1. YAZARLAR

  2. Dr. Nazım Beratlı

  3. Şafak nöbeti…
Dr. Nazım Beratlı

Dr. Nazım Beratlı

Haberdar Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Şafak nöbeti…

A+A-

 

Sıcak bir temmuz gecesi idi… Tıpkı bu akşam olacak olan gece gibi… Beyaz bir tepeden, aşağı iniyorum. Yanımda şimdi bizimle olmayan kadim dostum Sadi! Onda bir thompson makineli tabanca var, ben orijinal bir stengun tutuyorum…  Şarjörler takılı… İkişer de yedek şarjörümüz var! Adam olana, bir gün yeter…

Birden hava aydınlandı! Arkasından, öyle bir infilâk yükseldi ki rüzgârını  bile hissettik… Süratlendik… Hemen önümüzde, bir çukur var. İçinde, Mr. Matt… Rahmetli Matt, bizim bölgenin sembollerinden biri idi… Asıl adı, Sedat!

Biraz aşağıda, Yorgancı Muzaffer Dayı’nın “Brengan mevzisi” , daha ötede şimdinin ünlü avukatı Ahmet Nazım, bazuka ile Rum zırhlısı beklemede... Yukarılara doğru, Arap Ali, Nevzat Tirilli ve Tomrul’un bulunduğu kapalı bir mevzi, onun biraz berisinde, Hasan S. Çoban, Nafiz, gene ünlü avukat olmuş Hasan Nidai Mesutoğlu ve benim bulunduğum bizim mevzi var... Ötede, Şener Uzun, Güven Hacımulla , Ümit Kayımzade... Matt, aslında takım komutanımız olan Mehmet Zafer’in, postası idi ama o gece nokta nöbeti tutuyor. Uzatmıyalım... O karanlıkta yanına yaklaşınca, denizden gelen ışığın etkisi ile beni tanıdı.

-Sensin be Nazımağa?

-Haa... Banim be Matt... dedim... Napan?

-Aha bu peze..ekleri beklerik...dedi, Ksero’yu işaret edip...

Yanıt vermeme fırsat kalmadı, bugün Lefke Üniversitesi binalarının bulunduğu yerden, kaleşnikof tüfekleri, izli mermileri ateş böceğinden yapılmış tespihler gibi havaya dizmeye başladılar. Solcu Rumlar ile EOKA’cılar, çatışmaktaydılar.

-Yazık yahu...dedim... Adamların düştüğü hale bak...

-Geç olân gir lûkkoya da bu i.nelerin ne b.k yeyeceği belli olmaz be Nazımağa...

O şartlarda bile, gülmeye başladık...

-Acın, dedi, i.nelere... Yarın bunnar bize acımayacak, bırak bir köpek eksik, bir köpek eksikdir... Vay be Nazımağa vay... Ama, tekmil mektep çocuğusun ha...

O arada öğrendik ki o infilâk, bizikilerin bir köprüyü uçurması imiş…

Tarih, 19 Temmuz 1974 idi… Havada kesif bir barut kokusu…

İki gün sonra, ikimiz de esir düştüğümüzde:

-Be Allah belânı versin Nazımağa, dedi... Hade benim evin önünde, bu peze…klere bir gaşa gurşun sıkdın... Govannarı ne atmadın ya be da benim anamı şeyediyorlardı?

-Hade be Matt, dedim... Şaşırma... Govan atmaya vakit mi vardı... Atsam da herifler oradan kendilerine ateş edildiğini anlamak için, gelip govanları bulmayı mı bekleyeceklerdi?

Gülmeye başladı...

Ben, Şafak Nöbetimi, barut kokusu içinde tuttum… Parmağım tetikte… İçinde ukde kalanlar da şarkı türkü çağırarak tutabilir! Mahzuru yok!

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.