1. YAZARLAR

  2. Çiğdem Dürüst

  3. Nifak sokularak eleştiri yapmanın daniskası
Çiğdem Dürüst

Çiğdem Dürüst

Star Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Nifak sokularak eleştiri yapmanın daniskası

A+A-
Yeni kurulan hükümetin geçici olduğu için işlevsiz olacağına inanan geniş bir kesim var.

Yazılan ve çizilen birçok olumsuz görüşe karşın, Siber Hükümeti üzerine düşen görevleri adım adım yerine getirmeye ve çeşitli kararlar üreterek program geliştirmeye durmaksızın devam etti.

Devam edildi edilmesine ancak muhalefet yapmak adına yapılan yorumlar veya getirilen eleştirilerin nerelere varacağını hesap edemeyenler de var!

Aslında bu yazının konusu sanıldığı gibi programın kendisi değil, siyasete bakışın ve medya mensuplarının bazılarının yorumlayışının etkileridir.

Mesela UBP milletvekillerinden Ahmet Zengin tarafından, programda sadece 3 yerde Türkiye Cumhuriyeti’nden söz edilmesi bile eleştirilecek bir yön olarak ön plana çıkarıldı. Türkiye Cumhuriyeti’nde hazırlanan hükümet programlarının kaç yerinde KKTC’den söz edildiğini veya ABD’den söz edildiğini sormak lazım kendisine…

Gelin görün ki gerçekleştirilen eleştirilerin birçoğu içerisinde en az dikkate alınabilecek olan gibi görülmesine karşın, son zamanlarda üretilen yeni bir “provakasyon” türü ile benzerlik göstermektedir.

Nedense, bugünlerde adeta tetiğe basılmışçasına bazı medya mensupları tarafından yaratılmaya çalışılan Türkiyeli Kıbrıslı ayrımcılığını besleyen ve bu ayrımcılığı destekleyici olduğu düşünülebilecek türden bir üslup sergileniyor. Ahmet Bey tek başına bir politikacı… Fakat medyada sayıları artık 3’ün 5’in üzerine çıkmış kişilerin, Türkiyeli Kıbrıslı ayrımına özellikle vurgu yapmaları ve bazı siyasi partilerin Kıbrıs’ın kuzeyinde yaşamakta olan Türkiye kökenli yurttaşların istemediğini öne sürmeleri, eleştirilerin amaçlı olduğunu düşündürüyor.

Özellikle de CTP’yi hedef alarak, Türkiyeli Kıbrıslı ayrımını gerçekleştiren siyasi parti olarak lanse etmeye çalışmaları anlaşılır değildir.

Unutulmaktadır ki aynı çevreler tarafından CTP-Türkiye Cumhuriyeti arasındaki uyuma vurgu yapıldığına da aynı süreç içerisinde şahit edilmekteyiz.

Eleştiri yapabilmek için tutarlı olmak ve dayanaklarını sağlam tutmak gerektiğini düşünürdük önceden. Bu değişmiş olabilir mi diye sorguluyoruz şimdilerde?!

Her şeyden önce, toplum içerisinde oldukça hassas bir konu olan Türkiye kökenli ve Kıbrıs kökenli yurttaşlar üzerinden üretilmekte olan politikaların toplumsal ayrılığa zemin yarattığına dikkat edilmelidir.

Medya mensubu, politikacı ya da toplumda kanaat önderi olarak tanımlanabilecek kişiler kamuoyuna yönelik açıklamalar yaparken dikkatli olmalıdırlar. Onları mahalledeki Ali Dayı’dan veya Havva Aba’dan ayıran özelliklerden biri de budur / bu olmalıdır.

Bu bağlamda, yaratılmaya çalışılan ikilik, 1950’li yıllardan itibaren patlak veren Kıbrıslı Türk ve Rum halkı arasındaki çatışmaya zemin hazırlayan ayrılığa oldukça benzerdir.

Adanın sahipleri, sakinleri olarak barış ve huzur içinde yaşamlarını sürdüren Kıbrıs sakinlerinin herhangi etnik, dini, kültürel vs. gibi özelliklerini bahane ederek ötekileştirmelere zemin hazırlamak savaşların da başlamasının nedenleri arasındadır.

Böyle düşünüldüğünde, Kıbrıs’ın kuzeyinde yaşamakta olan Kıbrıslı Türkler ve Türkiye kökenli yurttaşlar arasında gerginliklerin ortaya çıkması kaçınılmazdır. Bu ikilik sebebi ile toplum huzuru ve iç barış zarar görebileceği gibi ilerleyen zamanlarda daha tehlikeli çatışmaların gerçekleşmesine dahi gebe kalınabilecek zemin hazırlanmaktadır.

Bunu bilinçli olarak gerçekleştirerek Kıbrıs sorunun gerçek odağını değiştirerek, Kıbrıslı Türklerin varlığını silmeye veya silikleştirmeye çalışan bu kişileri kınıyorum ve onları barışa, huzurlu bir toplumun daha ileriye taşınmasına katkı koymaya davet ediyorum.

***

Sorun demokrasi sorunudur!

Sorun tolerans meselesidir!

Sorun toplum yararını ve bireysel faydacılık ayrımına varılamamış veya toplum için değil bireysel çıkarlar için harekete geçmeye eğilimli olma sorunudur!

21. yüzyılda dış politika ile ilgilenmemiz, ekonomimizi daha iyi bir noktaya taşımamız gereken bir dönemde AB ile ilişkileri, Ortadoğu ile ilişkilerimizi planlamamız gereken bir dönemde, halen daha 20. Yüzyılın başlarından kalma bir sorunun pençesinde, kendi kendimize tuzak kuruyor ve bu tuzağın esiri olarak nesillerimizi ortadan kaldırıyoruz.

Entellektüel kişiler, sosyalist veya sosyal demokrat siyasi partilerimizin artık globalleşmeyi reddetmeyi bir kenara bırakmaları şarttır. Antiemperyalist sloganlar atarak yurdumuzu koruyamayacağımız gerçektir. Fakat globalleşmeyi desteklediğini söylemenin de tek başına bir anlamı yoktur.

Asıl olan artık orta ve uzun vadeli plan ve programlar yapabilecek siyasi gücü ve kendini yönetme iradesini ele geçirmek, bu bağlamda da Kıbrıs sorununu çözerek artık Kıbrıs’ta yaşamakta olan kişiler arasına nifak sokanları aradan çıkarmaktır.

Adanın bütünsellik içinde algılanacağı bir dünyada biz Kıbrıslı Türklerin de Kıbrıs’ta yaşamakta olan bireylerin de daha refah, daha saygın, daha mutlu ve dünya tarafından dikkate alınan bir toplum olma ihtimali daha çok ortadadır.

***

Bu bağlamda geçici ve işlevsiz olarak nitelendirilerek, çalışmalarına daha başlamadan ambargo uygulamaya çalışanların icraatlarını ve söylemlerini yeniden gözden geçirmeleri kaçınılmazdır. Aksi takdirde bireysel çıkarları uğruna hepimizi yerin dibine çekecek ve yok olmaya mahkûm edeceklerdir.

Sorumluluğa davet ederim!

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.