1. HABERLER

  2. KIBRIS

  3. Olgun: “Almanya’da birleşme sonrasında 2.6 milyon mülkiyet iadesi talebi yapıldı”
Olgun: “Almanya’da birleşme sonrasında 2.6 milyon mülkiyet iadesi talebi yapıldı”

Olgun: “Almanya’da birleşme sonrasında 2.6 milyon mülkiyet iadesi talebi yapıldı”

Eski müzakereci Ergün Olgun, mülkiyet sorununun çözümünde Almanya örneğinden alınabilecek dersler bulunduğunu belirtti.

A+A-

Almanya’da birleşme sonrasında 2.6 milyon mülkiyet iadesi talebi yapıldığını bildiren Olgun, sorunun çözümünde insani boyutun ve çözümün sürdürülebilirliğinin göz önünde bulundurulması gerektiğini vurguladı.

Olgun, Almanya’dan farklı olarak Kıbrıs’ta, mülkiyet sorunun çözümünde iki kesimliliğin gerçekleşmesine imkan verecek düzenlemelerin yapılmasının öncelikli kriter olduğu görüşünü de ifade etti.

Yazılı açıklamasında İkinci Dünya Savaşı sonucunda Batı Almanya ve Doğu Almanya olarak bölünen Almanya’nın 3 Ekim 1990’da birleşmesini takiben mülkiyet sorununun çözümünde ortaya konan kriterlerden alınabilecek dersler olduğunu ifade eden Olgun, “Doğal olarak Kıbrıs ihtilafının şartları/özellikleri ve buna bağlı olarak mülkiyet sorunun çözümünde göz önünde bulundurulması gerekli kriterler ile Almanya’da sorununun çözümünde gözetilen mülahazalar arasında farklar olduğu gibi özellikle pratik gereklilikler ve insan hakları hukuku açısından benzerlikler de vardır” dedi.

“ALMANYA’DA BİRLEŞME SONRASINDA 2.6 MİLYON MÜLKİYET İADESİ TALEBİ YAPILDI”

Almanya’da mülkiyet sorununun hangi kriterlere bağlı olarak çözümlendiğini Osnabrueck Üniversitesi’nden mülkiyet uzmanı Prof. Roland Czada’nın geçen yıl Goethe Enstitüsü’nün daveti üzerine Enstitü’de yaptığı ve iki taraftan hukukçu, siyasetçi ve mülkiyet uzmanlarının katıldığı bir toplantıda anlattığını dile getiren Olgun, Czada’nın sunumunda özetle Almanya’da birleşme sonrasında 2.6 milyon mülkiyet iadesi talebi yapıldığını; müracaatların incelenmesi üzerine daha önce hiç öngörülemeyen boyutta hukuki, insani, siyasi, mali ve ekonomik problemle karşı karşıya kalındığını anlattığını söyledi.

Czada’nın ellerine geçen bilgiler ışığında ilk olarak müracaatların farklılıklarına/mal türüne göre sınıflandırıldığını; onlarda iki-kesimlilik gibi bir kriter olmadığı için ilk başta temel ilke olarak iadenin düşünüldüğünü; ancak 45 yıl bölünmüş kalan Almanya’da mülkiyet iadesinin binlerce Alman’ın kendilerinin sebep olmadıkları nedenlerden dolayı on yıllardır yaşadıkları, çalıştıkları ve aileleri ile hayatlarını kurdukları mekanlarını terk etmeleri sonucunu doğuracağının ve bunun bir insan hakları ihlali oluşturacağının görüldüğünü dile getiren Olgun, Czada’nın görüşleriyle ilgili şu detayları verdi:

“Bu yöntemin ortaya ciddi insani, hukuki, pratik sorunlar ve hatta gerginlikler çıkarabileceği anlaşıldığından ağırlıklı olarak tazminat yöntemine kayıldığını; savaştan zarar görenlerin sadece taşınmaz mal sahipleri olmadığı ve bütün Almanların farklı şekillerde büyük kayıplara uğradığı göz önünde bulundurularak oluşturulan komisyon tarafından tazminatların toplum arasında ‘yük paylaşımı’ ve ‘kaybın eşitlenmesi’ ilkelerine göre hesaplandığını ve bir nevi yardım/acıyı hafifletme maksadı güttüğünü; bu nedenle hiçbir talep sahibinin ‘tam tazminat’ almadığını; taşınmazların birleşme öncesi değerinin ortalama olarak yarısının tazminat olarak hesaplandığını; tazminatın oluşturulan fonlardan sağlanan düşük faizli ve uzun vadeli (20–30 yıl arası) kredilerle mevcut kullanıcı tarafından ödendiğini; bu şekilde taşınmaz mal müracaatlarının yüzde 68.66’sının çözümlendiğini; sorunun köklü çözümü için uygulamalara hukuki kesinlik kazandırmak bakımından gerekli yasal düzenlemelerin yapıldığını; Almanya’da önceliğin tazminatların ödenmesi yerine en süratli şekilde ülkenin istikrara kavuşturulmasına ve ekonomik kalkınmaya verildiğini; buna ve Başbakan Kohl’un verdiği sözlere rağmen birleşme sonrası yaşanan ciddi belirsizlikler ve kaçınılmaz olarak sınırlı kaynakların tazminat ile entegrasyona kayması nedenleriyle ciddi ekonomik gerileme yaşandığını anlattı.”

“MÜLKİYET SORUNLARININ ÇÖZÜMÜNDE İNSANİ BOYUT VE ÇÖZÜMÜN SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİ GÖZ ÖNÜNDE BULUNDURULMALI”

Olgun, Almanya deneyiminden alınabilecek en önemli dersin aradan on yıllar geçtikten sonra çatışmalar/savaş sonucu ve özellikle toplu göçler neticesi oluşan mülkiyet sorunlarının çözümünde insani/sosyal boyutun ve çözümün sürdürülebilirliğinin göz önünde bulundurulmasının şart olduğu ve bu nedenle sorunun salt mülk iadesi ile çözümlenemeyeceği olduğunu dile getirdi.

Olgun şöyle devam etti:

“Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Mart 2010’da aldığı ‘Demopoulos v. Turkey’ kararında mülkiyetteki hakkının tanınmasının muhakkak malın iade edilmesinin gerektiği anlamına gelmediği ve eski mal sahibinin takas ve tazminatla tatmin edilmesinin de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne uygun olduğu (paragraf 115); hakları ihlal edilen kişilerin hakları üzerindeki ihlali kaldırmak amacıyla çok sayıda insanın tahliyesine ve yeniden yerleştirilmesine yol açacak bir zorunluluğun yüklenemeyeceği (paragraf 116); ve Mahkeme’nin içtihadında mevcut kullanıcıları dikkate almaksızın tüm malları iade etmek zorunda bırakacak herhangi bir emsal karar olmadığı (paragraf 117) teyit edilmiştir. Buna göre, gerek iki kesimliliğin, gerekse insan hakları hukukunun gereği olarak Kıbrıs’ta ihtilaflı taşınmaz malların düzenlenmesinde tercih hakkının mevcut kullanıcıda olmasının en önemli kriter olarak tescil edilmesi gerekmektedir.

“TAZMİNATIN ÖDENMESİ İÇİN FONLAR YARATILMASI VE MAKUL SÜRELER TANINMASI GEREK”

Almanya’dan alınabilecek ikinci ders ise, savaştan zarar görenlerin sadece taşınmaz mal sahipleri olmadığı gerçeğinden hareketle ‘yük paylaşımı’ ve ‘kaybın eşitlenmesi’ ilkelerinin de birer kriter olarak tazminat miktarının hesaplanmasında göz önünde bulundurulması, tazminatın ödenmesi için fonlar yaratılması ve makul süreler tanınması gereğidir. Kaldı ki, çekilen diğer acılar yanında, 1963 yılından beri planlı bir şekilde Kıbrıs Türk halkı saldırı, baskı ve izolasyonlar altında en temel birçok hakkından mahrum bırakılmıştır.”

“ALMANYA İLE KIBRIS ARASINDAKİ ÖNEMLİ FARKLAR”

Alınabilecek diğer dersler arasında, yapılacak düzenlemelere hukuki kesinlik kazandırılması ve mülkiyet konusunda yaratılacak belirsizliklerin ekonominin tamamen durmasına ve ciddi işsizliğe yol açabileceğinin göz önünde tutulması bulunduğunu söyleyen Olgun mülkiyet sorunun çözümünde Almanya ile Kıbrıs arasında öne çıkan önemli farkları şöyle sıraladı:

“Kıbrıs’ta siyasi eşitliğe dayalı iki toplumlu, iki kesimli ve eşit statüdeki Kıbrıs Türk Kurucu Devleti ile Kıbrıs Rum Kurucu Devleti’nden oluşacak yeni bir federal ortaklık devlet yapısı öngörülürken Almanya’da Batı Almanya merkezli ulus devletin devamı öngörülmüştür.  Kıbrıs’ta iki toplumluluk ve iki kesimlilik Kıbrıs Türk Kurucu Devleti’nde bariz nüfus ve mülkiyet çoğunluğunun Kıbrıslı Türklerde, Kıbrıs Rum Kurucu Devleti’nde ise Kıbrıslı Rumlarda olmasını gerekli kılmaktadır. Bu nedenle, Almanya’dan farklı olarak Kıbrıs’ta, mülkiyet sorunun çözümünde iki kesimliliğin gerçekleşmesine imkan verecek düzenlemelerin yapılması öncelikli kriter olarak karşımıza çıkmaktadır.

Yunanistan ve Kıbrıslı Rum işbirlikçilerinin başlattığı 1974 olayları sonucu güvenlik nedeniyle yaşanan toplu göçler ve 1975 Nüfus Mübadelesi Anlaşması neticesi birçok Kıbrıslı Türk Güney’de, birçok Kıbrıslı Rum da Kuzey’de taşınmaz mal bırakmıştır. Almanya’dan farklı olarak göçen Kıbrıslı Türkler Kuzey’de, Kıbrıslı Rumlar ise Güney’de rehabilite olmuştur. Neticede yer değiştiren Kıbrıslı Türkler ile Kıbrıslı Rumların taşınmazları karşılıklı takasa imkân vermektedir. Bu Kıbrıs’ta tazminat gereğini azaltacaktır.

Son olarak, Almanya’da gerek birleşme gerekse birleşme sonrası olmak üzere her iki aşamada da ciddi sorunlar yaşanmıştır. Başka örneklerden alınabilecek derslerle gelecekte olası sorunları asgaride tutmak için öngörülü ve planlı çalışmaya ihtiyaç olduğu açıktır.”

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.