1. YAZARLAR

  2. Çiğdem Dürüst

  3. Restorasyon siyaseti
Çiğdem Dürüst

Çiğdem Dürüst

Star Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Restorasyon siyaseti

A+A-

Siyasi Parti demokrasisi dedikleri bu mudur?

Siyasi parti içi kavgalar daima olagelmiştir. Bu tür kavgalar genelde rekabet çatışması olarak geçerdi. Fakat son zamanlarda, seçimlerden sonra isminden çok bahsettirenler, mutlak iktidar olduğunu zannedenlerin gazabına uğrar oldu. Hele, açık rekabete girilmişse, hiç sansı yoktur sivrilen siyasetçilerin.Açık rekabete girmeksizin kıyıda bekleyenler de kurtulamaz. Her dönem kıyıda bekleyenler de, çok sivrilenler de, mutlak iktidarı kaybetmekistemeyen hırs canavarlarına yem olur; çürüyüp giderler. En yakın örneklerimizden bir tanesi Tahsin Ertuğruloğlu’dur.

Demokrasimiz partiler arası ve halk yararına olmaktan çıktı.

Artık demokrasi parti içi ve kişiler arası oldu(!)

Bilhassa seçim arifesinde,  partiler arası mücadele ile yaşamaya alışık olduğumuz, demokrasi dediğimiz seçilme ve hizmet yarışı, bırakınızparti içi kurulları belirleyen ön seçimleri, artık her daim ve kıran kırana geçer oldu.

En çok sorgulanan demokrasi anlayışı iktidar partilerininkidir. İktidar partilerindeki iç demokrasinin işleyiş biçimi, iktidar ederkenki demokrasi anlayışlarının da aynasıdır.

Bizim Ulusal Birlik Partimizden bahsediyorum. Hani çok demokratik(!), çok anlayışlı(!) ve çok muhabbetli(!) Ulusal Birlik Partisinden… Hani her dönem kopma noktasına gelenlerin sadakat beyan edip, partililerine saygı, anavatana şükran bayrağa ve minareye de minnet beyan edenlerden.

Alışık olduğumuz bu görüntüleri artık yadsımıyor olabiliriz. Ancak bilmeli ve anlamalıyız ki, bütün bu çatışmalar içerisinde, demokratik seçimlerle partiye liderlik edecek kişilerin kimler olacağı konusundaki belirlemelerde, ideolojilerin veya hizmet anlayışlarının tartışılmaması zarar vericidir.

UBP Nasıl bu noktaya geldi?

Hatırlayacaksınız: Ulusal Birlik Partisi içerisinde, iktidarı Cumhuriyetçi Türk Partisi’ne kaptırdıkları döneme kadar çatışmalar bu denli büyük değildi. Çünkü iktidar mutlaktı ve “ganimet” hep ellerinin altındaydı. Kendileri genellikle doymuş olduklarından, halka da dağıtacakbir şeyler kalıyordu. Gül gibi geçinip gidiyorduk(!)

Ancak ne zaman ki 2003 senesinde Ulusal Birlik Partisi mutlak iktidarının yıkılabilir olduğunu gördü ve hükümetten elinieteğinihalkın oyları ile çekti, işte o zaman iktidarın dolayısı ile de “ganimetin” kaybedilebilir olduğunu fark etti.

Bu darbe, yani sol bir partinin iktidara layık görülmesi, zaman zaman, çeyrek asırdan fazlasüren Ulusal Birlik Partisi’nin düzenini değiştirmeye, demokrasi bilincini yenilemeye çalışan değişim hareketlerini saldırı olarak algılattırdı. Değişimleri tanımlamaya çalışmak yerine halk yine kazık yiyeceğini düşünüp eski bildiği ve alıştığı(!) sulara dönmek istedi.

Biliyordu ki döneceği sular kendisini boğabilirdi. Fakat herkesin kurulu bir düzeni vardı ve en azından alışılmış, haksızlıklarla dolu da olsa sürdürülebilirdi.

Kıbrıs Türk halkı için bir milat olarak değerlendirilebilecek 2003, yani CTP’nin iktidara gelişi, gerçek demokrasiyi ve değişen düzende yerinden oynayan taşların güç odağını değiştirebileceğini hesaba katmadı.Bu süreci bir demokrasi eğitimi olarak anlamak ve sorgulamak yerine kaçmayı tercih etti.

Artık, hiçbir şey eskisi gibi olamazdı.

Nitekim değişiminrüzgârları eskiyi, yani UBP’yi çağırırken, eskinin aynı biçimde gelemeyeceğini hiç kimse hesaba katmadı.

Hiçbir şey anlatmadan, ideolojisini ve hizmet anlayışının taahhütleri yerine,mutlak iktidarını yıkanı karalayarak iktidara gelen eski sistem, bu defa tahmin edilmediği kadar hırslı ve önüne çıkanı çiğnemeye hazır olarak döndü.

Bu hırs o denli büyüdü ki, iktidarda kalmak için her şeyin mubah olduğunu her fırsatta ispatlayan UBP’nin hışmı yalnızca halka ve kendisinden olmayanlara değil, aynı zamanda parti içindeki demokrasi gereği karşıt duruşlara da zarar vermeye başladı.

Çabalar demokrasi karşıtlarının işine yaradı

Bütün bunlardan kendisine ders çıkarmaya meyilli olan vekorkularına yenik düşen, partili olan ya da olmayan kesimler de sinmeyi, susmayı ve susturabildiklerinisusturmayıgörev bildiler.

Bu susturma, aslında eski,fakat 2009 sonrasında tekrardan dönüşü nedeni ile yeniymiş gibi algılanan idaresini pekiştirmesine katkı sağladı.Bu hışmı beklemeyen siyasi partiler de, halk da suskun kalmayı; artık daha fazla zarar görmemek için beklemeyi uygun gördüler.

Şikâyetler hiçbitmese de bunlar hiç yüksek sesle ifade edilmedi. Bunun yerine hep kapalı kapılar arkasında ve dost muhabbeti ortamlarında konuşuldu.Sivil toplumun, sendikaların da sesi kesildi.

Şimdi her şey çok daha zor!

Konuşmaktan, isyandan korkan bireylerin, kurulu düzenden zarar aldıkça batmamak için kendi gemilerindeki suyu boşaltmaya çalışmaları, eski, donanımlı kurtların daha da güçlenip rakipsiz kalmalarına katkı koymaktan başka işe yaramıyor.

Hırsları ile halkı da, yoldaşlarını da ezmeyi göze almış bu eski ve bilinen güçlerin, iktidarda kalmak uğruna, önlerinde bir karıncaya dahi tahammülleri kalmamıştır.

Bu nedenle değil duvar, değil çelik zırh, karınca bile olmaya çekinmek, bizleri bireysel olarak kurtaracak, onları da bireysel olarak yüceltecek bir starükonunrestorasyonudur.

Bilinmelidir ki restarosyon hiçbir şeyi değiştirmeyecek, bilakis hepimizi de, sistemimizi de, kültürümüzü de, geleceğimizi de yerle bir edecektir.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.