1. YAZARLAR

  2. Ahmet Tolgay

  3. Sağlıkta kulak verilmesi gereken tavsiyeler…
Ahmet Tolgay

Ahmet Tolgay

Kıbrıs Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Sağlıkta kulak verilmesi gereken tavsiyeler…

A+A-

İbrahim Rauf, etkin görevlerde bulunmuş emekli bir bürokrat… Ama o, bir KKTC emeklisi değil… Etkin görevlerini önce 1963 Aralık ayında yıkılan Kıbrıs ortaklık cumhuriyetinde, arkasından da “Büyük Britanya Hükümeti”nde yerine getirdi… 85 yaşında olmasına karşın enerji yüklü ve üretken… Fırsat buldukça medyamızda kronikleşen toplumsal ve devletsel sorunlarımızın çözümü için görüş ve önerilerini açıklıyor. Kıbrıs’a dönmesinden sonra görüşlerini kamuoyumuza ilk kez benim köşemde “Dinamit Gibi Bir Mektup” başlıklı yazıda duyurmuştu. Arkasından diğer arkadaşların da dikkatini çekerek birkaç televizyon ve radyo programına çağrıldı. Halen Gönyeli’de ikamet etmekte olan İbrahim Rauf, bugün bir kez daha köşemin konuğu oluyor.
   Onun şu kronik sağlık sorunlarımızın çözümüne ilişkin ilginç görüşlerini sunmadan önce zengin yaşam serüveninin özetini vermeliyim… Ki, tavsiyelerde bulunanın bilirkişiliği iyi anlaşılsın. Bu tavsiyelerin, yeni hükümet oluşumuyla birlikte, sağlık sorunlarımızın çözümünde arayışlara girişilen bugünlerde, özellikle Sağlık Bakanlığı ve Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği tarafından dikkate alınmasını dilerim.   
   İbrahim Rauf, 1950’li yılların sonunda, o dönemler neredeyse üniversite öğrenimi kadar birikim kazandıran lise tahsilini tamamlar. Yeni kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’ne mali müfettiş olarak atanır. “Mali müfettiş”e o günlerde “murakıp” da denmekteydi. Bugünün Sayıştay mensuplarının yürüttüğü göreve eş bir misyondu bu… Göreve başlamasından sonra genç İbrahim Rauf, İngiltere’nin verdiği bursla ileri eğitim için Londra’ya gider. Bursunu tamamlamasına yakın 1963 olayları patlak verir… Kıbrıs ortaklık cumhuriyeti yıkılır… O koşullarda ülkeye dönemez. Ahmet Gazioğlu yönetiminde Londra’da organize olmaya başlayan Kıbrıs Türk Temsilciliği’nde mali işlerden sorumlu görevli olarak çalışmaya başlar. İngiltere Hükümeti’nin Nijerya ve Zambiya’da görevlendirilecek mali müfettişler için açtığı sınava girerek başarılı olur. 24 yıl Zambiya’da İngiltere Hükümeti’ne bağlı Sayıştay olarak görev yaparken, çeşitli ülkeleri de gezme olanağını bulur… Kamu yönetimi konusunda önemli gözlemler yapar, büyük deneyimler kazanır. Zambiya’daki görevinden emekli olur ve İngiltere’ye döner. Fizyoterapist kızının Kıbrıs’ta evlilik yapması üzerine yıllar sonra ülkesine kesin dönüş yapar…
   İbrahim Rauf’la söyleşirken devlet hastanelerimizdeki yönetimlerin çağdaş standartlara getirilmesi halinde pek çok sorunun üstesinden gelinebileceğini söyledi bana. İngiltere ve İrlanda’da, devlet hastanelerindeki sistemleri yakından izlediğini belirtiyor. Her hastanenin üst yönetimine bir genel direktör, bir başhekim, bir de muhasebe ve iç denetim sorumlusu atanması gerektiğine parmak basıyor. Bu yöneticilerin sağlık bağlamında özel eğitimli uzmanlar olduğunun altını çiziyor. Genel direktörün hastanenin her bakımdan yönetilmesinden sorumlu olduğunu belirten İbrahim Rauf “İngiltere ve İrlanda’da bu göreve atananlar Hastane Yöneticileri Enstitüsü’nün üyesidirler” dedi. Bu enstitünün mahiyetini sorduğumda şu bilgiyi alıyorum ondan:
   “Enstitüye üye olabilmek için enstitünün açtığı ilk, orta ve son sınavlarda başarılı olmak gerekir. Aynen yeminli muhasipler, mühendisler ve mimarlar gibi bir konumları olur sınavları kazananların… Sınavlarda başarılı olup enstitüye üye olanlar, ülkenin her yanındaki hastanelere tam yetkili ve güvenilir yöneticiler olarak atanma hakkını kazanırlar. Hekim değillerdir ama, sağlık politikaları yönetiminin uzmanıdırlar. Bir bilirkişi olarak, görev aldıkları hastanenin coğrafyasında her bakımdan düzeni sağlarlar, hasta ve hekim haklarının savunucusu olurlar. Hekimlerin ve diğer personelin görevlerini en verimli biçimde yerine getirebilmeleri için şartların gerektirdiği her önlemi alırlar. Hastane Yöneticileri Enstitüsü her zaman bunların yanındadır.”
   O tam yetkili yöneticiler sayesinde başhekimlerin yönetsel sorumluluklarının azaldığını ve onların sadece tedavi işlerinin yönetiminden sorumlu olduklarını, hatta uzmanlık alanlarında hastaların tedavisiyle de bizzat meşgul olabildiklerini belirten İbrahim Rauf, “Başhekim kendisinin ve görevli diğer hekimlerin ihtiyaçlarının karşılanmasını genel hastane yöneticisine havale eder” dedi.
   İbrahim Rauf, hastanelerin muhasebe ve iç denetim organizasyonu konusundaki gözlemlerini de şöyle açıklıyor: 
   “Hastanenin muhasebe ofisi, maliye bakanlığının atadığı muhasip ve yardımcıları tarafından yürütülür. Hastane yöneticisiyle sıkı işbirliği halinde olan atanmış muhasebe personeli, tamamen mali işlerden sorumlu olur. Herhangi bir usulsüzlük ya da yolsuzluk saptadıklarında durumu bir raporla hastane yöneticisine, sağlık bakanına, bakanlık müsteşarına ve sayıştay başkanına bildirirler. Bu birimin en önemli görevlerinden biri de, hastane yöneticisinin tuttuğu demirbaş eşya, tıbbi cihaz, ilaç ve malzeme envanterinin eksiksiz devamını denetlemektir.”
   Bu tür yönetim sistemlerine sahip hastanelerin varlıklarını kazasız–belasız sürdürebildiklerini ve hekim–hasta ilişkilerinin çok sağlıklı olabildiğini kaydeden İbrahim Rauf, bizdeki sistem için şu eleştiriyi yaptı: 
   “Müsteşar Lefkoşa’daki makamında otururken ülkenin her yanına yayılmış devlet hastanelerinin ihtiyaçlarını etkili bir şekilde nasıl karşılayabilir? Bu işler telefonla, mektupla ya da bilgisayar iletişimiyle yürütülemez. 2010 kışındaki sel felaketinde devletin merkezi sağlık kurumu Dr. Burhan Nalbantoğlu Hastanesi’nin yediği darbe büyük bir talihsizliktir. Eğer örneğini verdiğim türden bir hastane yönetim sistemi olsaydı, rahat ve huzurlu bir çalışma ortamı içinde olası riskler de görülebileceğinden ve önlemleri önceden alınabileceğinden, o talihsizliği toplum olarak yaşamayacaktık.”
   Çağdaş standartlara uygun devlet hastane sistemleri kurabilmemiz için insan kaynaklarımızın yeterli olduğuna inanan İbrahim Rauf, deneyimli bürokratlarımızın en verimli çağlarında sırf politik düşünceler yüzünden “müşavir” olarak atıl durumda tutulmalarının anlaşılır bir şey olmadığına vurgu yaptı… Gezdiği ülkelerden hiçbirinde üçlü kararnameyle atanma ve müşavirler topluluğu yaratma gibi bir popülizm acayipliğine rastlamadığını söylüyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.