Asst. Prof. Dr. Deniz İşçioğlu

Asst. Prof. Dr. Deniz İşçioğlu

Bana Sorarsanız...
Yazarın Tüm Yazıları >

Müzakere

A+A-

“Bilgi” bir müzakerecinin elinde bulundurduğu en önemli anahtardır. Müzakere edebilmek için doğru yerde ve doğru zamanda bulunmak gerekir. Elinde güçlü bir anahtarın, arkasında büyük bir toplumun bulunması müzakereciyi güçlü kılar. Doğru insanın müzakere etmesi önemlidir elbette doğru insanlarla. Ve müzakere yanlızca diplomaside yoktur. Hayatın her bir anında müzakere etmiyor muyuz yaşamımızı? Birilerinden birşey isterken hatta bazen birşeyler verirken. Kazanmakla kaybetmet arasındaki o bilinmeyen bölgededir müzakereci. Tıpkı bir savaşçı gibi savaşır. Teker taker isteklerini söyler ve yavaş yavaş taviz verir. Birşey almadan verilmez taviz ve oyunun kuralları her defasında yeniden yazılır.

Anlaşma yanlısı olmadan müzakere masasına oturanlar detaylara takılır mutlaka. Anlaşmak için oturanlar ise önemsemez ayrıntıları. Kelime oyunları vazgeçilmezidir müzakerelerin ve tecrübe işin en kritik noktasındadır. Elinizdeki kartları iyi oynayabilmek için biraz da şansa ihtiyacınız olacaktır. Yönetimin en hassas konularındandır. İkna kabiliyeti şarttır. Konuşmak veya susmak her zaman ayni etkiyi göstermeyebilir. Doğru bildikleriniz masada birden size karşı kullanılır da siz bunun farkına bile varamazsınız.

Siyaset müzakere edilmeye çok elverişli bir bilim dalıdır. Syasetçiler de müzakere etmekte oldukça başarılıdırlar. Müzakerecinin elinde yeterli bilgi, yüreğinde haklı olduğuna dair bir inanç, arkasında onu destekleyen insanlar bir de kuru bir inat varsa konular müzakere edilir durur. Müzakerenin sonunda kimin kazanıp kimin kaybettiği uzun vadade ortaya çıkar. Anlık kazançlar uzun vadede bir bakmışsınız ki büyük bir kayba neden olmuş. Siyaset bu olmaz olmaz.

Herşeyi müzakere edebiliriz. Bunu anlayabilirim. Fakat anlayamadığım tek müzakere konusu çevre politikaları üzerine yapılan müzakerelerdir. Gelişmiş devletlerin gelişmişliklerine gelişmişlik katma isteği ve gelişmekte olan ülkelerin gelişme isteği çok doğaldır. Ekonomi ve ekoloji arasındaki dengenin tam olarak sağlanamaması, ekonomik kaygıların ekolojik kaygılardan üstün tutulması, sürdürülebilir gelişme söylemlerinin gerçekle bağdaşmaması, “açlık” ve “sefalet” kavramlarının gerçekle yüzleştiği toplumların halen var olması, uluslararası alanda belirlenen çevre politikalarını derinden etkilemektedir. İnsan kendi geleceğini başka devlerlerle müzakere ederken yalnızca kendi neslini mi düşünmektedir? İnsan merkezli bakış açıları, çevre merkezli bakış açılarına dönüşebilmesi için daha ne kadar felaketler yaşanmalıdır? Emisyon oranlarının azaltılabilmesi için yapılan müzakereler neden hep başarısızlıkla sonuçlanmaktadır?

Çevre politikaları müzakere edilirken ülkelerin hep bir çekince koydukları noktalar bulunmaktadır. İşte geçmişle gelecek arasında yaşanılan kaygılar bunlara neden olmaktadır. Hepimiz daha iyi koşullarda yaşamak uğruna daha kalitesiz yaşamayı tercih ediyoruz. Kışın ortasında karpuz yemek için tarlalarımızı, bedenlerimizi ve geleceğimizi zehirliyoruz. Bana sorarsanız gelecek kuşakların haklarını ellerinden almak için müzakere etmeyin. Birakın onlar da sürdürülebilir bir dünyada yaşasınlar. Bırakınız kaynaklar biraz daha doğada kalsınlar. 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.