1. YAZARLAR

  2. Ali Doğanbay

  3. Otuzşubatbindokuzyüzyetmişcumhuriyeti’nde Hayat Yalnızlığınız 16 TL
Ali Doğanbay

Ali Doğanbay

Afrika Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Otuzşubatbindokuzyüzyetmişcumhuriyeti’nde Hayat Yalnızlığınız 16 TL

A+A-

‘Bu baharda Avrupa’ demenin fiyatı: 16 TL. ‘Talat Bizi Türkiye’ye bağlayacak’ afişlerinin fiyatı: 16 TL. Şimdi tweeter’da fena halde Zapata kesilen Ferdi Sabit Soyer Beylerin Cümbez Ağacı’na yemin ettirerek çektirdiği ‘barranın’ fiyatı: 16 TL. ‘Kuran Kursuna gitmek ile tenis kursuna gitmek’ arasındaki ücret farkı ‘sadece’: 16 TL.  ‘AK Parti’ye oy verirdim’ demenin net fiyatı: 16 TL. ‘Ama bu diğerlerine benzemiyor, bir kere çok demokrat ve Kıbrıs Meselesini çözecek tek adamdır zira bir kere özgürlüklerden yanadır’ diye konuşmanın fiyatı: 16 TL.  Daha evvel dikilen büstler ile şimdi yapılan camiler arasındaki kupon farkı çok değil: 16 TL.
   
Hayatınız çok pahalı bir yalnızlık ellerinizde ve elleriniz durmadan büyürken gövdeniz bütün kardeş ellerden olabildiğince uzağa düşsün diye küçücük bırakılırken size uydurulan yalanların boyu sizin seçtiğiniz yalancılarla onların size seçtiği yalanlarla ‘bir yalan boyu yalnızlıkta’ büyüyor cumhuriyetiniz. Bu yalnızlık bu cumhuriyetten daha büyük gibi gelmiyor mu size? Bu yalnızlık hepi topu dünyanın herhangi bir yerinde meblağ olarak 16 TL midir?
   
Niye kızıyor bu solcu abilerin solcu gazeteleri? Bu meblağın içinde, ki bu 16 TL’nin 6–7 lirasında onların da cebinin ‘akrepliği’ vardır çünkü Nazım’ın şiirini bazı ceplere düşürsen de çoğu kere ‘akrep gibisin kardeşim’ eder, etmez mi, ediyorsunuz nereden tutulsanız 16 TL’nin içinden siz de çıkıyorsunuz. Çıkıyorsunuz, eğer sağlam bir matematik hesabından önce sağlam bir vicdan hesabı ederseniz bu halkın ‘meblağ eden yalnızlığındaki her kuruşunda’ sizin de ederiniz var. Neye kızıyor Cenk Mutluyakalı, neye? Yenidüzen gazetesinin ‘Bu Hükümet’ sıfatıyla durmadan iktidara saldırmasının matematik hesabının diğer bütün sağ fikirlerden onu ayıran rakamı kaçtır? ‘İnsanı bu kadar ucuz yapan düzende yalnızlığımız bu kadar pahalı eder mi?’ diye sormayan bir fikir, sağcı olsa ne olur solcu olsa ne olur? Bence çok güzel ‘ortacı’ olur. Olmuşsunuz da zaten. 37 senedir onların ‘ortasına’ ‘gelişine vurmadığınızı’ söylemek yanlış mı olur? Bir kere bile o ‘ortaya’ vurmadığınız ya da kendi topunuza vurduğunuz oldu mu? Sağ ayakla da görmedim. Sol ayakla da görmedim. Bütün kramponların fiyatı: 16 TL. (Zaten iktidar olanların dili de, ayağı çalıştığı halde kafası çalışmayan futbolcuların dili gibidir, “Golü nasıl attın Rıfkı?” “Vurdum gol oldu abicim.” Hâlbuki Hagi’nin ‘kafa-göt’ denklemi bence ‘‘futbolun fena halde hayata benzemesinin de’’ aritmetiğidir. Çok hesapladım çok insan çıktı, 16 TL etmez.)
   
Hayat pahalılığı nedir ki zaten? İnsan pahalı bir şey değildir ki. Hayatı pahalı eden kapitalizmin tükettikçe dinmeyen tüketmeye meyil olan ve durdurulamayan o mutsuzluğunun ‘pahalılığıdır’. Ve yani bu bahiste pahalı olan insan değil kapitalizmdir. Kapitalizmin dili metadır. İnsan da meta olmak üzere alınıp satılmayacak hiçbir şey yoktur. Sadece doğru reklâm vardır. Biz hepsinden önce adanın bir yerlerinde çok yalnızdık. Bizim yalnızlığımızın pahası da olmaz pahalılığı da. Şimdi bize hükümetler hayatın bir yerinden pahalılığımızın meblağını verse ne olur? Ben mi delirdim yoksa ‘hayat pahalılığı’ cümlesi herkese fazla mı normal geliyor?
   
Ben çok yalnızım. Sevgili sol ayaklılarım. Sevgili sağ ayaklılarım. Sevgili ortaya güzel kafa vuran insanlarım. Benim yalnızlığım 16 TL etmez ki. Ve daha da fenası insanlarım, bu defaya hesaplandığında meblağ kaç edecek ve biz neye kızacağız acaba? Meblağa mı, hayata mı, pahaya mı, pahalılığa mı, yalnızlığa mı?
   
Ve yazmaktan ötürü çok üzgünüm ama bu ülkeyi ‘meblağ eden sömürge’ etmelerinin nedeni de, senin parayı bu kadar çok sevmendendir. Aman işime dokunmasınlar, aman işsiz bırakmasınlar, aman paramızı versinler, aman paramıza dokunmasınlar aman çocuğum işsiz kalmasın dili ‘yalnızlığının üstüdür.’ Bu parayı bu egemenler senin üstünden bozuyorlar. Üstü kaldığı zaman sen kazandığını sanıyorsun. Ki kapitalizm, seni çürütmeye başladığı anda böyle zehirler zihinleri; herkes kazandığını sanır, bir koyup beş alacağızlar türer, herkes mutludur, kimseyi mutsuz etmez bir ‘baş dönmesidir’ ve ‘sarhoşluktur’, herkesin kazandığı bir Adam Smith oyunudur, ama oyunun sonunda, ayıldığında-uyandığında kazanan paranın kendisidir. Bütün doğa –insan dâhil- kaybeder. Senin bütün isyan ettiğin zamanlarda, ister sağ ayağınla ister sol ayağınla ister ortaya güzel kafa çakışınla olsun, ‘para’ ya da ‘meblağ’ konulu durumlarda ‘toplumsal refleks’ göstermen ‘isyanının da kapitalleşmesinden’ ötürüdür. O yüzden, sen gene refleks göster ama sonunda ‘kapitalleşmişler’ kazanacaklar ve sen ancak ‘üstü kalacak yalnızlıklardan bir meblağ edeceksin’. İsyan, bir kere isyan etmeye başladığında, yani yumruğunu sıkıp meydanlara inmeye başladığında, hesap-kitap para-pul hesabı etmez. Sol, meydana indiğinde ‘yürümek’ ister, ‘talep etmez’ ve bazı ‘taleplerin yerine getirilmesiyle’ meydandan çekileceğini ‘belli etmez’ böyle ‘isyan edilmez’. Sol meydana indiğinde ‘yürür’ ve dünyanın bütün devrimlerinde ‘yürümek’ esastır. Kazanmak ya da kaybetmek için ‘yürünmez’ ‘yol’ için ‘yürünür’ çünkü bir kere ‘yolu’ ‘yürünür’ hale getirirseniz sonraki ‘yürümelere’ de ‘yol açmış’ olursunuz. Solun ‘yolu’ vardır. Sol ‘yürür.’ Yürürken ‘meblağ tutanlarla’ ya da ‘meblağ verenlerle’ değil, Solun ‘yürüme’ ediminden ‘Yol açmak’ eyleminden hareketle meydana iner.
   
Bir gün 16 TL etmediğinde ve meblağını değil de yalnızlığını daha çok sevdiğinde ‘yürüyen bir halk’ olacaksın.
   
Mehmet Akkaya isimli vatandaşa KKTC kimlik kartı verildiğinde doğum tarihini ‘otuz şubat’ diye yazınca neye, neden şaşırdık ki? KKTC’nin doğum tarihi başka türlü müydü? Hayat pahalılığının insan yalnızlığından daha çok meblağ ettiği ve o meblağın 16 TL edebildiği bu yerde çok üzgünüm insanlarım ama ‘Hepimiz Mehmet Akkaya’yız’. Ki ayrıca sanırım bu ‘hata’ düzeltmişmiş. Kendisine ‘doğru doğum tarihli’ yeni bir kimlik kartı verilmişmiş. Keşke başka meblağ edenler, başka doğum tarihleri ve başka pahalılıklar için düzeltilebilecek ‘insan yanımız’ olsaydı.   

Kimsenin gücüne gitmezse de, Mehmet Abi sen de kızmazsan eğer, o bıyıklarından öperim seni. Vallahi içimden geldi. İnan seninle ilgisi yok. Fakat, şıp demiş cumhuriyetimin burnundan düşmüş o bıyıkların. Aynı, aynı, bu kadar olur, aynı…     
   
   
 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.