1. YAZARLAR

  2. Yrd. Doç. Dr. Metin Ersoy

  3. Paramız yok, ama radyomuz var!
Yrd. Doç. Dr. Metin Ersoy

Yrd. Doç. Dr. Metin Ersoy

Havadis Gazetesi-Poli
Yazarın Tüm Yazıları >

Paramız yok, ama radyomuz var!

A+A-

Merve’nin kalp ameliyatı olması gerekiyordu. Ameliyat masraflarını karşılayacak maddi imkânı yoktu, ama vicdanlı, sorumlu ve halkın yanında olan bir radyosu vardı.

Bu köşeden genel olarak medyanın özel olarak ise gazetecilerin rollerini tartışma konusu yapıldı. Medya etik sorunlar yaşadığı noktada zaman zaman eleştirildi, çoğu zaman da olması gerekenin altı çizildi. Nasıl ki işini yanlış yapanı eleştiriyoruz, doğru yapanı da alkışlamak ve takdir etmemiz gerekiyor. Zira eleştirilerimizi yüksek sesle yapmak, övgülerimizi de kısık ses ile söylemek veya hiç söylememek kültürümüzde olan bir şey. “Övmeyelim de şımarmasın” mantığından hareket edersek, sonuçta işini yanlış veya hiç yapmayan ile doğru yapanı aynı kefeye koymuş oluruz.

Party Time

Bu hafta ise medya çalışanlarının istedikleri ve ellerindeki gücü doğru tarafa yönelttikleri zaman neler başarabileceklerini gösteren bir konuyu tartışmak istiyorum. Radyo Havadis yayın hayatına başladığı zamandan itibaren farklı konu ve konuklarla dikkatimi çeken bir program bulunuyor: Party Time (Parti Zamanı). Programın hazırlayanı, sunucusu, akademisyen, iş insanı Ali Bizden bakınız Party Time'ı nasıl tanımlıyor: "Radyo Havadis’te her gün 2 saatlik PARTY TIME adlı bir müzik, eğlence, mizah, siyaset, ironi, felsefe ve bilumum şey programımız var." İlk bakışta programın ismi bir magazin formatı hissi uyandırsa da, içeriğindeki tartışmalar ile siyasetten, kültüre, bilimden, sanata birçok konuyu içeriyor. Diğer program yapımcılara haksızlık etmek istemiyorum, fakat her programda üçten fazla konuk ve konu bulmak herkesin yapabileceği bir iş gibi görünmüyor. Ali Bizden’i başarılı radyo programından dolayı tebrik etmek istiyorum.

Soğuk ekranı tercih etmişti

Sosyal ağların yaygın bir şekilde bireyler tarafından kullanılmaya başlamasından sonra geleneksel medyanın gücünü kaybettiğini birçok platformda işitmişinizdir. Radyo, son yıllarda geleneksel medya araçları arasında en fazla güç kaybedeni olarak gösterilebilir. Televizyonun yaşamımıza girmesiyle belirli oranda bir kitle radyo yerine soğuk ekranı tercih etmişti. O zamanlardan radyonun yok olacağı tartışılmaya başlanmıştı. Tabii internetin evlerimize ve cep telefonlarımıza girmesiyle birlikte radyoya olan ilginin azalması bekleniyordu. Belki öyle de oldu. Ama bu noktada dikkat etmemiz gereken, radyonun halen daha otomobillerde vazgeçilmez olduğudur. Ulaşımın şahsi otomobillerle yapıldığı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde (KKTC), radyonun vatandaşlarda ayrı bir yeri bulunmaktadır.

Halen daha tercih ediliyor

İnternet ile birlikte radyolar da daha geniş kitlelere yayınlarını ulaştırmak adına söz konusu platformlara taşındı. Ayrıca elimizden düşürmediğimiz mobil telefonlar ile birlikte radyoya kolayca ulaşabiliyoruz. Dolayısıyla KKTC’de klasik ve geleneksel anlamda radyoculuk devam ediyor ama beklendiği gibi yeni medya düzeninin radyoları bitirmesi mümkün olmadı. Zira teknoloji radyolara gerekli desteği verdi. Burada altını çizmeye çalıştığım nokta; radyonun halen daha medya araçları arasında tercih edilen, dinlenen ve kamuoyu oluşturan bir özelliğinin devam etmesidir. Ayrıca Kıbrıslı Türklerin siyasi ve basın tarihinde de radyonun önemli bir mücadele ve kamuoyu oluşturma aracı olarak kullanıldığını biliyoruz. Bayrak radyosu buna verilebilecek en ciddi örnek olabilir.

Yardım kampanyası

Bu noktadan hareketle, Havadis gazetesinin üst yönetimi bir radyo kurma kararı aldığında önce şaşırmış sonra da hak vermiştim. İlk başlarda yeni medya düzeninin, sosyal ağların ve elektronikleşmenin bu kadar yaygın olduğu bir çağda “niye radyo kurumak istenildiğine” anlam veremesem de, radyo Havadis yaptığı programlar ve içeriğiyle beni ikna etmiş durumdadır.  Buna örnek olarak ise, yazının girişinde bahsettiğim Ali Bizden’in hazırlayıp sunduğu Party Time programı verilebilir. Bugüne kadar medyamız, radyosuyla, televizyonuyla, gazeteleriyle ve internet aracılığıyla sosyal ağlarda birçok başarılı yardım kampanyası düzenledi. Ancak Party Time programında kısa sürede 11 yaşındaki Akovalı Merve’nin kalp ameliyatı için 100 bin TL'yi aşan bir miktar toplandı.

“Paranız varsa gidin”

Bu noktada ilginç olan ise, eski sağlık bakanları tarafından aileye Merve’nin tedavisi için söylendiği iddia edilen şu cümle oldu: “Paranız varsa gidin.” Merve’nin söz konusu ameliyat masraflarını karşılayacak belki maddi imkânı yoktu, ama vicdanlı, sorumlu ve halkın yanında olan bir radyosu vardı. Çok kısa sürede Merve’nin ihtiyacı olan miktarı bağışlar halinde toplayan Ali Bizden’e toplum adına teşekkür etmeliyiz. Tabii bundan önce de benzer bağış kampanyası programları yapan, katkı sağlayan herkese de şükranlarımızı sunarız.

Gazeteci yeter ki istesin

Gazeteci yeter ki istesin, yeter ki kendinde topluma karşı bir sorumluluk hissetsin, vatandaşlar bunun karşılığını fazlasıyla vermeye hazırdır. Modern toplum düzenin bizleri o kadar bireyselleştirdi, bir birimizden uzaklaştırdı ki gazeteciler de bundan nasibini fazlasıyla alıyor. Kendilerini toplumun sorunlarından uzaklaştırıyor ve pasifleştiriyor. Bilgiyi aktaran bir araç haline dönüşüyor. Oysa Merve’nin sorunu her ne kadar da bireysel görünse de ülkenin sağlık sistemi hakkında gazetecilere ve topluma önemli mesajlar veriyor. 100 bin TL gibi bir rakamı veremeyecek, bir kişiyi sağlığına kavuşturamayacaksak, bunu başta gazetecilerin sonra da halkın sorgulaması gerekiyor.

Havadis cemaati

Medyada vatandaşlara söz hakkı tanınması ne yazık ki en az gördüğümüz şeylerden birisi olarak göze çarpıyor. Ülkenin gündemini daha fazla siyasilerin şekillendirdiğini düşünürsek, bu gazetecilik anlayışı da meşrulaşıyor. Vatandaşlar ancak seçim zamanı hatırlanan, fikirleri alınan bireyler oluyor ve gazeteciler de ona göre hareket ediyor. Party Time’da farklı yapılan ise, toplumun her kesimine söz verilmesi oluyor. Zaten bunu da Ali Bizden'in ifadelerinde bulmak mümkün: "Her sözün, her sesin, her nefesin ifade özgürlüğünün, eleştirilme hakkının platformu olmak hedefimiz vardı. Birbirini dinleyen, birbirini anlayan, birbirine merhamet gösteren bir cemaat üretmek ana hedefi PARTY TIME’ın. Hayatın neresinde durursa dursun, merhamette birleşen, bir olan bir Havadis PARTY TIME cemaati…" Bu cemaat Bizden'in önderliğinde sosyal medyayı da kullanarak radyonun yeniden doğmasına ve canlanmasına katkı sağladı. Bağış kampanyasında olduğu gibi, aktif bir habercilik refleksi ile olay kamuoyu ile paylaşılıyor ve çözüm için halktan destek alınıyor. Gazeteci kendi başına sorunları çözme gücüne sahip değildir, ancak doğru kişileri ortak bir zeminde bir araya getirerek çözüm bulmalarını sağlayabilir. Gazetecinin halka karşı sorumluluğu da bunu gerektirir.

Çok önemli kişi (VIP)

Bu özellikli örnekten de anlayabileceğimiz gibi medyamız zaman zaman etik dışı yayınlar yapsa da, halen daha vatandaşın vicdanına dokunabiliyor. Ayrıca halen daha radyolarımızın dinlendiğini ve ciddiye alındığını iddia edebiliriz. Demek ki kaliteli bir iş yapıldığında aramızda bunu takdir eden iyi medya okuryazarları bulunuyor. Daha önce de ülkemizde benzer bağış kampanyaları şirketler, sivil toplum örgütleri ve medya tarafından başarıyla yapıldı. Son yaşadığımız Party Time örneğinden yola çıkarak, medya mensuplarının istediğinde topluma nasıl hizmet verebileceğini, sessizlerin sesi olabileceğine dikkat çekmeye çalıştım. Ayrıca bittiği zannedilen radyonun, doğru kişiler ve kaliteli programlarla nasıl bir kamuoyu oluşturma gücüne sahip olduğunu da hatırlamış olduk. Party Time programında çok önemli kişiler (VIP) konuk ediliyor, aklıma takılan soru şu: “Parti'ye katılmak için davetli olmak mı gerekiyor? Yoksa söyleyecek sözü olan fikrini alıp mı dâhil oluyor partiye?”

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.