• BIST 83.091
  • Altın 85,883
  • Dolar 2,2190
  • Euro 2,7555
  • Lefkoşa : 17 °C
  • Girne : 17 °C
  • Mağusa : 18 °C
  • Güzelyurt : 14 °C

Ölümle Dans "Bonzai"

26.12.2011 11:57
KKTC’de kullanımı son zamanlarda artan Bonzai, beyinde kalıcı hasara, erken yaşta kalp krizine ve psikolojik bozukluklara sebep oluyor
Ölümle Dans "Bonzai"

   Esrardan (hintkeneviri) yüz kat daha tehlikeli, çok çabuk bağımlılık yapan, kalıcı beyin hasarına hatta ölüme yol açan Sentetik Cannabinoid (bonzai, spice vb.) türü uyuşturucu maddeler, ülkemizin korkulu rüyası haline geldi. Narkotik polisi son 2 buçuk yılda ülke genelinde bir buçuk kilodan fazla “Sentetik Cannabinoid” türü uyuşturucu madde ele geçirdi.

   İç Hastalıklar Uzmanı Dr. Özcan Hüdaverdi son yıllarda uyuşturucu kullanımının ülkemizde büyük bir artış gösterdiğine dikkat çekerek, özellikle kullanımı artan “Sentetik” uyuşturucuların (Bonzai, Spice vb) ölüm başta olma üzere, beyinde kalıcı hasara, erken yaşta kalp krizine, psikolojik bozukluklara ve spermlerde azalma gibi ciddi hastalıklara yol açtığını söyledi.

   Uzman Psikolog Derya Çobanoğlu ise gençlerin, meraktan, arkadaş teşviki yüzünden, bir yerlere ait olma çabasından, bir kısım gencin ise, içinde bulunan kaygı, güvensizlik ve en çok da baş edemediği sıkıntılardan kurtulmak için uyuşturucu kullanımına başladığına dikkat çekti.

   Polis Genel Müdürlüğü’nün istatistiklerine göre, 1 Ocak 2009 tarihinden Ekim 2011’e kadar olan yaklaşık 2 buçuk yıllık sürede, Narkotik ve Kaçakçılığı Öneleme Müdürlüğü’ne bağlı ekipler, 40 kilo hintkeneviri, 225 gram kokain, 744 gram eroin, 2 kiloya yakın ham afyon, 256 gram Methamphetamine, 89 gram Amfetamine, 1 gram “MDMA” toz madde, 2 bin 606.5 adet ecstasy türü hap, 575 kök hintkeneviri bitkisi ve 1 buçuk kilodan fazla 500 pakete yakın Sentetik Cannabinoid maddesi içeren bonzai ele geçirdi. Bu operasyonlar sonrası yaklaşık 600 kişiyi göz altına aldı.

Zararı esrardan daha çok

   PGM’ye bağlı Narkotik ve Kaçakçılığı Önleme Müdürlüğü’nün verilerine göre özellikle son yıllarda dünyada ve Avrupa’da türeyen Sentetik Cannabinoid (Bonzai, Jamaican Gold vb) türü uyuşturucu maddelerin ülkemizde de görülmeye başladığına dikkat çekiliyor. 

   Yetkililer bu uyuşturucuların hintkenevirinin aktif maddesi olan Tetrahydrokannabional’la (THC) akraba olarak bilindiğini belirtti. Ancak söz konusu maddelerin laboratuar ortamında sentetik olarak hazırlandığına dikkat çeken yetkililer, bu ortamda daha yoğun miktarda kullanıldığında hintkeneviri ve türevlerinden çok daha zararlı olduğunun altını çizdi.

15 yıla kadar hapisliği var

   Narkotik ve Kaçakçılığı Önleme Müdürlüğü yetkilileri, Sentetik Cannabinoid’nin (Bonzai) KKTC’de 29 Mart 2010 tarihinde Eczacılık ve Zehirler Kanunu kapsamında yasaklandığını, 30 Haziran 2011 tarihinde ise Uyuşturucu Maddeler Yasası kapsamına alındığını ve 15 yıla kadar hapislik cezası verilebileceğine dikkat çekti.

   Özellikle yasadışı bağımlılık yaratan suçların örgütlü suçlar olduğuna dikkat çeken yetkililer, bu örgütlerin, toplumda sosyal ve ekonomik menfaatlere ciddi tehdit oluşturduklarını belirtti. Bu örgütlerin, maksimum maddi kazanç ve güç elde etmek amacıyla her türlü yasadışı suçu işlediklerine değinen yetkililer, bu örgütlerin ayrıca amaca ulaşmak için her türlü yasadışı suçu organize ettiklerini de vurguladı. 

   Organize suçlarla mücadelenin iki ana boyutu olduğunu belirten yetkililer, bunlardan ilkinin, organize suçları besleyen ve yürüten, idari, toplumsal ve ekonomik araçların ortadan kaldırılması olduğunu söyledi. 

   İkincisinin ise adli ve kolluk makamları ilgilendiren yakalama ve etkisiz hale getirme boyutu olduğunu ifade eden yetkililer, bu sorunlarla etkili mücadelenin, karşı karşıya kalınan potansiyel tehlikenin iyi analiz edilip doğru tedbirlerin alınmasıyla önlenebileceğini belirtti.

   Aynı yetkililer, son yıllarda yasadışı bağımlılık yaratan madde kullanımında ciddi artış olduğuna dikkat çekti. Bunun en önemli sebebinin, özellikle son yıllarda sadece polis gücüyle hareket edildiğine değinen yetkililer, suç işleyenlerin yakalanıp cezalandırılmasının yanında, önleyici tedbirlerin alınmasının da büyük önem arz ettiğini vurguladı. 

   Önleyici tedbirlerin ilk aşamasında, sağlıklı, sosyal ve “hayır” diyebilecek özgüvene sahip gençlerin yetiştirilmesi gerektiğine değinen yetkililer, bu tür çalışmaların ailelerden başlayarak, özellikle ilk ve orta öğretimde planlı bir şekilde yürütülmesi gerektiğini kaydetti. Bu tür çalışmaların kordineli bir şekilde kurumlar arası işbirliği içerisinde yapılması gerektiğine değinen yetkililer, bu tür tedbirlerin daha sağlıklı olabileceğini söyledi.

Ailelere büyük görev düşüyor

   Ailelerin çocuklarını öncelikle iyi tanıması, onlarla sağlıklı iletişim kurması gerektiğini belirten yetkililer, ailelerin çocukları üzerinde meydana gelen değişiklikleri kısa zamanda fark edip çözümü üzerinde çalışma yapmaları gerektiğini kaydetti.

   Ailelerin, çocuklarının arkadaşlarını, ailelerini, gittiği yerleri ve mekanları onları rahatsız etmeden ve arkadaşları arasında küçük düşürmeden bilgi sahibi olmalarının önemine değinen aileler, bu sorunlarla başa çıkamayan ailelerin ise “toplum ne diyecek “ diye düşünmeden psikolojik danışmanlık ve rehberlik hizmetlerinden yaralanmaları gerektiğine vurgu yaptı.

Dr. Hüdaverdi: Ölümle sonuçlanır

   İç Hastalıklar Uzmanı Dr. Özcan Hüdaverdi son yıllarda uyuşturucu kullanımının ülkemizde büyük bir artış gösterdiğine dikkat çekerek, özellikle kullanımı artan “Sentetik” uyuşturucuların (Bonzai, Spice vb) ölüm başta olma üzere, beyinde kalıcı hasara, erken yaşta kalp krizine, psikolojik bozukluklara ve spermlerde azalma gibi ciddi hastalıklara yol açtığının söyledi.

   Sentetik uyuşturuculardan biri olan ve ülkemizde son zamanlarda oldukça sık kullanılan “bonzai”nin piyasaya tütsü olarak sürüldüğünü kaydeden Hüdaverdi, bu ürünün, hint kenevirinin etken maddesi olan cannabinoidin sentetik olarak elde edilmiş halini içerdiğini belirtti.

   Sentetik cannabinoidin,marihuananın etkisini taklit eden bitkisel ve kimyasal ürünler olduğunu söyleyen Hüdaverdi, bu ürünlerin, insan kullanımı için olmadığını, tütsü olduğunun belirtilmesine rağmen, bu maddelerin, bitkisel uyuşturucular gibi sigara içimi şeklinde suiistimal edildiğine işaret etti.

   Hüdaverdi, “Bu tür uyuşturucu kullanan kişilerin beyin hafıza bölümündeki hücreler etkilenir ve basit işler dahi yapılamaz. Hareketlerde, algılama, öğrenme ve düşünmede sorun yaşanır. Koordinasyon, dikkat, performans etkilenir, araba kullanmak tehlikeli olur. Kalp hızı artarak ağız kuruluğu ve gözlerde kanama oluşur. Psikolojik bozukluklar ve spermlerde azalma görülür. Yani, hayati tehlike yaratan çok ciddi yan etkiler oluşur. İçerdiği maddelerden dolayı bulantı, kusma, kalp hızında artış, burun kanamaları, kardiovasküler problemler, sinirlilik, paranoya, hafıza kaybı, depresyon, impotens gibi etkilere neden olmaktadır ve 2008 yılında İsveç’te ve İngiltere’de, son olarak da Güney Kıbrıs’ta ölümlere neden olmuştur” şeklinde konuştu.

Çobanoğlu: Merak ve arkadaş teşviki

   Bir çok gencin, orta eğitimi bitirmeden yasak olan ve olmayan (uyuşturucu, alkol, tütün, reçetesiz satılan ilaçlar, içe çekilen solventler vs) bu maddelerle karşılaştıklarına dikkat çeken Uzman Psikolog Derya Çobanoğlu,  gençlerin bu maddeleri, meraktan, arkadaş teşviki yüzünden, bir yerlere ait olma çabasından, bir kısım gencin ise, içinde bulunan kaygı, güvensizlik ve en çok da baş edemediği sıkıntılardan kurtulmak için uyuşturucu kullanımına başladığına dikkat çekti.

   Derya Çobanoğlu, buluğ çağı ve olgunluk arasındaki dönem olan Adolesans döneminin tehlikeli bir dönem olduğuna dikkat çekti. Bu dönemde gençlerin fiziksel gelişimi oluşurken, bir taraftan da kişilik yapısı ve çatışmasının devam ettiğini söyleyen Çobanoğlu, bazı gençlerin bu dönemi az dalgalanmalarla bazı gençlerin ise derin ve kaygılı bunalımlarla geçtiğini söyledi.

   Bu dönemi huzursuz, bunalımlı ve sıkıntılı geçiren gençlerde uyuşturucu kullanma olasılığının daha yüksek olduğuna değinen Çobanoğlu, her şeyi dört-dörtlük olan, yani ailesi ile iyi ilişkisi olup, okulda derslerinde başarılı ve sosyal çevresi çok geniş olan gençlerinde maalesef uyuşturucu maddeleri merak edip kullanmak istediklerini kaydetti.

Aileler çok dikkatli davranmalı

   Adolesans dönemindeki gençlerin aileleriyle olan bağalarının bu dönemde çok önemli olduğuna vurgu yapan Çobanoğlu, narkotik polisinin uyuşturucuyla mücadele ederken, eğitim birimlerinin de okullardaki olası uyuşturucu trafiğine yönelik ciddi önlemler alması gerektiğini belirtti.

   Psikolog Çobanoğlu, ailelerin bu yaş dönemindeki gençlere çok dikkatli davranmaları gerektiğini söyledi. Farkındalık ve bu yönde doğru yaklaşımın yanında, ailelerin çocuklarını bazı şüphelerden dolayı taciz edercesine sorgulamanın ve suçlamanın çok yanlış olduğunu kaydeden Çobanoğlu, çocukların masum olmaları sonucunda, onları yanlış şeylere itme olasılığının da yaşanabileceğine dikkat çekti.

   Ailelerin “Acaba çocuğum uyuşturucu kullanıyor mu?” sorusu yerine kendi kendilerine “Çocuğumun uyuşturucu kullanmasına yol açacak bir şey mi var ?” sorusunun daha doğru bir yaklaşım olacağına değinen Çobanoğlu, gençlerin bu dönemlerde eleştirilere karşı çok hassas olduklarını söyledi. Aileler, çocuklarının kendilerine herhangi bir problemi olmadığını söyleseler dahi, çocuklarına onların her zaman yanlarında olduğunu hissettirecek hareketlerde bulunmaları gerektiğini belirten Çobanoğlu, çocukların ailelerine açılmaya çalıştığı zamanlarda ise onları hiç eleştirmeden ve bölmeden dinlemelerini önerdi.

Çocuk depresyona nasıl girer?

   Derya Çobanoğlu, yetişkinlerde olduğu gibi Adolesans dönemindeki gençlerin de depresyona girme olasılığının mevcut olduğunu söyledi. Ailelerin en çok dikkat etmesi gereken noktanın ise, çocuklarının kişilik çatışmasında mı, yoksa depresyonda mı, olduğunun ayırt etmeleri gerektiğine dikkat çekti. 

   Çobanoğlu, depresyonda olan çocukların sergilediği en belirgin özelliklerin, kalıcı mutsuzluk, olumsuzluk, sinirlilik, güvensizlik, baş dönmeleri, baş ve mide ağrıları, sindirim rahatsızlıkları gibi şikayetler, kontrol edilmeyen öfke patlamaları, kendini katıca eleştirme, suçluluk duygusu, intihar düşüncesi ve denemeleri, konsantrasyon bozukluğu, doğru düşünmeme, hatırlama ve karar verme eksikliği, hareket ve konuşmada yavaşlama, ilgi duyulan aktivitelerden uzaklaşma, kronik üzüntü ve korku, konuşmalarda ve çizimlerde ölüm faktörlerinin yer alması olduğunu belirtti.

   Ailelerin, bu belirtileri görüp en az altı ay devam etmesi halinde, çocuklarının depresyona girdiğini düşünmeleri gerektiğini söyleyen Çobanoğlu, çocuklarını bu depresyona sürükleyecek herhangi bir sağlık sorunu yoksa o zaman ailelerin profesyonel yardım alması gerektiğini ve bir psikiyatrist veya psikologla görüşmeleri gerektiğini vurguladı.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
huseyın güç
13 Aralık 2013 Cuma 19:57
19:57
ben alkolde sıgarada kullanmıyorum bır kerelıgıne denemek ıcın jameikan kullanmıstım bu belırtılerden bır cogu var acaba ne yapmalıym
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2010 Gündem Kıbrıs Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Yazılımı: CM Bilişim