Dr. Dolgun Dalgıçoğlu

Dr. Dolgun Dalgıçoğlu

Afrika Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

O gün...

A+A-

O gün çok sıcaktı bugün olduğu gibi…

Havada bulut yoktu…

Yağmur beklemiyorduk yani…

Deniz her zamanki gibi alımlı…

Her zamanki gibi mavi…

Ve karınca uzansa içecek kadar durgundu…

Ağaçların, hafifçe esen rüzgârla ufak bir hışırtı geliyordu sallanan yapraklarından…

Gölgeleri bazılarında koyu, bazılarında alacalıydı.

Güneş ise yakıcıydı.

“Yat” diyordu kaba gölgeler, koru kendini güneşten…

Üzerimizde hep kısa kollu gömlek, altımızda ince kumaş pantolon.

Gözümüz hemen dibimizde duran ancak gidemediğimiz denizdeydi.

Mevsim de tam deniz mevsimiydi hani.

Alacaksın mayonu.

Vuracaksın sırtına dalış elbiselerini…

Çekip gideceksin denizin koynuna doğru…

Balık vuracaksın.

Mangalı yakacaksın kıyıda…

Kuma uzanacaksın.

Akşama kadar içeceksin Angliay’yı, yiyeceksin kömürde pişen taze çıkmış balıklardan…

Ve sarhoş olacaksın…

Sohbete dalacaksın sonra arkadaşlarınla.

Gelecekten, geleceğinizden bahsedeceksin.

Birkaç yıl görüşememekten açılacak…

Üniversite bittikten sonra yine o bölgelere açacağınız iş yerinizden, kuracağınız istikbalinizden bahsedeceksiniz…

Belki çocuklardan.

Belki torunlardan açılacak konu…

Böyle giderse artacak nüfusun hangi toprağa ev yapabileceği konusu sizi rahatsız edecek.

İleride patlayacak turizmden söz edip ne okursanız okuyun kurulacak iş kim bilir turizm üzerine olabilecek lafları dolaştıracaksınız…

Ülkede bağcılığın iyi olduğu şarapçılığın dünyada gelişeceğini…

Ülke olarak şarapçılıkta ön sıralara geçileceğine...

Ve şarapçılık da yapılabileceği üzerine tartışma yapacaksınız.

O gün hava çok sıcaktı…

Akşama Papatya açık hava sinemasında Türkân Şoray ile Ediz Hun’un filmi gösterime girecekti...

Elimizde Keo bira, yanımızda biraz leblebi, gözyaşları içinde o filmi izlemeye gidebilirdik deniz dönüşü…

Ne de güzel serin olacaktı uzaktan da olsa Baf limanı manzarasında, gökteki sayısız yıldızın eşliğinde sinema…

Oysaki…

Hayal olmaması gereken yazdıklarımın hepsi de hayal oldu.

Bugün malum günün bir gün öncesi…

Ve yarın dağlar patlayacak.

Denizler hırçınlaşacak…

Deniz dibindeki balıklar bile kafalarında patlayan bombalarla şaşırıp kalacaklar.

Kaçışacak sincap.

Fareler kediden korkmadıkları kadar korkacaklar…

Ve köpekler uluyacaklar gürültü karşısında…

Bu gün hafta sonu gezdiğim Çatalca’dan bahsedecektim…

Bereketli topraklardan, ayçiçeklerinden söz edecektim…

RTE’nin Kanal İstanbul diye yok etmek istediği zenginliklerden açacaktım…

İçimden gelmedi…

Yarın ise kim bilir ne yazmak gelir içimden bilemem.

Ama bugün güzellikle ilgili hiçbir konu gelmedi…

O gün çok sıcaktı bugün gibi…

 Ve denize gitmek varken, ellerimizde (Kıbrıs Halkının) dünya savaşından kalma piyade tüfekleri… Savaşmak için toprak üzerinde nöbet tutuyorduk…

Kıbrıs bölünüyordu…

Halk nöbetteydi. 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.