1. YAZARLAR

  2. Özgün Kutalmış

  3. Rumun esiri değiliz
Özgün Kutalmış

Özgün Kutalmış

Gündem Kıbrıs
Yazarın Tüm Yazıları >

Rumun esiri değiliz

A+A-

Cumhurbaşkanı Akıncı seçilmesi, gerek Rum komşularımızda, gerekse de dünyadaki siyasi çevrelerde çok olumlu karşılandı. Her taraftan övgüler alan Akıncı, kendi barışçıl ve çözümden yana vizyonu ile yarım asrı aşkındır süren Kıbrıs Sorununu bir çırpıda halledeceğini sandı. Hele hele, daha önce Talat Hristofyas arasında uzlaşılan kolay konularla müzakereye başlayınca, adeta ayakları yerden kesildi ve çözüme “Yıllar değil, aylar içerisinde ulaşabiliriz” diye konuşmaya başlayıp, bilhassa çözüme susamış Kıbrıs Türklerinde beklentileri çok yükseltti. Bu davranışı ile de mevcut statükodan nemalanmışları ve halen daha nemalananları ayağa kaldırdı. Onlar da sandılar ki çözüm kapının ardındadır. Aslında Anastasiadis, Akıncı ile bir görüşmesinden sonra ziyaret ettiği Sen Sinod Meclisindeki papazlara görüşmelerde sağlanan gelişmelerle ilgili bilgi verince, papazlar sevinçlerinden yerlerinden fırlayıp oynamışlar. Akıncı’yı çok iyi tanıyan ben bile “Ne oluyoruz yahu” demekten kendimi alamadım.  O günlere kadar görüşmelerle ilgili ketumiyetini koruyan Akıncı, üst üste yaptığı iki basın toplantısı ile halkını rahatlattı. Akıncı’nın iyi niyetine ve samimiyetine rağmen Rum lider Anastasiadis ve Rum siyasi partiler hep ikili oynadılar. Kıbrıs Sorununun özünü teşkil eden, Yönetim ve Güç Paylaşımı, Toprak ve Mülkiyet, Güvenlik ve Garantiler ile İki Kesimliliğin masaya gelmesi ve görüşülmesi ile, yüzlerindeki sahte çözümcü maskesini çıkarıp gerçek uyuşmaz yüzlerini gösterdiler. Bundan önceki bir köşe yazımda da yazdığım gibi, Kıbrıs Cumhuriyeti Rumların işgâlinde olduğu sürece, Rumlar bizim de ortağı olduğumuz o cumhuriyetten sonra oluşacak yeni Federal Kıbrıs’ta bize azınlık haklarından başka haklar öngörmüyorlar. Ancak azınlık haklarına razı olursak, Kıbrıs Sorunu tabiî ki Rumların istediği şekilde çözülür. Bundan dolayıdır ki dönüşümlü başkanlığı kabul etmiyorlar. Dahası nüfusun 1963 öncesinde olduğu gibi %80 %20 olmasını istiyorlar. Ne yani? Eşlerimize bekâret kemeri taktırıp doğurmalarına engel mi olacağız? Yetmedi, çözüm onlar için AB Normlarına göre olacağından hiçbir deregasyonu, varılacak anlaşmanın AB’nin birincil hukuku olmasını kabul etmiyorlar. İki bölgeliliğin ve siyasal eşitliğin de bozulmaması için, Akıncı’nın ısrar ettiği Türk Oluşturucu Devletinde mülkiyet ve nüfusun kâhir ekseriyeti Türk olacağı talebini de kabul etmiyorlar. Son günlerde Rum siyasi yetkililerin ve Rum muhalefet liderlerinin açıklamalarına baktığımız zaman çözümden maalesef çok uzak olduğumuzu görürüz. Nitekim 11 Şubat, 2014 tarihinde imzalanan  ortak protokol metninde iki bölgelilik ve iki toplumluk yer almasına rağmen, Ledra Palace’ta yapılan ve mastürbasyondan öteye gitmeyen son görüşmede, iki Rum siyasi parti temsilcileri ortak açıklamaya iki toplumlu ve iki bölgeli teriminin girmesini kabul etmediler. Bunun üzerine de CTP temsilcisi toplantıyı terk etti. İlk başlarda Akıncı’nın yanlış anlaşılmasından dolayı, Rumlar istedikleri şekilde bir anlaşmayı Türklere empoze edeceklerini sandılar. Ne zaman ki Akıncı Newyork’ta Osman Kalfaoğlu’na o iki gerçekçi demeci verdi,  bu defa Akıncı’ya paralı gazete ilânları ile niye değiştiğini sormaya başladılar. Akıncı’nın tüm iyi niyetli erken çözümle ilgili açıklamalarına mukabil, onlar görüşler arasında uçurumlar olduğunu açıklıyorlar.

                                           ***

Ben C.başkanı Akıncı’ya naçizane bir tavsiyede bulunacağım. Kıbrıs Türkü Rum’un esiri değildir. Çözüm için de Rum’un keyfinin olmasını beklememelidir. Bizde bir söz vardır “Zenginin gönlü oluncaya kadar fakirin göbeği çatlar” diye.  Çaresiz değiliz. Başka çözüm yollarını da zorlamalıyız. Bundan maksadım KKTC’ni yaşatıp yüceltelim değildir. Çareler çoktur. Bir defa Kıbrıs Cumhuriyeti bugünkü şekliyle yasal bir devlet değildir. O devletteki haklarımıza sahip çıkabiliriz. Rumların AİHM’de mülk konusunda Türkiye aleyhine dava açtıkları gibi biz de Rumlar tarafından zorla boşaltılan 103 köyümüzün yakılıp yıkılması ve 1964/74 arası Türklerin köylerine dönmelerinin engellenmesi yüzünden zarar ve ziyana uğratılmaları konusunda dava açabiliriz. Devletin Hastahanesinde Yatan hasta ve çalışanların katledilmelerinin hesabını sorabiliriz. Sürekli önümüze sürülen AB normlarına karşı, bugüne kadar uzlaşılan BM Parametrelerini öne çıkarabiliriz. Geçen günkü yazısında Rolandis’in de değindiği Güvenlik Konseyi’nin 649,716. 750 ve 774 sayılı kararlarını dünyanın gözüne sokabiliriz. Eski BM Genel Sekreterlerinin raporlarını öne çıkarabiliriz. Yani çaresiz değiliz. Çözüm için Rum’a esir olmadığımızı dünyaya gösterelim. Gerekirse mevcut durumun da çözüm olduğunu ileri sürebiliriz.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.