1. YAZARLAR

  2. Dr. Nazım Beratlı

  3. Neden hayır? Nasıl evet?
Dr. Nazım Beratlı

Dr. Nazım Beratlı

Haberdar Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Neden hayır? Nasıl evet?

A+A-

Dün kaldığımız yerden, devam edelim… Bu insanlar niçin “hayır” dediler? Nasıl “evet” diyebilirler…

Çeşitli defalar, yazdık söyledik: Güney Kıbrıs’ta siaysi partiler ve düşünceler yelpazesi, dünyaya sunulduğu gibi, sağcılar, solcular, komünistler, sosyal demokratlar, liberaller, hristiyan demokratlar gibi evrensel değerlerle belirlenmez! 1960’tan beri asıl mevzilenme, Makarios Taraftarları ve karşıtları biçimindedir. AKEL, DİKO ve EDEK; Makariosçu partilerdir… DİSİ ve sağdaki bir miktar marjinal grup da Makarios karşıtları… Bunların arasında kan davası var!

Gelelim Annan Plânı’na verilen yanıta: Plân hiçbir biçimde, kadim Helen tezini karşılamıyor ve hatta halk oyu ile kabul edilmesi, o eski tezin gömülmesi anlamına geliyordu! O zaman nerde kaldı, “uzun vadeli mücadele”?

Onun için DİSİ ve Anastasiadis, o günden çok daha iyi şartlar öneren Annan Plânı’na “evet” derken, ötekilerin “evet” demesi, “redd-i miras” anlamına gelecek ve bütün paradigmalarının yeni baştan kurgulanmasını getirecekti! AB bunun için tam da fırsattı ama ya bunu görecek basiretleri yoktu veya söyleyecek cesaretleri… Ve elbette bilinen bir gerçektir ki her durum, kendi zihniyetini, kadrolarını, çıkar gruplarını da birlikte oluşturur. Ekonomik çıkarlar değil sadece bahsettiğim… Düşünce yapılarından tutun da insanın kendisini konfor, güvenlik v.s. içinde hissetmesine kadar, tam bir paradigmadan bahsediyorum. 1964’ten beri devleti de alıp kaçan bu zihniyet, zaten adada bir Helen Ulus devletçiği ve “asi Türkler” ile küçük bir devleti ikide birde tehdit eden, daha da olmayınca asker çıkarıp yarısını ele geçiren “zorba Türkiye” imajını dünyaya çoktan satmış vaziyetteydi! Bu kadar avantajı da neden terk etsindi? Papadopulos’un televizyonda göz yaşları eşliğinde “ Devlet teslim aldım, toplum teslim etmem” demesi, bütün bunların ifadesiydi! Karşılığında, bütün adanın mutlak hakimi olmaktan ibaret olan kendi tezini elde etmeyecekse, varsın %60’ında mutlak egemenliği sürsündü…

Üç gündür, Downer gene mekik dokuyor. Ne olacak?

Aradan geçen dokuz yılda görüldü ki siyasi olarak hiç de sağlam olmayan labil ortamları, meğer ekonomik olarak da aynı durumdaymış!

Temeli çok da sağlam olmayan zenginliğe bakarak, çoğumuz Kıbrıslı Rumlar’ı, “batılı” bir toplum sanıyorduk… Oysa karışınca anladık ki klâsik “Doğu Hristiyanı” bir toplum olup, aslında kastlar şeklinde yaşıyorlar. Kast liderleri; ne derlerse, genellikle yargılamadan onu “gerçek” kabul ediyorlar. Anastasiadis ile AKEL “evet” derse, tartışmaya bile gerek kalmaz… Ama sorun, bunlardan ikisinin birden, o cesareti gösterebilmesidir!

Adanın yalnız dini lider değil, en büyük toprak ve sermaye sahibi de olan kilisenin başının 1821’den beri ilk defa “Türkiye ile işbirliği yapılabilir” fetvasını verebilmesine, dikkat edin! Gaz dolayısıyla, şimdi Türkiye ile ortak ekonomik çıkarlar sağlayabilmesi ihtimali ifade ediliyor! Başpiskopos bunu söyleyebiliyorsa; şimdi ortada her iki tarafın da “evet” diyebileceği bir ortak metin üretmenin ön koşulları vardır. Yaşanılan ekonomik kriz de bütün partilere mevcut paradigmayı gözden geçirebilecek cesareti verebilir! Kiliseden de tutucu olamazlar ya!

Bu defa ümit vardır, bence… Rum tarafı, o zamanki avantajlarını da kaybetmiş durumda olmasına rağmen! Ama dedik ya bu mesele “irrasyonal”… Onu da bir rezerv olarak aklımızda tutalım…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.