1. HABERLER

  2. RUM BASINI

  3. Müzakerelerde düğümün çözüleceği konulara giriliyor!
Müzakerelerde düğümün çözüleceği konulara giriliyor!

Müzakerelerde düğümün çözüleceği konulara giriliyor!

Politis, AB’nin de masada olacağına işaret ettiği görüşmelerde yarından itibaren çok derin konulara girileceğine vurgu yaptı ve “tarafların, müzakereciler tarafından görüşülmekte olanlarla ilgili pozisyonlarını” aktardı.

A+A-

Kıbrıslı Türk Müzakereci Özdil Nami ve Rum dengi Andreas Mavroyannis, 17 Haziran’daki liderler görüşmesine kadar Türk ve Rum tezlerindeki yakınlaşmaları ve anlaşmazlıklarını içeren belgeyi hazırlayabilmek için yarından itibaren maraton görüşmelere başlayacak.

Politis, AB’nin de masada olacağına işaret ettiği görüşmelerde yarından itibaren çok derin konulara girileceğine vurgu yaptı ve “tarafların, müzakereciler tarafından görüşülmekte olanlarla ilgili pozisyonlarını” aktardı.

Haberi manşetten “Kıbrıs Sorununun 6 Ayağı” başlığıyla veren gazete Yürütme Erki başlığında Kuzey İrlanda Modeli bağlamında Yunan modelinin görüşülmekte olduğunu, Toprak başlığına Annan planının 5’inci versiyonundaki haritadan başlanacağını ancak her şeyin TC kökenliler ve Mülkiyet’in halline bağlı olacağını belirtti.

Garantiler ve Güvenlik başlıklarında ise Zürih Anlaşması ve Annan planının 5’inci versiyonunda öngörülenlerin ötesinde yeni yaklaşımlar aranmakta olduğuna işret eden gazete, bir de “Geçiş Dönemi”nden söz ettiği haberini ileri sürdüğü şu ifadelerle detaylandırdı:

“Yönetim, AB ve ekonomi gibi bazı konularda, masada AB müktesebatı ve Talat-Hristofyas dönemi yakınlaşmaları bulunduğundan oldukça ilerleme sağlandı (neredeyse kapanmış görünüyor). 

Yönetim:

Bu başlığın açık kalan baş ağrısı yürütme erkiyle ilgili masada birçok senaryo mevcut. Seçilecek yürütme erki modeli Kıbrıslı Türklerin siyasi eşitlik talebini tatmin etmeli. Aynı zamanda Rum tarafının istediği gibi, siyasi eşitliğin sayısal eşitlik olmadığını açıkça ortaya koymalı.  Bu iki tutumu tatmin edebilecek iki model var. Biri karma başkanlık ve parlamenter sistem, diğeri de Kuzey İrlanda tipi tercihli parlamenter sistem. Daha liberal ve birleştirici modeller de göz ardı edilmiyor.

-Karma model, Yunanistan örneğine göre, cumhurbaşkanlığını dönüşümlü (örneğin 4’e 2)  yapacak olan sembolik cumhurbaşkanı ve cumhurbaşkanı yardımcısı olacak. Bunlar iki oluşturucu devletin siyasi eşitliğini temsil edecek ve Anayasa’nın uyumlu işlemesini güvence altına alacak. Parlamenter sistem Kıbrıslı Türklerin etkin katılımını güvence altına alarak iki toplumun sayısal oranını vurgulayacak.

-Safkan bir parlamenter model tercih edilmesi halinde iki versiyon var: bunlardan biri (inclusive) ülkenin bütün siyasi partilerinin katılımını güvence altına alan ancak işlemesi için uzlaşı gerektiren Kuzey İrlanda modeli var. Bir de hükümet oluşumunda siyasi partilerin ideolojik ve siyasi görüş birliği üzerine kurulu klasik liberal model.

Kuzey İrlanda Modeli’nde bütün partiler (Protestanlar, Katolikler, v.b.) oy oranlarına göre hükümette temsil ediliyor. Bizim durumumuzda Kıbrıs Rum toplumunun birinci partisi DİSİ ise başbakanlığı o alacak, Kıbrıs Türk toplumunun birinci partisi de Dışişleri Bakanlığı’nı alacak. Rum toplumundaki ikinci parti (örneğin AKEL) maliye Bakanlığı’nı, Türk toplumunun ikinci partisi İçişleri Bakanlığı’nı v.b. alacak. Bu bütün partilere, ideolojik farklarına karşın, kabine konusunda uzlaşı bulmaları halinde hükümete katılma olanağı tanıyacak. Muhalefette kalmak isteyen parti hakkından feragat ederek bakanlık istemeyecek.

Klasik parlamenter sistem Kıbrıs’ta uygulanacaksa Kıbrıs Türk ve Rum siyasi partiler arasında peşinen işbirliği olması gerekecek. Örneğin ortak hükümet programında DİSİ Akıncı’nın partisiyle anlaşabilir, AKEL CTP ile ve hükümetin kontrolünü talep edebilirler.

Mülkiyet:

Mülkiyet Toprağa sıkı sıkıya bağlıdır ancak çözüme ulaşılması için belki en önemli başlık görülüyor çünkü doğrudan çözümün felsefesine tabidir. İki toplum iki bölgeliliğe ve siyasi eşitliğe varırsa, her bir vatandaşın kişisel yaşamı ve mülküyle ilgili eşitlik talep etme hakkı ne olacak. Avrupa müktesebatına göre çözümün ertesinde her mal sahibinin 1974 öncesinde sahip olduğu mülkiyet statüsünü edinmesi gerekir. 5’inci Annan planı da bunu öngörür. Mülkiyeti iki bölgelilik ve Kıbrıs Türk tarafının pratikteki zorlukları, toprakta sunulacak haritalara göre belirleyecek. Teorik konuşulur ve Annan planındaki harita dikkate alınırsa, Kuzey’de Rumlara ait bir buçuk milyon hektarlık alanın yüzde 45’i Rum idaresi altında Rum mal sahiplerine iade edilir. Kıbrıslı Türkler de Güney’de Türklere ait olan 500 bin hektarı (toprağın yüzde 14’ü) masaya koyar ve Kuzey’de malı olan Rumlarla mülk mübadelesi ister.

Güvenilir bir kaynağa göre bu olgularla mülkiyet sorunu -Kuzey’de malı olan Rumların takası kabul etmesi ve mal sahiplerinin Karpaz’a serbest erişimi maddesinin uygulanması şartıyla- yüzde 73 oranında çözülebilir. Aynı kaynağa göre geriye kalan yüzde 17 ya tazminatla veya Rumların mallarına Kıbrıs Türk idaresi altında iadesiyle (dönmesi) çözülür. Kıbrıslı Türklerin daha önceki müzakerelerde koyduğu tavan sınırı yüzde 10’u geçmiyordu ancak Rum tarafı, daha çok Rum malının serbest kalabilmesi için çok sayıda yerleşiğin ayrılmasını gündeme getirerek oranın (yüzde 10) artırılmasında ısrar ediyor.

Zaman içerisinde Talat-Hristofyas müzakereleri sırasında olduğu gibi Ada’nın kuzeyindeki ve güneyindeki Türk ve Rum mallarının 5-10 yıldan 25 yıla kadar müştereken inkişaf ettirilmesi gibi başka öneriler de ortaya çıktı. BM müzakerecileri bu yatırımların bazı koşullarla gerçekleştirilmesi için ABD’de ve Çin’deki yatırımcılarla temaslarını sürdürüyor. Ön koşullara örnek olarak bu inkişaflara gerek Kıbrıs Cumhuriyeti’nden gerekse Kuzey kesim için Türkiye’den; inkişafların kolektif olacağına dair devlet teminatı verilmesi ve devletin, ihtiyaca göre bu inkişaf bölgelerini değiştirebileceği gösterilebilir. 

Bu yatırımlar uzun vadede olacak ancak orta ve kısa vadede, malının bu maksatla kullanılmasını kabul eden mal sahibine verim vermeye başlayacak. Bu noktada, İçişleri Bakanı Sokratis Hasikos’un aklımıza getirdiği; Kıbrıs Türk Malları Vasiliği’nin bunca yıllık işleyişi konusu skandal boyutunda ortaya çıkabilir. Ne kadar Kıbrıs Türk malı satıldı? Ne kadarı kullanılmak üzere göçmenlere-göçmen olmayanlara verildi? Ne kadarı çözümle birlikte kendi toprağına dönecek olan ve ne kadarı Girneliler gibi Türk idaresi altında geri dönmeye zorlanacak veya istemeyecek göçmenlere verildi?

Son olarak bu öneri, gerek Kuzey’de gerekse Güney’deki ekonomik krizden kaynaklanan sorunlara toslayabilir çünkü halen, özellikle inşaat alanında faaliyet göstermekte olup iflas eden yüzlerce işletme var.

Toprak:

Kıbrıs Türk tarafı 2004’ten sonraki müzakerelerin bütün aşamalarında (kamuoyuna ne söylediğine bakılmaksızın) 5’inci Annan planı haritasının müzakere masasında olduğunu teyit etti.  Kıbrıs Rum tarafı ne zaman masada daha fazlasını istese Kıbrıs Türk tarafı Güzelyurt’un verilmemesi konusunu gündeme getirerek zorluklar olduğu cevabını verdi.  Gerçekte, AİHM’in bir dizi kararından sonra, malların bugünkü kullanıcılarının haklarının da tanınmasına (Apostolidis kararı) rağmen, mülkiyet hakkının göz ardı edilemeyeceğini (Titina Loizidu kararı) herkes biliyor. Bu noktada mülkiyet toprak ile şu mantıkta karışıyor:

Güzelyurt ve Mesarya’nın büyük köyleri (Paşaköy, Vadili, Türkmenköy, Akdoğan, v.b.) Kıbrıs Rum idaresi altına verilirse 40 bin civarında Kıbrıslı Türkün, Türk idaresi altındaki bölgeye yerleşmek üzere 1963’ten sonra üçüncü kez yer değiştirmesi gerekecek. Ancak daha kuzeydeki toprak da Rumlara aittir. Burada da Kıbrıslı Türklerin Güney’de kalan Kıbrıs Türk mallarıyla toplu takası talebi özellikle BM arabulucularının ve II’nci Dünya Savaşı şartları altında, nüfusların yer değiştirmesini ve sınır hatlarının değişmesini öngören refahını kurmuş AB arabulucularının kulağında değer kazanıyor. Kıbrıslı Türklerin bu argümanı, çok sayıda yerleşiğin gitmesine rıza gösterdiği sürece kulağa daha da hoş gelecek.

İki oluşturucu devletin kıyı şeridi oranı Kıbrıs Rum tarafı açısından esas mesele olma özelliğini koruyor bu nedenle Karpaz’da ve Erenköy’de iki federal bölge (Belçika tipi) oluşturulması da görüşülebilir.

Garantiler:

Garantiler konusu yeni federal Kıbrıs’la da 1960 Zürih-Londra anlaşmalarıyla oluşturulan garantör güçlerle de ilgilidir. Gerçekte herkes bir Avrupa devletinin garantilere ihtiyacı olmadığını biliyor ancak Türkiye’nin garantör kalma talebinin göğüslenmesi gerekiyor. Elbette Türkiye için bunun zorluk derecesi - Yunanistan garantör kalmak istemediğinden, İngiltere de isteksiz göründüğünden- 1960’a oranla artıyor. Mantıken garantilerin en sona kalması gerekiyor çünkü güvenilir bir kaynağın da söylediği gibi ‘Bu Kıbrıs Rum tarafının işine geliyor. Kıbrıs sorununun iç yönü iki lider tarafından çözülürse Türkiye’nin tek yanlı garantilerde ısrar ederek çözümü havaya uçurmakta zorlanacak.’

NATO garantisine AKEL ve Türkiye tepki gösteriyor, Barış İçin Ortaklık’a katılım bir uzlaşı çözümü olabilir. Garantiler, çözüm anlaşmasından kaynaklanacak güvenlik duygusuna göre Kıbrıs Türk tarafınca belirlenecek.

Güvenlik:

Kıbrıslı Rum Müzakereci NEDİSİ etkinliğinde, Kıbrıs Rum tarafının AB üyesi olması ve Avrupa sözleşmelerinden kaynaklanan ciddi taahhütleri nedeniyle tam askersizleştirme mantığına giremeyeceğini, üçüncü tarafların garantörlüğünü de kabul edemeyeceğini söyledi.  Federal Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ciddi bir polis örgütü, MEB’te arama kurtarma faaliyetleri için askeri birlik ve siyasi açıdan zemini kaygan bölgede acil durumları göğüslemek maksadıyla esnek bir askeri teşkilata ihtiyacı var. Avrupa kurumları bu istikamette işe yarayacak.

Çözümün kalitesi iki toplumun geleneksel ve haklı korkularını gidermeyi başarırsa, nüfusça fazla Kıbrıslı Rumların olası saldırganlığı durumunda Kıbrıslı Türklerin güvenliğini kim garanti edecek veya Türkiye’nin olası yeni bir saldırısı halinde Kıbrıslı Rumları kim kurtaracak tarzındaki sorular birkaç ay işitilebilir.

Geçiş Dönemi:

Müzakereler devam ettikçe daha da yakıcı olacak bir konu da referandumlardan sonra çözümün hukuki uygulanması için geçiş dönemi konusudur. Kıbrıs Rum tarafı bu konuyu, Kıbrıslı Türkler referandumun ardından istedikleri her şeyi kazanacakken Rum tarafının Türk askerinin çekilmesi, toprak iadesi, v.b. kazanımlarını almak için beklemesi mi gerekeceğini soran Kıbrıslı Rum kuşkucuların cevap vermek bu konuyu gündeme getirdi.

Müzakere masasına, Zürih anlaşması Şubat 1959’da tamamlandığı ancak 16 Ağustos 1960’ta uygulamaya konularak devletin çeşitli kurumlarının seçimle ortaya çıkmasına olanak tanıdığı argümanını koydu.  Kıbrıs Rum tarafı, bu tezin aşılmasını kabul etmek için referandumdan sonra elinde çok somut bir şey olmasını istiyor.

Kıbrıslı Türk Müzakereci Özdil Nami daha önceki açıklamalarında Maraş’ın referandumlardan önce teslim edilmesini ve referandumlardan çıkacak bir ‘evet’in hemen ardından meskûn olmayan (Ahna/Düzce bölgesi gibi) bölgelerle ve hatta Kilise’nin Kuzey’deki büyük ölçekli mülküyle ilgili toprak verilmesini bile göz ardı etmemişti.”

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.