1. YAZARLAR

  2. İsmail Bozkurt

  3. Ne hekime, ne hakime…
İsmail Bozkurt

İsmail Bozkurt

Vatan Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Ne hekime, ne hakime…

A+A-

Atalarımız, atasözleri ve deyimlerle ne güzel saptamalar yapmışlar ve bu sözler yüzyıllarca önce söylenmiş olsalar bile, “doğru”ları ne güzel dile getiriyor!

Örnek olarak yazıma başlık olarak aldığım “ne hekime, ne hakime..” deyimi! Aslında “muhtaç etmesin” diye tamamlanan bir kitaplık söz!  Birkaç sözcükle neler, ama neler anlatılmıyor.

İşin “hakime…” yönünü bir yana bırakarak bu gün “hekime..” yönü üzerinde duracağım.

Çağdaş Yaşamda Sağlık

Hiç kuşkusuz çağdaş yaşam, sağlık sorununa bakış açısını değiştirdi. Zaten gelir düzeyi yükselen bireyin, daha fazla sağlık harcaması yaptığı da bilimsel bir veri olarak bilinir.

Bu arada sağlık ve tıp da inanılmaz gelişme gösterdi. O kadar ki gelişmeyi izlemek bile neredeyse olanaksız duruma geldi.

Yine de insana, “ne hekime..” dedirtecek ortam sürüyor. Yalnız, deyimin geleneksel anlamı bakımından değil! İşin insanı rahatsız eden, başka bir yanı da var.

Devlet, hastane ve sağlık ocaklarına gidişi konusunda bir prosedür uyguluyor. Benim bu günkü konum o değil!

Değineceğim hususlar özel klinik ve hastaneler için!

Bir Doktor Randevusu Hikâyesi

Bilinen bir şey! Artık doktora, elinizi kolunuzu sallayarak gidemezsiniz. Bazı doktorlara gidebilirsiniz de, beklemeyi göze alacaksınız. Eğer beklemeden hizmet almak isterseniz, randevu alacaksınız.

İşte beni çileden çıkarıp bu yazıyı yazmaya yönelten olay böyle bir doktor randevu randevusundan kaynaklandı.

Birer gün ara ile kendim ve oğlum için, değişik alanda doktora başvurma gereği doğdu. Doktorların ikisi de aynı özel hastanede!

Oğlumla ilgili doktor, randevu vermiyormuş. Bize, “falan saatlerde gelip sıraya gireceksiniz” dendi. “Tamam” dedik! Öyle de yaptık. Bekledik, sıramız gelince gereği yapıldı ve ayrıldık. Yöntemi peşinen biliyorduk. Bu bakımdan rahatsız olmadık.

Benim doktorum randevulu çalışıyormuş. Beklemeyi sevmem, bu bakımdan hoşuma gitti. Verilen randevuyu kabul ettik ve tam saatinde hazır bulunduk. Görevli bir bayan, “az sonra alınacaksınız” dedi.

Beklemeye başladık. 5 dakika, 10 dakika, 15 dakika geçti. Bu arada bir bayan görevli birkaç kez doktorun yanına girip çıktı. Eşim birkaç kez “ne oldu” sorusuna, “biraz sonra gireceksiniz” yanıtını aldı.
Ama ne bir ses, ne bir nefes!

20nci dakika yaklaşırken girip çıkan bayan görevliye, “ne oluyor” diye sordum. Efendim, doktor bey, yurt dışındaymış da hastaları birikmiş, falan filan! Tepem attı. “Ama ben randevuluyum. O zaman niye bu saatte verdiniz randevuyu” diye çıkıştım. Ve bu durumu doktora iletmelerini söyledim.

Yine ne bir nefes çıktı, ne bir nefes!

Bu şekilde 40 dakikaya yakın zaman geçti ve görevlilere patladım. Bu sefer, “acil hasta” olduğu söylendi. Bayağı sert ifadelerle protestoda bulundum ve orayı terk ettim.

Haklılığım Gün Gibi Aşikâr

Aradan günler geçti. Hâlâ kızgınım ve haklı olduğuma inanıyorum.

Sayayım:

•Eğer söylendiği gibi, doktorun yurtdışında olmasından kaynaklanan bir birikim olmuşsa ya randevum iptal edilir, ya da ileri saate alındığı bildirilebilirdi. Nitekim randevu verilirken telefon numaranız alınıyor. Yapılmadı.

•Oraya gittiğimde de randevumun gecikeceği bildirilebilir, özür dilenerek bekletileceğim söylenebilirdi. Söylenmedi.

•Oraya gittikten sonra da, acil v.s. nedeniyle bana bir süre bekleyeceğim söylenebilirdi. Söylenmedi.

•Ben itiraz ettikten sonra bile, “kusura bakmayın, elde olmayan nedenlerle bekletiyoruz” denilebilirdi. Denmedi.

•Tepki gösterip oradan ayrılmamdan sonra, uygar bir yöntem olarak telefonla aranıp benden özür dilenebilir, en azından “yanlış anlama oldu” denebilirdi. Denmedi.

Son Olarak

Açıkçası “enayi” durumuna sokulduğumu ve değerli zamanımın çalındığını düşünüyorum.
O gün sırf o randevu dolayısıyla çok önem verdiğim bir etkinliğe katılamadım. Evden çıkıp dönene kadar en az iki saatim gitti. Sonrasında da geçirdiğim sinir krizi dolayısıyla de saatleri boşu boşuna geçirdim.

Anlayacağınız yarım günüm heba olup gitti.

Ağzımı açsam o kadar ağır konuşacağım ki!

Çok konuşmadan, yıllar sonra vezir olan oğlunun, “baba, bana ‘sen adam olmayacaksın derdin ama bak vezir oldum’ diyen oğluna, “ben sana adam olmayacaksın dedim, vezir olmayacaksın demedim, vezir oldun ama adam olmadın” yanıtını veren adamın öyküsünü anımsatmakla yetineyim.

Marifet doktor olmak değil, en basit nezaket kurallarını bilmek! 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.