1. YAZARLAR

  2. İsmail Bozkurt

  3. Sağduyu ve sağgörü yerine borudan bakmak
İsmail Bozkurt

İsmail Bozkurt

Vatan Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Sağduyu ve sağgörü yerine borudan bakmak

A+A-

"Şu anda adını anımsayamadığım bir düşünürün, ‘bana istediğiniz bir metin verin, sahibini idam sehpasına götüreyim’ diye (ya da anlamında) bir sözü vardır.

Anadolu’da var mı bilmem, Kıbrıs Türkçesi’nde ‘borudan bakmak’ biçimindeki bir deyim kullanılmaktadır ve bu deyimin anlamı, adını anımsamadığım düşünürün sözü ile örtüşmektedir.

Elinize, iki tarafı da açık bir boru parçası alıp gözünüze yaklaştırın! Doğal olarak, borunun diğer tarafını görmek için bir gözünüzü kapatacaksınız. Boru gözünüzde iken, yuvarlak bir daire halinde yalnız istediğiniz yeri görür; görmek istemediğiniz yeri görmezsiniz.

KIBRIS TÜRKÜ’NE BORUDAN BAKIŞ

Anavatanımız Türkiye’yi yönetenler ve Türk medyası, giderek daha belirgin biçimde Kıbrıs’a ‘borudan bakmakta,’ Kıbrıs’ın yalnız görmek istedikleri yerini/konusunu/sorununu görmektedirler. Ve maalesef Türk halkının kafasında da, kendisine nakledilen bu borudan görüntüye göre bir Kıbrıs ve Kıbrıslı Türk imajı biçimlenmektedir.

Tabii ‘beşinci kol’ da bu işi iyi kullanmakta, karşılıklı olumsuz düşünceler beslendikçe beslenmektedir. Bundan dolayıdır ki, karşılaştığınız her Türk yurttaşı size, ‘siz Kıbrıslılar…’ diye konuşmaya başlar ve ‘verir veriştirir.’ En can alıcı nokta olarak da, ‘Kıbrıslıların Türk askerini/ordusunu sevmediğini’ dile getirilir.

Siz ona yapılan tüm ciddi anketlerde, ‘Kıbrıs Türkleri’nin en güvendiği kurumum Türk askeri olduğunu’ söyleseniz de kafasındaki olumsuz imaj pek değişmez.

İki başbakanın basın toplantısındaki, dünyada eşi benzeri görülmeyen, gereksiz, anlamsız ve yersiz bir diyalog bile, son aşamada, giderek tırmanan/tırmandırılan ‘Türkiye’nin başına belâ Kıbrıs’ ve ‘kötü/tembel/v.s. Kıbrıslı Türk’ imajını besler duruma geldi.

Buna gülmek mi, ağlamak mı; yoksa hem gülmek, hem ağlamak mı gerekir?

BORUDAN BAKANA DEĞİL BAKTIRANA BAKMALI

Hemen şöyle bir soru sormak gerekiyor:

Tamam da ‘borudan bakma’ işine ‘çanak tutanlara,’ yani ‘borudan baktıranlar’a ne demeli? Sanırım ‘söyleyene değil, söyletene bak’ örneği, borudan bakanlara değil baktıranlara bakmak belki de daha önemli!

Kamuoyu önündeki bir diyaloğa bile meze olan ‘şu kadar maaş alan müdür’ konusuna çığırtkanlıkla çanak tutulmadı mı?

"Rüzgâr ekenin fırtına biçeceğini" hiç hesaplamadan, ‘Türkiye böyle istiyor’ diyerek tüm kötülüklerin sorumluluğunu Türkiye’ye yükleyen; iş iyi işlere, Türkiye’nin parası ile yapılan yatırımlara gelince her şeyi ‘kendine yontan’ hükümetler, partiler ve siyasetçiler değil mi? (Türkiye’den sağlanan olanakları bile, siyasal rant aracı yapıp popülizmi sistemin kendisi haline getiren o hükümetler, partiler, siyasetçiler!)

Yıllardır Türkiye’nin dayattığı paketler konuşulur, yazılır hep! Buna karşın, A’dan Z’ye her şeyin sorun olduğu bu ülkede, iktidar sahipleri Türk yetkililerinin karşısına, kişilikli duruşla ve  ‘dört başı mamur’ bir plan programla hiç çıkmadılar. Tersine ‘cevizcinin çuvalından dağıtmayı’ yeğleyip ‘Anavatan versin biz dağıtalım’ kolaycılığına kaçtılar.

Onun içindir ki ben, esas sorumlu olarak borudan baktıranları (hükümetleri, partileri ve siyasetçileri, yani bir bütün olarak siyaset kurumumuzu) görürüm.

Esas suçlanması, eleştirilmesi gerekenler onlardır".

GÖRÜNEN KÖY MİNARE İSTEMEZ

Okumakta olduğunuz bu yazının yukarıdaki bölümü, 27 Temmuz 2010 tarihli Vatan Gazetesi'nde yayımlanan “BORUDAN BAKMAK” başlıklı yazımdan aynen aktarıldı.

O yazının, buraya tümünü almadığın geri kalan bölümünde ekonomik paketle ilgili olarak, “ne yazık ki sorun çözmekle görevli Hükümet, sorun yaratmış; Ankara’yı da (borudan baktırarak) basiretsizliğine alet etmiştir,” demiş ve yazıyı şöyle tamamlamıştım: “Ne yazık ki Kıbrıs Türk Halkı, kendi temsilcilerinin çanak tuttuğu bir istikrarsızlığa doğru hızla itiliyor.

Bu istikrarsızlık yalnız ekonomide değil, her alandadır. Türkiye ile ilişkiler, inanılmaz biçim ve boyutta sıkıntıya ve olumsuzluğa sokuluyor.Kıbrıs konusunda bir dönemece doğru hızla ilerlediğimiz ortada iken, bu gidiş anlaşılır gibi değildir".

GELELİM 28 OCAK MİTİNGİ VE SONRASINA

Altı ay önce yazılanlar, “göstere göstere” gerçekleşti.

Yanlış uygulamalar ve söylemlerle neredeyse zorla yaratılan tepkiler sonucu, 28 Ocak (2011) mitingine anlamlı bir kalabalık katıldı.

Elbette ki o mitingte açılan bazı pankartları, ne yöntem, ne içerik, ne terbiye, ne de etik olarak kabul etmek kesinlikle mümkün değildir. Ve yine elbette ki bu pankart densizliğine tepki duymak, bunu dillendirmek kadar doğal bir şey olamaz.

Ancak tepkileri ortaya koyarken, kalabalığın miting alanındaki densizliklerle ilgisi olmadığını,  pankart densizliğini bir avuç insanın bilinçli bir provokasyon olarak gerçekleştirdiğini gözden kaçırmamak gerekirdi.

Ne yazık ki gelişmeler, o bir avuç provokatörün istediği doğrultudadır.

Politik liderler, “küresel liderliğin” ön plana çıktığı bu küreselleşme çağında, attıkları her adımın, ağızlarından çıkan her sözün, zincirleme etkisi olduğunu bilmezlikten gelebilmektedir.

Aradan bunca gün geçtikten sonra bile, sağduyu ve sağgörü, hâlâ daha görünürlerde yok! Borudan bakış, ısrarlı biçimde sürdürülüyor.

Kıbrıs Türkleri “besleme” olarak nitelendirilerek, kuşaklar sürecek bir kırgınlığın tohumları atılıyor.

SON OLARAK

Rahmetli Özal, bir vesile ile Azeriler için, “onlar zaten şii”  diye bir laf etmişti. O laf, Azerilerde bu güne kadar izi devam eden bir kırgınlık ve burukluk yarattı.

Besleme nitelemesi, Özal’ın nitelemesinde çok daha ağır! Tam bir aşağılama! Ben kendi hesabıma bu niteleme ve aşağılamayı yadırgadım.

Dille anlatılamayacak kadar üzgünüm. İçimde öyle bir kırıklık ve burukluk var ki!

Yanılmayı, çok hem de çok istiyorum; ama maalesef, yaşanan bu kırıklık ve burukluğun unutulması için kuşaklar geçecek sanırım!

Bu kadar akıl tutulması, olur mu Allah aşkına!

NOT: Bu yazı Büyükelçi krizinden önce yazıldı.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.