1. YAZARLAR

  2. Levent Özadam

  3. Sadece susuyorum…
Levent Özadam

Levent Özadam

Haberdar Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Sadece susuyorum…

A+A-

Bilir misin yalnızlık ne demek?
Bilir misin gökyüzündeki yıldızlardan medet ummayı?
Uzattın mı elini bir yıldız boyunca, belki tutarım diye farkında olmadan?
Uykusuz kalmayı bilir misin sabaha kadar?
Hiç küstün mü hayata?
Aslında kendindir küstüğün küçüğüm?
Kapatıp gözünü hayaller kurduğun oldu mu geleceğe dair?
Bazen küçük bir masumiyet belirir tebessümünde, bazen gözünde hırçın bakışlar. Kızdın mı kaderine günlerce?
Kendini tanıyamadığın oldu mu hiç? Bazen cesaret edemeyen konuşmaya ve bazen de hiç susmayan sen.
Sevdin mi birini?
Her yağmur yağışında saatlerce bekledin mi sevdiğini pencerenin önünde? Bir yudum sevgi dilendiğin oldu mu sert bakışlardan? Yaslanacak bir omuz aramadın mı? Birden güldüğün oldu mu sebepsiz? Her şiirde kendinden bir şeyler bulmadın mı hiç? Rüyalarda yaşadığın oldu mu hayatını, istemediğin oldu mu uyanmayı? Baktığın ama göremediğin oldu mu etrafı? Ufak bir sorunu büyütüp ölmeyi de mi istemedin hiç?
Sebebini bilmediğin bir ağırlık çökmedi mi üstüne?
Büyüdüğünü fark edip zamana düşman oldun mu? Hecelerin az geldiği, kelimelerin yetmediği oldu mu duygularını anlatmaya?
Ağladığın oldu mu sebepsizce sabaha kadar? Belki sen, ağlamayı bilmiyorsundur, sevmeyi bilmediğin gibi. İki damla yaş değildir ağlamak... Önce hüzünlenmek, sonra düşünmek, hayal etmek. Anıları yaşamak, büyük bir özlem içinde o küçük oyuncak bebeğe sarılmak. İşte budur ağlamak ve yeniden yaşamak.
Hayat dediğin nedir ki?
Hangi yolu seçsem, diğerinde kalır aklım. Bilirim her tercihim bir ve bir vazgeçişin öyküsüdür, yıllar sonra hatırlanıp öykündüğümüz...
Acı bir fren sesiyle kendime gelip, dünüme dönüyorum yüzümü. Dünümü düşünmeye başladığımdan beri, geleceğimden kaygılıyım. Oysa önceleri vazgeçiş ve kaybedişlerimi değil, hayallerimi ve kazançlarımı kurgulardım. Beynimin odalarında geziniyor şimdi, ne olduğunu kim olduğunu bilmediğim bir hayalet. Ve ben avcı değilim.
Yakalamam söz konusu bile değil. Cüretimi bağışla, ardından gelişim, seslenmek için. Ötesi değil, beklentilerim...
Çarpılışlarımda bulduğum anlar, yaşantımın kilit noktaları oldu. Ezildim, üzüldüm. Bunlar gerçekti ve yoktu aslında ne kuyruğumda ne de ardımdan gelen bir mutluluk. Yok oluşum bundan ötürü. Varlığım varlığındandı, varlığım ki var olduğu sürece varlığına armağan olsun...


* * * * *


Geçmişimden bugünüme, yaşantımın her dem tadında iken aklım, olmayan bir şeylerin mücadelesiyle yorulmuşum. Şimdi anlıyorum ki, benim üç gün öncesine kadar bir hayatım yokmuş. Yani hayatımın varlığı ve yokluğu ile hiç ilgilenmemişim. Daha da kötü varolan yaşantımı hayatım sanmışım. Ta ki, birileri çıkıp da bana bu ikisi arasındaki farkı bilip bilmediğimi sorana dek. Yaşantımı hayatım sanarak geçti yıllarım. Ve yaşantımdan bana kalan üç beş çizgi, elimde ve yüzümde. Birkaç kilo yağ bedenimde, birkaç beyaz renk saçlarımda. Hayatımdan geri kalanlar, yanıp kül olmuş olabilirler mi, bir evin, bir kibrit çöpüyle çıkan yangınında. Yitirdiklerim ve kazandıklarım. Kaybettiklerim, kaybedeceklerimin delili aslında. Ve hiç düşünmeden yaptığımız tercihlerin ardında kalan vazgeçtiklerimiz.


* * * * * *


Gözümüzü kapayıp, siyah bir bantla, yola çıktığımız yollar. Mum ışıkları gibi cılız, gölgelerimiz titrerken duvarlarında kaldırımların, boş ver...
Zaten yoktuk, yok olacağız. Varlığımızda yokluğumuzun, yokluğumuzda varlığımızın bir önemi yok. Varlığımız varlığına armağan olsun.
Ölüm varken bana söz düşmez. Sözden büyük ölüm var. Ölümden büyük yaşam ve yaşamın içerisinde bir hayat var, farkında mıyız?
Sözü aldık oraya, oradan aldık buraya vurduk.
Kanıyor olmalı kaşı-gözü. Ama ben kanatmadım yaralarını cümlelerin. Onlar kurulurken, yakılmışlardı.
Devrik oluşlarıydı suçları. Ben suçlamadım.
Dalgalanamıyorum. Denizim oysa.
Yakılamıyorum. Ağıtım oysa.
Sevemiyorum.
Sevdayım oysa.
Türküyüm oysa. Söylenemiyorum…
Sadece susuyorum.


 




Çocukluk…


Babası İspanya’nın en ağır siyasi cezalarının verildiği bir hapishanede mahkumdu küçük kızın. Fırsat bulduğu her hafta sonu babasını ziyaret için annesiyle birlikte hapishaneye giderdi. Yine bir ziyarete giderken babası için çizdiği resmi yanında götürdü ancak hapishane kurallarına göre özgürlüğü çağrıştıran her türlü şeyin mahkumlara verilmesi yasaktı. Bu sebeple kağıda çizdiği kuş resmini kabul etmemişler ve oracıkta yırtmışlardı...


Çok üzülmüştü küçük kız... Babasına söyledi bunu, o da “Üzülme kızım, yine çizersin; bu sefer çizdiklerine dikkat edersin olur mu?”dedi.


Küçük kız diğer ziyaretinde babasına yeni bir resim çizip götürdü. Bu sefer kuş yerine bir ağaç ve üzerine siyah minik benekler çizmişti. Babası keyifle resme baktı ve sordu:


“Hmmm! Ne güzel bir ağaç bu! Üzerindeki benekler ne? Portakal mı?


Küçük kız babasına eğilerek, sessizce:


“Hşşşşt! O benekler ağacın içinde saklanan kuşların gözleri!..”



 



Evlilik…

Melih Cevdet’e sormuşlar “Evlilik nedir” diye. Eskiden demiş, kız tarafının ve oğlan tarafının ailesi bir araya gelir, yeni çiftin kuracağı yuva için beraber hazırlık yapılır, beraberce yeni ev düzülürdü. Tabii o zamanlar evler genelde bahçe içinde müstakil evlerdi. O yüzden buna “evlenmek” denirdi. Şimdi ise yeni evliler apartman dairelerinde yani katlarda oturuyorlar, bu yüzden artık evlilik “katlanmaktır” demiş.


1- Bir adam karısına arabasının kapısını tutuyorsa emin olabilirsiniz.
“Ya arabası yenidir ya da karısı!..”


2- Bir genç babasına sorar; “Baba evlenmek kaça mal olur?”
Baba cevap verir: “Bilmiyorum oğlum, ben hala ödüyorum.”


3- Evli erkeklerin psikolojisi arkadaşlarla lokantaya gitmeye benzer.
İstediğin yemeği sipariş edersin, sonra yanındakinin istediği yemeği görüp
“Keşke onu isteseydim” dersin.


4- Evliliğin ilk yılında adam konuşur kadın dinler,
ikinci yılında kadın konuşur adam dinler,
üçüncü yılında her ikisi de konuşur, komşular dinler.


5- Bir kavgadan sonra kadın kocasına bağırır:
“Seninle evlendiğimde tam bir aptalmışım.”
Adam cevap verir: “Evet aşıktım, fark edemedim.”


6- Bir davette bir kadın arkadaşına sorar; “Alyansını yanlış parmağına takmıyor musun?” Diğer hanım cevap verir;
“Evet yanlış adamla evliyim de ondan.”




Yine her gece…

Akşam olup da el-ayak çekilince sokaklarından bu kentin
Hayalin gelip konuyor gözlerime
Yasak bir aşkın mültecisiyim ben
Sığınıyorum sana
Her gece bu hesapsız yalnızlığımla.
Ömürlerimizden çaldığımız zamanları yaşamaya çalışıyoruz.
Biraz mahcup biraz buruk biraz naif…
Çıkan her engelde
Dönüp birbirimizi teselli ediyoruz
Oysaki güneş batmış
Kızıllıklarından sıyrılıp karalara bürünmüş bulutlar
Geriye kalan ise: Tek bir günün umudu
Ki eğer onu da yaşayabilirsek…
Yine de her gece ben
O bir tek günün hayaliyle
Bakıp ufuklara
Adını batan güneşin kızıllıklarıyla bulutlara
Yazacağım hasretim diye


 


Kıssadan Hisse


Neden ben?


Efsane Wimbledon’un ilk zenci şampiyonu Arthur Ashe kan naklinden kaptığı AIDS’ten ölüm döşeğindeydi...


Dünyanın her köşesindeki hayranlarından mektuplar yağmaktaydı. Bunlardan bir tanesi şöyle soruyordu:


- Allah böylesine kötü bir hastalık için neden seni seçti?


Arthur Ashe cevap verdi:


- Tüm dünyada 50 milyon çocuk tenis oynamaya başlar. 5 milyonu tenis oynamayı öğrenir. 500 bini profesyonel tenisçi olur, 50 bini yarışmalara girer, 5 bini büyük turnuvalara erişir, 50’si Wimbledon’a kadar gelir, 4’ü yarı finale, 2’si finale kalır.


Elimde şampiyonluk kupasını tutarken Allah’a “Neden ben” diye hiç sormadım. Şimdi sancı çekerken, Allah’a nasıl “Niye ben” derim?


“Mutluluk insanı tatlı yapar.
Başarı ışıltılı…
Zorluklar güçlü…
Hüzün insanı insan yapar,
Yenilgi mütevazi…
Allah’a asla “Neden ben?” diye sormayın.
Ne olacaksa zaten olur...”
(Arthur ASHE)


 



Günün Fıkrası

Tekrar denersiniz…



18 yaşındaki kız, annesine 2 aydır hastalanmadığını söyler. Annesi çok tedirgin olur ve eczaneye bir hamilelik testi almaya gider ve sonuçlar kızın hamile olduğunu gösterir.


Anne çıldırmıştır bağırır çağırır ve 'bunu yapan domuzu bilmek istiyorum' der. Kız telefon açar ve yarım saat içinde bir Ferrari evin önünde durur, içinden hafif saçları kırlaşmış ve çok pahalı bir elbisenin içinden manyak yakışıklı bir adam iner kapıdan içeri girer. Adam “Kızınız durumu anlattı der ama benim kişisel durumum dolayısıyla kızınızla evlenmem mümkün değil ancak tüm sorumluluğu üstüme alıyorum” der.


'Eğer bir kız çocuğu doğarsa annesine bir ev, bir yazlık villa ve 1 milyon dolarlık bir hesap açacağım, eğer bir erkek doğarsa birkaç tane fabrika ve 1 milyon dolarlık bir hesap, eğer ikiz doğarsa her ikisine de 500 bin dolarlık hesap ve birer fabrika vereceğim der.
Ancak düşük olursa…'


O zamana kadar sessizce bekleyen baba, elini dostça adamın omzuna koyar ve
“O zaman tekrar denersiniz evladım” der.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.