1. YAZARLAR

  2. Levent Özadam

  3. Oldu da bitti maşallah!
Levent Özadam

Levent Özadam

Haberdar Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Oldu da bitti maşallah!

A+A-

Önce sayımdan bir gün öncesine değinmek lazım;

Cumartesi akşamı kiminle görüşsem, ‘bu halka ne oldu böyle’ diye yorumda bulunmuştu.

Sanki yarın savaş olacakmış gibi millet marketlere akın etmiş, rafları boşaltmıştı.

Psikolojik bir şey olsa gerek bu!

Oysa sokağa çıkma yasağı sadece bir güncüktü, o da dün akşam 18.00’e kadar.

Yine de vatandaş marketleri boşalttı, mutfakları doldurdu, kasapları ise sevindirdi…

Sabahın ilk saatlerinden itibaren mangallardan dumanlar yükselmeye başladı.

Akrabalar genelde bir evde toplandı, bunun için günler öncesinden Kaymakamlıklardan izinler alındı…

Kimi de izin almadan arka sokaklardan çaktırmadan sıvıştı.

2006 yılında olduğu gibi dün ben de sayım memuruydum.

Ne yalan söyleyeyim o tarihteki sayım bu kadar profesyonel olmamıştı.

Sayım memurları ne önceden eğitildi ne de her sayım memurunun başına bir yetkili verildi.

Sağolsun bizim denetmen Canan hanım neredeyse her saat başı aradı, bir sorun olup olmadığını sordı.

Okullarda hem devlet çalışanları hem de sayım memurları birlikte güzel bir birliktelik örneği sergiledi.

Sayımını bitirenler, bitiremeyenlere yardıma koştu.

Bu tablo da bizi dolayısıyla memnun etti.

Benim sayım bölgem Göçmenköy’dü..

Semti iyi bilirim ama dünden itibaren daha iyi tanıdım.

İnsanlarla sokakta tanışıp konuşmak başka, evlerinde aile ortamında sohbet etmek bam başka.

Bir çoğu bizi basından tanıyan ailelerdi, kapıyı açıp da görünce şaşkınlıklarını saklamadılar.

Kiminde çay, kiminde kahve kiminde ise limonata içip, bol bol karbilatörü kaynattım.

Ama hiçbirine cesaret edip de, tuvaletinizi kullanabilir miyim diye sormadım, sadece içimden ‘sık dişini biraz daha’ diye telkinde bulundum.

Şükür ki kazasız belasız, görevimi tamamladım.  

Sayım memuruyduk ama, sonuçta gazeteciyiz ya, çaktırmadan başka nabızlar da tutum.

Bunları birkaç madde ile özetlersek;

Öncelik halkın ekonomik sorunlarının hat safhada olduğunu görmek oldu.

Çarşıdaki fiyatların her geçen gün arttığından şikayet eden dar gelirli vatandaş, gelirlerin bir türlü artmadığından dem vurdular.

Çocuğuna, torununa iş bulamayanlar da az değildi.

Her türlü çabalarına rağmen istihdam krizini çözemediklerini anlattılar.

Yaşı 60 ‘dan yüksek olanların evinde sessizlik ve huzur hakimdi.

Genelde aileden bir kişi emekli olmuş ve onun maaşıyla geçiniyordu.

Benim semtte bir eve giren maaş ortalaması 2 bin lira civarındaydı.

Sayım sorularında yoktu ama ben kendime özel sordum, bir eve giren aylık paranın hesabını yapmaya çalıştım.

Her şeye rağmen ‘şükürler olsun, Allah devlete zeval vermesin’ diyenler çoğunluktaydı, hem de her geçen gün zorlaşan yaşam koşullarına rağmen.

Bir de bu evlerde gözüme çarpan en önemli unsur, masalarda, sehpalarda ilaç torbalarının fazlalığı oldu.

Belli ki, bu insanlar gelirleri ne olursa olsun, sonuçta emekliydiler ve bu gelirin büyük bir bölümünü doktorlarla ve eczanelerle paylaşmak durumundaydılar.

Bir iki evde ülkede çalışma izniyle bulunan aileler de vardı.

Bu evlerdeki çocuk fazlalığı gözümden kaçmadı, minikler büyük heyecanla benim yazdıklarıma odaklanırken, evin bayanları sıcak demli çay getirdi, erkekler ise hem bilgi verdiler hem de vatandaşlık konusunda ne zaman bir gelişme olacağını sordular.

Hele bir tanesi ‘abi 17 senedir buradayım, 17 tane mühürüm var, beni ne zaman vatandaş yaparlar’ diye sorunca, mecburen ‘torpilin yoksa zor olursun’ cevabını verdim.

Bunların bir çoğu eşleriyle birlikte çalışıyor ve amaçları belli bir süre sonra ülkelerine gitmek değil aksine burayı memleket belleyip dal budak salmak.

Ancak bir gerçek daha var ki, kapı komşusu Kıbrıslı olanlarla pek karışamamışlar, bir ‘merhaba’ ile günü geçiriyorlar. Genelde komşuluk ilişkileri seviyeli ve uzak…

Bazı vatandaşlar sorular bittikten sonra toplumsal duyarlılıklarından olsa gerek sorularda eksikliklerin olduğunu fart ettiler, bu kez onlar sormaya başladılar.

Örneğin bir aile reisi sordu;

“Benim oğlum, iki yıldır işsizlik nedeniyle memleketi terk etti, onlar için niye burada soru yok’ diye!

Tabi soruları ben hazırlamadığım için, cevabım kolay oldu.

Ama haklıydılar, bu ülkede doğdukları halde, buradan göçen nicesi varken, bunların sayıma dahil edilmemesi bana da biraz acayip geldi.

Oysa bu yolla pek ala ki yurt dışında yaşayan insanlarımız hakkında da epey bilgi sahibi olabilirdik…

Milliyetini sorduğum bir aile reisi zoraki bir şekilde ‘Türk’ deyince içim biraz buruldu.

‘Sıkıntın ne bey amca’ diye sordum:

Açtı ağzını yumdu gözünü, ‘kusura bakma oğulcuğum dedi, bizi öyle hale getirdiler ki, hem insanlığımızdan hem de Türklüğümüzden isyan eder noktaya geldik’ diye söylendi.

Yıllarca ülke için mücahitlik yaptığını, ama şu anda yaşananların kabul edilemeyeceğini, siyasetçinin ülkeyi yeyip bitirdiğini iddia etti.

3 oğlunun birden işsizlik nedeniyle ülkede olmadığını birinin Londra’da, birinin Rum kesiminde yerleştiğini, birini de İstanbul’da çalıştığını ve askerlik sorunu nedeniyle ülkesine gelemediğini söyledi.

Sonra onu biraz anlar gibi oldum…

Göçmenköy gerçekten çok özel bir bölge;

Göçmen evlerinin ise tarihsel bir değeri var.

Ama 40 yıl önceki şartlara göre yapıldıkları için artık insanların ihtiyaçlarını yeteri kadar sağlıklı karşılayamıyor.

Hoş o evlerde 40 yıldır oturan da var ama halleri vakitleri iyi olanlar, kiralayıp başka semtlere gitmişler.

İçinde kalanlar ise geçmiş anıları ve maddi imkansızlıkları nedeniyle  yerlerinden kıpırdayamıyorlar.

Neredeyse komşularla iç içe yaşıyorlar, birisi mangal yakınca diğerinin evine dumanı mutlak giriyor.

Birisi yüksek sesle konuşsa, diğerinden mutlaka duyuluyor.

Belki bir çoğu evde tadilat yapmış ama hem içeriden hem dışarıdan bakıldığında evlerin yaşlılığını anlamak hiç güç değil.

Kısaca, minik ve dip dibe evlerde sağlıklı gençlerin yetişmesini kimse beklemesin.

Burası özel bölge ilan edilip, evler sil baştan yapılsın diyen çok sayıda insanla konuştum.

Yerden göğe kadar da haklıydılar…

Biraz hayal ama, birisi çıkar da bu bölgeyi ele alırsa, bölge insanına büyük hizmet etmiş sayılacak.

Sonuçta;

Dün sayım günüydü ve tüm tartışmalara rağmen hepimiz sayıldık.

Her ne kadar sayım tarzımız biraz çağdışı da olsa, insanın sayılması kimilerine gibi ‘koyun gibi’de olsa, saymak ya da sayılmak, devlet olgusunun vaz geçilmezlerinden.

Ama gönül isterdi ki sayıma bu kadar itirazlar yapılmasaydı…

Tüm yurdun duman altı olduğu bir günde, sevsek de sevmesek de bir devletimiz var, madem ki sayıp sayılıyoruz, bu bile benim için mutluluk kaynağı olmuştur.

Şimdi merakla sayım sonuçlarını beklemekten ve ülkemizdeki sayım sonuçlarına göre yeni bir duruş belirlemekten başka bir alternatifimiz yoktur.

NOT: Bugün köşemizi dünkü görevimiz nedeniyle sadece sayım yorumuna ayırdık. Bizi izlemeye devam edin. Bu arada sayım nedeniyle devlet bize ne kadar ücret ödeyecek bilmiyoruz ama, çeki aldığımız gün arkasını imzalayıp Göçmenköy Spor Klubüne teslim edeceğiz. Kulüp yöneticilerine önemle duyurulur.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.