1. YAZARLAR

  2. Dr. Nazım Beratlı

  3. Ramazan geldi...
Dr. Nazım Beratlı

Dr. Nazım Beratlı

Haberdar Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Ramazan geldi...

A+A-

Ramazan geldi, geçiyor…

Eskiden tiryakisi olduğum rahmetli Burhan Felek, her ramazan ayında, enfes ramazan hikâyeleri yazardı.

Kendi çocukuğunun, ilk gençlik yıllarının İstanbul’unda ramazan!

Ne yazık ki biz ne rahmetli gibi dört padişah, beş de cumhurbakanının “devr-i iktidarları”nı görecek kadar çok yaşadık; ne de onun gibi anadan doğma İstanbul’luyuz… 

Aslında, İslâm aleminde onbir ayın sultanı olan bu kutsal ayda, o alemin gerçek merkezinde yaşamanın avantajlarını da taşıyor değiliz.

Bizim anlatacağımız, olsa olsa mezleki kokulu çörekler, Karagöz Oyunu, evlerde iftar ile sahur arasında oynanan Yüzük Oyunu ve birkaç ritüelden ibaret kalır.

Üstadla bu bab’da yarışmamız söz konusu bile olamaz. Zaten, çocukluğumuzun yarısı da dalaş dövüş arasında geçtiğinden, konuşabileceğimiz ramazan hikâyesi de sınırlı!

1974 Ramazan’ını Esir Kampı’nda geçirmiştim…

Limasol’da…

Hadi hadi anlatsam onu anlatırım ki esir tutulduğumuz okulun avlusunu, Rumlar sabunlu sularla yıkayıp, teravih namazı kılınmasına ortam hazırladıydılar…

Bayram sabahı uyanığın biri, namaz izlemeye gelen kapı bekçilerinin yokluğunu fırsat bilip, firar etti… O günü hepimize zehir etti…

Oysa tahliyemize dört gün kaldıydı…

Neyse…

Hatıra defterimiz çok ince olduğuna göre, bugün başka birşeyden bahsetmek niyetindeydim aslında! 

Din, inanç kadar bir kültür biçimidir aslında…

Onun içine doğarsınız…

Dindarsınız veya değilsiniz!

Hiç önemi yoktur…

İçine doğduğunuz kendi kültürünüzde, dininizi yaşarsınız aslında!

Doğduğunuz anda kulağınıza ezan okunması, sizin insiyatifinize bağlı değildir.

Cenazenizin camii’den kaldırılmamasını vasiyet etmek, insiyatifinizdedir oysa!

Arkanızdan Kur’an-ı Kerim okunmamasını, mevlit okunmamasını da vasiyet edebilirsiniz!

Aziz Nesin’den başka, bu cüreti gösterene rast gelmedim, Türkçe konuşan halklar arasında… 

Oğullarını sünnet ettirdi ama…

Bunun ötesinde, sevdiğiniz müzikten, yediğiniz yemeğe kadar aslında kendi dininizi yaşamakta olduğunuzun farkında mısınız?

Tek sesli müzik, tekke müziğidir aslında; çok seslisi de kiliseden çıkmıştır!

Münir Nurettin’e kulak kabartırken, neye biat etmektesiniz hiç fark ettiniz mi?

İster dindar olsun, ister ateist tenceresinde domuz eti kaynayan bir Türk biliyor musunuz?

Din, inançtır elbette…

Ve İslâm’da Allah ile kul arasındadır…

Kimin daha iyi müslüman olduğunu, allah bilir…

Ama toplumsallaştığı anda bir de kültür olur…

Ki kültürü oluşturan ögeler arasında, dil’den sonra gelen ikinci ögedir…

Yaygın Türk kültürü, zamandan ve zeminden bağımsız olarak; mezhepler, tarikatler ve inanç biçimlerinin üstünde, müslümandır…

Çayeli’nde bir ramazan günü, bir imam beni iftara davet ettiydi! “Oruç değilim” dedim… Yanıt: “Hocam ben sana oruç musun demedim ki!

Gel allahın adına beraber bir iftar yapalım, dedim…” Utandım… “  Bektaşi’liğime ver hoca” dedim… Gittim tabii… Bundan güzel sosyalleşme mi olur?

İnancı zayıf olanlarımız dahil, hep beraber bu kültürü yaşıyoruz…  Her toplum gibi…

Bu hafta, biraz din yazacam…

Zahirden bezdim, batîn’a da bakalım biraz...

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.