1. YAZARLAR

  2. Ali Doğanbay

  3. Portakallarımıza Liman, Kendimize Ülke Arıyoruz
Ali Doğanbay

Ali Doğanbay

Afrika Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Portakallarımıza Liman, Kendimize Ülke Arıyoruz

A+A-

Kendimi Taşucu Limanı’ndan geri dönen portakallar gibi hissediyorum. Hepimiz, Taşucu Limanı’ndan geri dönen portakallar gibiyiz. Bizim bir ülkemiz yok, portakallarımız var, portakallarımızın ülkesi yok, bizim portakallarımız yok, ülkemiz var, ülkemizin portakalları yok, portakalımız da ülkemiz de durmadan Taşucu Limanı’ndan geri dönüyor. 
“Girne’den yol bağladık Anadolu’ya” diye söylediğiniz türküde adı geçen güzergâh deniz yolunu kapsamıyor muydu? Karayolları ile denizyolları arasında bir yere sıkışan milliyetçi geniz yanmaları mı vardır? Girne’den Anadolu’ya gidemeyen portakallar var ama Anadolu’dan Girne’ye uçarak gelen gemiler var, bu nasıl yoldur yordamdır? Biz niye saptayamıyoruz saptayıcı bir tek siz misiniz? Ne yani bazı portakallarda da ‘Rumculuk’ mu saptadınız lan, bu yolu nereden nereye haritaladınız lan? Demek her portakal atıştığımızda beraber kapışılması fazla illegal eylem olarak görülmektedir ki portakallarımız oradan da gitseler buradan da gitseler Kıbrıs’ta buluşabiliyorlar ancak.  O zaman kanserojen madde içeren türküler de mi vardır? Peki, niye kanserojen maddeler sadece bizim türkülerimizde bulunuyor? Portakallarımızda kanserojen, insanlarımızda hem Rumculuk hem beslemecilik hem de bizim paramızla geçiniyorlar lan durumu mu var? O zaman bizim ülkemizi ne zaman ilaçlayacaksınız lan? Tam olarak ‘yol haritası’ nedir?
 
Portakal kardeş, üzülme. Bunlar böyle azılı yalancıdırlar. Bunlar işine geldiği zaman işlerine ne geliyorsa pişkince onu yaparlar. Bunların işi gücü yalan söylemektir. Hiçbir zaman utandıklarına rast gelinmemiştir. Bunlar salon olimpiyatı mı nedir bişey açarlar, önlerinden Kıbrıs Cumhuriyeti bayrağı geçer, bunlar anası-yavrusu kulaklarına eğilip konuşuyormuş gibi yaparlar, bunlar ne zaman gerçek önlerinden geçse böyle yaparlar. Portakal kardeş, o bayrakla benim sorunum yok, hayır, sen kavgayı çıkarmışsın, sen delikanlılık ediyorsun, manyak mısın, madem önünden geçerken kulaktan kulağa oynayacaksın o zaman neden bırakmıyorsun huzur içinde biz de yan yana yürüyelim? Peki, sen demedin mi portakal kardeş, sen ana ben yavru, neden almıyorsun beni içeri, ben de kanserojen varsa senden kapmışımdır, sen hapşırsan ben nezle olurum diye doktor reçetesini sen yazmadın mı bu ülkenin muayenelerine? Otuz sekiz senedir o ilaçtan içmiyor muyuz? Ama yalandır, daha iyi yalan söylemek için, daha iyi bir yalanı unutturmak için, durmadan gerçeği tahrif ederler.  Portakal kardeş, gel seni istersen, başka portakal kardeşlerle tanıştırayım, daha iyi anlayacaksın beni. Hadi tut elimden. (Çocuk masalları mı yazmalıyım, siyaseten de mümkündür, yok-yok gerçekten mümkündür, bunu düşünmeliyim.)

Newroz’da Kürtleri de meydanlara sokmadılar, portakal kardeş. Onlarda ne saptadılar bilmiyorum ama onlarda yüz senedir sapta-sapta bitmedi, hep yanlış teşhisle yanlış tedavi uygulanır mı, Einstein’ın kulakları kabartılır mı, mümkündür. Yirmi sene evveline kadar Newroz’dan haberi olmayanlar ulan madem Kürtler kutluyorlar biz de kutlayalım diyerek değil o zaman kutlatmayalım diyerek yirmi senedir Kürtlerin meydanlarını kapatıyorlar. Kürtlerin yalnızca meydanlarını değil, siyasi partilerini de kapatıyorlar. Kürtlerin yalnızca siyasi partilerini değil gazetelerini de kapatıyorlar. Kürtlerin sadece gazetelerini değil ağızlarını da kapatıyorlar. Newroz dediğin bir bayram portakal kardeş, Kürt dediğin bir insan, vatan dediğin insanca yaşamak hakça bölüşmek hukukça eşit olmak bir yer, ama sokmuyorlar vatana, sokmuyorlar kardeşlerin ellerini, daha da sokmayacaklar…

Ahmet Türk bir Kürt, Türk’e kardeş bir Kürt, on sene sonra bir daha Türk’e kardeş bir Kürt Ahmet gelir mi, bulunur mu, muallâk, çok dövdüler onu, dövmek değil de diyor insan ağzı, ettikleri hakaretler küfürler çok dokunurdu bana, bütün o pis kötü kalpli cezaevlerinden tertemiz insan kalarak çıktı, hala dudağının kenarı ‘öldürmeyin’ diyor. Newroz’da onu da dövdüler, bir daha. Moraran gözlerini gördün mü portakal kardeş? İşte kanserli olan o ellerdir. Ahmet Türk’ün morarmış gözlerini gördüğümde ellerimi yıkamak istedim. Bulaşmasın diye, bulaşır mı diye, işte o ellerdir, baharı, çiçeği, dokunduğu her güzelliği on saniye geçmeden yok eden, öldüren. O elleri her yere sokarlar ama portakal kardeş, o elleri her yere sokarlar, ama seni, Ahmet Türk’ü, Kürtleri, bizi sokmazlar, biz taşıyıcıyız çünkü biz insanlık taşıyıcılarıyız, bizi sokmazlar, sokmayacaklar da daha…

Ece Temelkuran’ın ‘Ağrı’nın Derinliği’ kitabını okudunuz mu? Okuyun. Ağrı Dağı gibi bakacağız bir gün Beşparmak Dağlarına, bizler de. Şimdi portakallarımız, yarın biz, ertesi gün Beşparmaklar. Belki de özlemle rakımızı yudumlarken, çocuklarımıza dağlarımızın adını vereceğiz, tıpkı Ararat gibi. Çocuklarımıza bakarak ve çocuklarımız gibi seveceğiz, özlemlerimizi, anılarımızı. Dedelerimizin anlattığı bir yerden yalnızca hayal ederek türkülerimize sığdıracağız efkârımızı. Kimse anlamayacak. Çünkü o esna onlar yalan söylemeye devam edecekler, çünkü gerçeğe o kadar değil de yalana fena halde ihtiyaç duyar insan, gerçek zordur ama yalan hafiftir, o yüzden bütün dünyanın dörtte üçünü yalancılar yönetmektedirler. O derinliğinde özlemin, efkârın, yalnızlığın, iç çekmenin, anıların ve fotoğrafların ağlayacağız belki de, ağlamamıza kızarlar mı diye, çok gizli ağlayacağız. Portakal kardeş, Hrant’ın dilini de sokmadılar, ne zaman şöyle bir başını kaldırıp ‘ben de varım, durun size bir şey anlatacağım, aslında’ demeye yeltendi ki cümlesini bile bitirmeye izin vermeden Halaskargazi Caddesinden öteye gitmesine izin vermediler. Sokmadılar onu da, ‘Resmi Tarihin Mahallesine’. Sokmazlar portakal kardeş. Seni de sokmadılar, kanserojen elleriyle büyümesin diye kardeşliğin sesi, sokmazlar, sokmayacaklar da daha…

Cihan Kırmızıgül’ü poşu taktı diye sokmazlar, ki poşu dediğin bu insanların yüzyıllardır gelen geleneğinden biri, devlet bazen kasıtlı olarak faul yapıyor ama düdük de devletin ağzında olduğundan kimse faulü çalmıyor. Hayır, poşunun terörle ilgisi yok, sarı-kırmızı-yeşil renklerin terörle ilgisi yok, bunlar bu insanların geleneğidir, Kürt sorunu da PKK ile başlamamıştır, PKK bittiği zaman Kürt sorunu da bitecek fikri yalanın hizmetindedir, gerçek değildir. Poşuyu sokmazlar, sarı-kırmızı-yeşil renkleri sokmazlar, Habur’dan sınırı geçip girenlere ‘terörist elbisesi’ giyiyorlar, teröristler geldi demek dar görüşlülüktür, ziyandır, bir halka hakarettir, o bu insanların yüzyıllardır giydiği elbiselerdir, şimdi o içeri girenleri de sokmadılar, sokmayacaklar da daha portakal kardeş, zira hapisteler. Eğer işinize gelirse Ezgi Başaran’ın 22 Mart günü Radikal’de yayımlanan ‘Bir Annenin Habur Yolculuğu ve Kandil Gardırobu’ yazısını okuyunuz.  Devlet herkesin gardırobunu iyi bilir, rahat olun, mesele o değil, devlet işine geldiği zaman yalan söylemeyi iyi bilir, çünkü gerçek işine gelmediği zaman kitlelerini kontrol altında tutmak için durmadan yalan söyler. Poşu, gardırop, Newroz, portakalın kanserojenlisi, Hrant’ın dili, Ararat’ın Derinliği, hiçbirini sokmazlar, sokmayacaklar da daha, yalan sürsün diye, hiç bitmesin diye…

Ama Nedim’i de sokmazlar. Ahmet Şık’ı da sokmazlar. Nuray’ı da sokmazlar, Ece’yi de sokmazlar. “Newroz Ateşi ne zaman isterse o zaman yanar” diyen Banu’yu da sokmazlar. Sokmayacakları tuttu mu, kim olursa olsun sokmazlar. İnsan tınısı taşıyan hiçbir sesi, sokmazlar, sokmayacaklar da daha… KCK denilen bir devlet yalanı değil midir? 2005’ten beri, ki aralarında AKP ile CHP’lilerin de bulunduğu bu şey şimdi nasıl da terörist ilan edilip birdenbire hiç edilir? Hani ‘millet iradesi’ her şeyden üstündü, hani ‘zalimler’ tankla topla partilerini kapatarak demokrasi yolunu tıkamaktaydılar? Hani bunlar ’28 Şubatçı zalimdiler’? Millet iradesi deyince Kürtler bizim portakallarımız gibi saptanırlar mı ancak, saptanır ki Kürtlerin millet iradesi olmaz ancak terörist iradeleri olur mu denir? Ama o zamanlar da faşist egemen kadrolar İslamcılar için bunu demiyor muydu? Şimdi parti kapatmıyorsunuz da ne kadar partili varsa KCK’lidir diyerek içeri atıyorsunuz, ne farkı var? Niye Kürtleri, sokaklara, belediyelere, seçim sandığına, meclise, meydanlara, bayram günlerine, köylerine, evlerine, türkülerine, gülüşlerine, kendi olabilmelerine sokmuyorsunuz? Kaç kürt yan yana gelince kürt eder acaba?

Fikren ve vicdanen hiç uyuşmayacağımız yerlerde dursak da, mesela Balbay’ın neden sokulmadığını, neden sokmadıklarını söyleyecek tek bir mahkeme var mıdır? Yoktur. Bu adamlar kaç yüz gündür içerdeler, ne için içerde olduklarını onlara mahkemeler söylemeden hukuk devleti olunur mu? Yoksa Sabah, Zaman, Bugün, Akit, Yeni Şafak demiş bulunmuştur, bundan sonra mahkeme olarak onları mı kabul edeceğiz, onların dedikleri mi hâkim cümlesi edecektir? En sevmediğim, hatta en tiksindiğim insan için bile, Veli Küçük’ten Kerinçsiz’e kadar ki kendileri Hrant’ın kanını da ellerinde taşımaktadırlar ve fakat hukuk en onulmaz insan için bile olmadır, bu insanlar neden ve ne şekilde içerdedirler ve neden sokulmamaktadırlar, cevabı var mıdır? Yoktur, daha da olmayacaktır…

Gördün mü portakal kardeş, sokulup sokulmamak hep faşizmin kurnaz ellerinde el değiştirse, fikir değiştirse, yol yöntem değiştirse de değişmeyen tek şey insan olarak eşit ve özgür bir ülkede bir arada yaşamak isteyenlerin, kendi olmak isteyenlerin, bizim gibi ülkesinde söz ve yetki sahibi olmak isteyenlerin durmadan sokulmadığıdır.
Sen gene de üzülme ama portakal kardeş. Anadolu’daki halklarla ‘Yol Bağladık Kardeşliğe’ portakal atışırız beraber kapışırız biz. Sonra ülkesiz bir yerde, belki de ismini bizim koyduğumuz bir yerde, kuş uçar tedirgin olmadan kervan geçer silah çekmeden bir yerde hani, ne ayrılık ne ölüm sadece insan sızısı bir hasret, yani hepsi sevgilinin alt dudağı, öyle uzun bir mesele ancak aramızdaki muamma ve muallâk olan şey; yürürüz, onlar oradan, biz buradan, onlar ki hepimiz, hepimiz ki onlar, gerçeğin sözcüleri, yalanın sağırları; onlar oradan, biz buradan, öyle kanserojen falan da kokmuyor portakal bahçelerimiz, mis gibi, insan gibi, insan hürlüğü gibi, onlar oradan biz buradan, gidersek belki buluşuruz bir gün Kıbrıs’ta…

Kıbrıs buluşur musun bizimle, gelirsek bir gün?
   
 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.