1. HABERLER

  2. KIBRIS

  3. Şadi: “Suda söz hakkı Anavatan’ın”
Şadi: “Suda söz hakkı Anavatan’ın”

Şadi: “Suda söz hakkı Anavatan’ın”

İŞAD Başkanı Şadi: Sendikalar ekmeği paylaşma savaşındadırlar. Biz de ekmeği büyütmeye çalışan tarafız. Onların işi de bu ekmekten pay almak. Bizim sendikalarla oturup uzlaşmamız lazım

A+A-

Özlem Çimendal

İŞAD Başkanı Metin Şadi sendikalardan, Güney-Kuzey ilişkilerine Özgürgün’ün Meclis konuşmasından ülkeye gelen suyun yönetimi konusuna kadar bir dizi değerlendirmede bulundu.

“Sendikalar pay alma peşinde, İŞAD payı büyütme peşinde”

Sendikaların toplumda önemli bir yeri olmasının yanında Kıbrıs Türk insanının da vazgeçilmez bir parçası olduğunu vurgulayan İŞAD Başkanı Metin Şadi, “Sendikalar ekmeği paylaşma savaşındadırlar. Biz de ekmeği büyütmeye çalışan tarafız. Onların işi de bu ekmekten pay almak. Bizim sendikalarla oturup uzlaşmamız lazım. Büyük ekmek sendikaların da daha büyük pay almasını sağlar. Ekmek büyümezse kavga büyür. Bu dengeyi korumak lazım” ifadelerini kullanarak sendikalarla İŞAD’ın sağduyulu ve ahenk içinde bir bütün olarak hareket etmesinin kaçınılmaz olduğunu söyledi.  

“Kuzey-Güney ilişkilerindeki havayı, mevsimler belirler”

Açıklamalarında Güney Kıbrıs'la  olan ticari ilişkilere de değinen Şadi, “Güney-Kuzey arasındaki ticari ilişkilerde olumlu bir hava var. Ama bu mevsime bağlı. Bire bir temaslarda Rumlar istekli bir imaj çiziyor. Tabii ki bu işbirliklerine olumlu bakanlar kadar olumsuz bakanlar da var. Rum toplumu bizden daha büyük bir toplum. Yüzde 5’i evet bize olumsuz bakabilir. İki tarafta da  işbirliğini istemeyen kişiler var mutlaka” diyerek, yakalanan olumlu havanın olumsuz yorumlara ve müdahalelere fırsat vermemesi gerektiğini vurguladı.

“Ne sendikaların ne de iki toplumlu örgütlerin icraatları yeterli”

 İki bölgeliliğin daha önceleri söz konusu olmadığını dile getiren Şadi,  “Bu iki bölgelilik 1963’ten sonra oluşmaya başladı. Sendikalar, işverenler, hükümetimizle birlikte bir konsensüs yapalım. Biz iç barış ve iç huzuru istiyoruz bütün kesimlerde. Ticaret ve Sanayi Odalarının bu iç barışta önemli rolleri var. Ve adım atmalarını bekliyorum” dedi. Şadi,  şu an için bu sağduyulu yaklaşımla yaratılmak istenen olumlu havanın mimarı kısmında ne sendikaların ne de iki toplumlu örgütlerin icraatlarını yeterli görmediğini söyledi.

“Anavatan’ın onaylamadığı hiçbir şey hayat bulmayacak”

UBP Genel Başkanı Hüseyin Özgürgün’ün  Cumhurbaşkanı Akıncı'ya yönelik açıklamalarını yapıcı bulmadığı gibi, Özgürgün'ün  kendince haklılık payının da bulunabileceği görüşünü ifade eden Şadi, “Ne olursa olsun gergin söylemlerle, özellikle de halkı germeye gerek yok. Bu herkes için geçerli. Türkiye Cumhuriyeti bu süreçte bizimle birliktedir. Onların onaylamadığı hiçbir şey hayat bulmayacaktır. Buradan sendikalarımıza da bir çağrı yapmak istiyorum  iki de bir TC Büyükelçiliği’nin önüne gitmesinler. Anavatan Türkiye de anlaşma, Kıbrıs’ta barış için büyük bir çaba harcamaktadır” dedi.

“Su konusunda siyasi irade yeterli olmadığı gibi, Anavatan baskıcı lanse ediliyor”

Açıklamalarında son dönemlerde toplumun her kesiminde tartışma konusu haline gelen Türkiye'den gelen su konusunda da değerlendirmelerde bulundu.

Şadi, “Türkiye’nin su konusunda Kıbrıs’ta muhatap olacağı bilirkişi, uzman kişileri bulması gerekir. Bizim taraf işte bunu yapamıyor. İki ayak da bir pabuca giriyor. Türkiye’nin ‘Biz size yolluyoruz, bakın, görün onaylayın onaylamazsanız değiştirin’ şeklindeki yaklaşımına karşın bizimkiler hiçbir şeyi değişmeden onaylıyorlar. Bunun adı da sonuç olarak Türkiye’den gelen baskı olur. Siyasi liderlik bu konuda dik durmadı ve bugünkü yaşanan problemler ortaya çıktı. Bu irade aslında bizde var. Tarım Bakanlığı, M. Ali Talat, UBP kanadı hepsi bu işin bitmesi için hazır, bu konu sürekli konuşuluyor ama hiçbiri detaylı bir mesaj vermiyor” dedi.

10 milyon ton su denizlerden çekiliyor

Ada'da  suyun yetersiz olduğunu ve  denizden bile su çekildiğini anlatan Şadi, sözlerini şöyle sürdürdü:  “Kıbrıs’ın su ihtiyacı 105 milyon tondur. Bu bazı zamanlar 145’e yükselir bazı zaman da 85’e düşer, bunlar resmi rakamlardır. Bunun bir kısmı tarıma, bir kısmı belediyelere aktarılıyor. Belediyelerin 1 yılda toplam kullandığı su 26 milyon ton olarak görülüyor ama bu kayıplarla 35 milyonu buluyor. Yeraltı akiferleri var ve o su bu kaynaklarından alınıyordu. Herkes gitti istediği yere kuyu açtı suyu istediği gibi tüketiyor, buna yağmurların da  yetersizliği eklenince mecburiyetten 10 milyon ton su da denizden çekilmek durumunda kalınıyor.”

“20 bin dolardan başlayıp, 100 bin dolara kadar maaş alıyor”

Ada'da su konusunda yaşanan olumsuzluklara karşın Türkiye'den gelen suyun çok önemli bir nimet olduğuna dikkat çekerek, burada esas dikkate alınması gereken önemli noktanın bu suyun nasıl yönetileceği olması gerektiğini vurguladı. Şadi, “Suyun yönetimi düzenleyici ve denetleyici olmalı ve başka bir iş yapmamalı. Bunun da başına tamamen profesyonel kişiler getirilmeli. Türkiye’de iyi bir kurumun ya da grubun başında olan kişi 20 bin dolar maaşla başlar ve 100 bin dolara kadar çıkan bir maaş alır. O adamın görevi orayı çalıştırıp, o kuruma kar ettirmektir. Bizdeki kirli yönetimin sonucu  önemli kurumların başına getirilenlere baktığınızda  komik maaşlarla çalıştırıldıklarını görürsünüz. Bir kurumun iyi çalışmasını istiyor ve kar etmeyi hedefliyorsanız deneyimli, bilirkişi ve profesyonel kişileri başa getireceksiniz ve bunun maddi bedelini de ödeyeceksiniz.”

“Suda söz hakkı Anavatan’ın”

Kıbrıs’a gelecek suyun mutlaka  bir bedelinin olması gerektiğini savunan, “Bu suyun bir bedelinin olması gerek. Bu bize beleş gelmemeli. Anavatan bu suyun sahibi ve Kıbrıs da alıcısı konumundadır. Bu suyun bir bedelinin olması gerekir. Alsın Rum tarafına götürsün satsın istediği gibi su onun suyudur. Kıbrıs insanını beleşçiliğe alıştırılmaması gerekir. Bir şeye bir bedel konulmazsa, onun hiçbir kıymeti olmaz. Bir malın değeri ücretiyle değerlendirilir. Bu suya da bir bedel konulmalı” diye konuştu.

“Su ihalelerle özel şirketlere verilsin”

Suyun ikinci bir ayağı olan dağıtımı ve işletmesi konusunda da KKTC'ye büyük görevler düştüğüne işaret eden Şadi, “Bizim önerimiz su konusunda şu oldu; biz belediyeye bunu satmasını söyledik. Alınan suyun alış fiyatı-satış fiyatı dikkate alınarak özel sektöre ihale açsın. İhaleyi alan şirketler de bütün sayaçları değişecek, işlemleri yapacak parayı verecek, diğer parayı da su kurumuna yatıracak, oradan da Türkiye’ye  suyun bedeli ödenecek” dedi.

Su, Rum tarafına ticari karı yüksek bir şekilde satılabilir

Gelen suyu Rum tarafına da satarak ticari karı yüksek bir kazanç elde etme şansı olduğuna işaret eden Şadi, “Su ticari bir olaydır. Su kurumu bu noktada çok önemlidir. Biz bu işi akılcı, mantıklı yapmak mecburiyetindeyiz. Yüzümüze gözümüze bulaştırırsak olmaz. Zayıf görünmememiz gerek” ifadelerini kullandı.   

Kaynak: Yeni Bakış Gazetesi

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.