalarda kaldı!  Annan planını icat ettiler , güney reddetti!  

Buna karşılık iki halk pek alâ da ve otuz sekiz yıldır kendi bölgelerinde üstelik birbirlerine muhtaç olmadan yaşamaktadırlar.  Hatta tekerlek dönmüş,  ambargolar altındaki  türk halkı karşısında zengin ve refah toplumu düzeyindeki rum ekonomik ve finansal krizle kuzey’den beter durumlara düşmüştür.

Dikkatinizi çekerim.  Fakat kıbrıs türk halkı rum’un bu  krizinden ne etkilenmiştir ne de gocunmuştur.   Bu şu demektir:  “adadaki türk halkının rum ekonomisine de himmetine de tırnak kadar ihtiyacı yoktur.  Tabi onların da bize! 

Buna karşın:  türk ve rum halkları kuzey’de ve güney’de var oldukları sürece hem  barışa hem de çözüme ihtiyaçları olacaktır.  Hem iyi ilişkilere hem de işbirliklerine ihtiyaçları olacağı gibi… 

Şimdi sorun şudur:  biz rum’a neleri verelim ki çözüme razı olsun?  Rum türk halkına hangi ödünlerde bulunmalıdır ki çözüm sağlansın?  

Eee!   Müzakereler bunun için yapılmıyor mu?  Evet ama  iki taraf arasında hem görüşülen konular  hem de varılmak istenen çözüm şekli  yanlış!  

Bir:  görüşmeler iki ayrı bölge iki ayrı halk  esası üzerinde değil,  aksine iki ayrı halkla iki ayrı bölgeyi  (güney’de değil) kuzey’de nasıl izale ederiz  politikasında sürdürülüyor. 

İki:  hatta gün geliyor talat tek devlet tek vatan tek yurttaşlık  gibi bir çözüme  “birleşik kıbrıs”  efkârında yeşil ışık yakabiliyor.  

Üç:  türkiye’nin etkin garantisi kopartılmak istenirken,   yerine ahmaklığın dik alâsı olacak tutumda  “kıbrıslılık”  oturtulmak isteniyor!

Dört:  bunların toplamı sonucunda rum soruyor.  “bu kadarını kabul edip müzakere konusu yapabiliyorsanız geriye ne kaldı ki?  Hay hayda benim çoğunluğa dayalı egemenlik hakkımı da verirsiniz!”  

Diyeceksiniz ki  “hayır müzakereler öyle geçmemiştir.”   Evet öyle geçmiştir.  Türk tarafı kuzey’deki varlığını bütünselliği içinde korumak istemiş, rum’un kuzey’e egemen olmasını  doğal olarak reddetmiş,  dolayısıyle sonuç alınamamıştır!

Şimdi söylediklerimizi hizalayalım.   İki bölgeli iki toplumlu çözüm alternatifini  kuzey güney gerçeklerini delmeden  müzakere etmezseniz sittin sene daha o çözüme ulaşamaz uzaktan dürbünle  ile bakarsınız. 

Buna karşılık  kimseler sürgit kavgadan  dalaşmadan yana değillerdir.    Rum’la anlaşıp iki iyi komşu olarak bu adada yaşamak kaderimizdir…  işte kıbrıs,  işte hemen orada türkiye,  işte ege adaları işte yunanistan…  

Bu ülkeler ve coğrafyalar arasında hem de ortadoğu’nun daha çok uzun süre ateşler içinde yanacağı gerçeği söz konusu iken,  neden  ekonomi ve turizmle  ötesi pek çok kültürel konularda barışçı anlaşmalara gidilmesin…  ve neden bu barışçı anlaşmalar bölgede bu ülkeler arasında yeni dayanışma bloku oluşturmasın? ***** üniversitelere üniversiteler ulama seferberliği 

Bilişim adası olacaktık.  Adını  da  e-devlet koydulardı.  Fakat baktılar  ki mesela mağusa’daki iki kilometrelik hastane  yolunu ölümlü trafik kazalarından kurtaracak yeni düzenlemeye bile para bulunamıyor,  vaz geçtiler!

Zaten mağusa limanının gene kendilerinin yaptığı  duvarını yıkıp mağusalıları denizle buluşturacağız dedikten sonra girişilen yeni düzenleme de parasızlıktan yarım kaldı.  Şimdi mağusa’lı o balıkçı barınağına kapılardan değil, inşaatı yarım kalmış  duvarlardan atlayarak giriyor!  

Ancak.  Hayaller bitmez.  Bakkal dükkânı açar gibi üniversite açıyorlar. Üstelik iddialılar da.   Her açılan üniversite bir dünya mucizesi!  

Öte yandan insanlar, mezun olduklarında  ingilterelerde,  amerikan üniversitelerinde okusunlar diye  çocuklarını güney’deki  ingiliz okuluna gönderirlerken,  türkiye şehirleri bitirdi  artık köylerde de üniversite açarken  ve kktc üniversiteleri öğrencisizlikten grak grak öterken;  şu e-devlet olayını da aşan bir üniversite haberine daha tosladık. Bu kez mevkisi karpaz.   Hep birlikte okuyalım: 

“karpaz’da açılacak üniversiteden dünyayı değiştirecek mezunlar vereceğiz…” 

İstikbalimiz çok ama çok parlaktır diyorduk ya.  İşte ışıkları yanmaya başladı!

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.