1. YAZARLAR

  2. Aysu Basri Akter

  3. Paris'i tellesek...
Aysu Basri Akter

Aysu Basri Akter

Yenidüzen Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Paris'i tellesek...

A+A-

Bir hayal edin.

Mesela Paris’i şimdi dikenli tellerle çevirseler. Tam Zafer Anıtı’nın oradan. Louvre mesela, baştan başa yağmalansa.

Ya da Roma’yı kapatsalar. 40 yıl boyunca kimsecikler uğrayamasa meydanlarına.

Monaco, St Tropez, denizi mavisi kalsa ama ıssızlaşsa. Tek insan olmasa sokaklarında.

Güneşinde tek insan yaşamasa.

Maraş, şüphesiz ki, bir Paris değil. Maraş’ta hiç Louvre olmadı. Roma gibi tarihi bir yapısı, özel mimarisi yok.

Belki Monaco ya da St Tropez gibi bile değil.

Ama en az Paris’i dikenli tellerle çevirip, 40 yıl dünyaya yasaklanması kadar acı verici, bugünkü harap hali.

İlginçtir, Maraş, 1960’lı yıllarda Doğu’nun Paris’i olarak anılan Beyrut savaşlar altında yanarken, bu büyülü turizm kentine bir alternatif olarak yapılandırılmış. Önce yerli halkın başlattığı yapılaşma zamanla yabancı yatırımcının ilgisini çekerek, gerçekten Byerut’a alternatif bir turizm cenneti olmuş.

O kadar ki, 1974 öncesi yatak kapasitesi, ancak 40 yıl sonra bugün bütün Kuzey Kıbrıs’ın yatak kapasitesiyle yakaladığı bir potansiyel yaratmış.

Bütün ülkenin gelirlerinin %54’ünü oluşturan bir hazine olmuş.

Ve yine ilginçtir Doğu’nun yıkılan yaralı Paris’i Beyrut, küllerinden dirilirken, Maraş, kendi ıssızlığında boğulmaya terk edilmiş.

Emekli Kurmay Albay Halil Sadrazam Maraş ile ilgili çok cesur ve önemli şeyler anlatıyor.

“Aslında Maraş askeri bir hedef değil, tesadüfen alınmış bir yerdi” diyen Sadrazam’ın söylediği en tüyler ürperten şey “aslında Maraş askeri açıdan bir önem teşkil etmiyordu ama ekonomik değer açısından önemli olduğu düşünülmüş olabilir”.

“Maraş daha çok askerin ihtiyaçlarını karşılayan bir depo görevini gördü!!!”

Sardazam bugün de Maraş’ta en fazla toplam 30 civarında asker olduğunu tahmin ediyor.

Yıllar içinde sadece Doğu’ya değil, Batı’ya da bir rüya olan bu ihtişamlı kent, talan edilerek yağmalandı. Onlarca bankanın dolu kasalarının nasıl boşaltıldığını da anlatıyor, Sadrazam.

Ve aslında kenti korumak için nöbette bekleyen askerlerin sivillerle de işbirliğinde neler yaptıklarını…

Aslında bilmediğimiz ya da yeni şeyler değil anlattıkları.

Hepimizin yaşamasa da sadece Maraş ile ilgili değil, Maraş’ın ganimetleriyle ilgili de bitmeyen türlü hikayeleri var.

Son model arabalar, türlü mücevherler, kürkler, Golden Sands Oteli’nin armalı çatal bıçak setleri ve yemek takımlarından, havlu ve çarşaflarına kadar.

Dokunulmamış halılar ve daha neler neler.

Hepimizin Maraş ile ilgili ihtişamlı geceleri değil sadece hafızasında tuttuğu, bir de yağmalanan ve hesabı hiç sorulmayan ganimetleri var.

Şimdilerde Türk yönetimi altında yeniden yerleşime açılacağı, eski sahiplerinin kullanımına verileceği yönündeki haberler, müzakere masası pazarlıklarının bir kozu gibi gündemi meşgul etmeye devam ediyor.

Bütün bunları düşündüğümde Maraş artık açılsın. Açılsın da nasıl isterse açılsın diye düşünmeden edemiyorum.

Ama uluslararası hukuk zeminin ötesinde düşündükçe, farklı endişeler de beslemiyor değilim.

Malum Türk yönetimi, Maraş ile ilgili hesabını veremeyeceği yağmanın ana sorumlusu.

Şimdi Kapalı Maraş ile ilgili verilecek yeni bir kararın orada bir başka ganimet başlatmayacağının garantisi de verilebilir mi?

Mülkiyet hakkına saygının sonuna kadar korunacağı ve kentin bu kez başka şekilde yağmalanmayacağı, yani toprağının bir kez daha dağıtılmayacağının garantisi verilebilir mi?

Sanırım Maraş’ın Türk yönetimi altında açılmasının, en az uluslararası hukuka uygunluğu kadar bu yönetimin sağduyusunun da önemi var.

Hatta belki ondan da fazla!

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.