1. YAZARLAR

  2. Eşref Çetinel

  3. "Şaibeli politikacı" - İrsen Küçük ve Ersin Tatar cephesi
Eşref Çetinel

Eşref Çetinel

Halkın Sesi
Yazarın Tüm Yazıları >

"Şaibeli politikacı" - İrsen Küçük ve Ersin Tatar cephesi

A+A-

Adı şu veya bu şekilde tatsız  bir olaya   karışmamış, şaibeli duruma düşmemiş, töhmet altında kalmamış dolayısıyle halk katlarında  kınanıp yerilmemiş   kaç  “politikacı”  sayabilirsiniz? 

Bir… İki… Üç!  En   “temizi”  bile Rum’un malını ranta çevirmekten şaibelidir!  Kaldı ki her seçim döneminde alavere dalavereleri  katlanmakta,  seçimler bittikten sonra da ağızlarda  sakızlar gibi çiğnenen hikâyeleri anlatılmaktadır. 

Kısaca 1974 sonrasında politikaya “fazilettir”  dedirtemedik!    Çünkü politikanın fazilet  olabilmesi için  politikacının  “faziletli”  olması gerekirdi!

Şimdi boşuna soruyoruz.  “Kaç fazilet sahibi politikacımız  olabildi ki?” 

Pardon!  Kimseleri oturduğumuz yerden paşa keyfimizin tatmininde  karalara çalmıyoruz!  Ne haddimiz ne de mevkiimiz buna müsait değildir.  Ve kesinlikle namus erbabı politikacılarımızı işaretlemiyoruz ki    onlar zaten halk katlarında kendi kendilerinin ispatını vermişlerdir.

ANCAK:  Söylemek istediğimiz şudur:   oyumuzu verip Meclise gönderdiğimiz  “vekillerimizden”  her zaman beklentilerimiz olmuştur:  “Temiz toplum yaratmalarını,  hukuğun üstünlüğüne sıkı sıkıya bağlı olmalarını,  kişisel çıkarları için değil,  Devletin çıkarları için çalışmalarını,  falan…”

Olmadı!  Şimdi hemen her gün politikacı taifesini töhmet ve şaibe altında bırakan bir yeni  ifşaata,  bir yeni suçlamaya,  bir yeni olaya toslamaktayız. 

Yalan mı doğru mu onu da bilemiyoruz.  Çünkü “tencere cötün kara,  seninki benden de kara”  olmuşluğunda  artık kimseler kimselere hesap soramıyorlar!   Daha başka ne söyleyelim ki? !                                           *****  

ÖYLEYSE İRSEN KÜÇÜK’E DE BAKALIM 

Mademki  “temiz”  politikacılardan söz ediyoruz hiç “Baş’a bakılmaz mı?  Ki bir kez o  “baş” kokuşsa bilirsiniz,  artık memleket ezeli ebedi hayır yüzü görmez!      O zaman ne diyoruz Başbakan Küçük için? “Şimdilik  “temiz”  kalmış politikacılardan birisidir.  Tabi ki o  “temizliği”   ne  mihenk taşına vurduğu için tartışılan icraatlarından dolayıdır ne de  vaat ettikleriyle   çelişip toplumu ayağa kaldıran  “ekonomik tedbirlerini”  uygulamaya çalışmasından    dolayıdır! 

O zaman Başbakan  Küçük için halkın ne   söylediğini aktarıyorum.  “Yemedi”   diyorlar bir,   “namusuna”  leke kondurmadı”  diyorlar iki. 

Eh artık.  Bu memlekette bu kadarı bile  politikacı için “fazilet”  olmalıdır. Ve şu sıralarda Başbakan İrsen Küçük  bu değerler  hükmünde tutun ki UBP’nin de Devletin  talihi olmalıdır.                                                                              *****

VE ERSİN TATAR CEPHESİ

Konuşurken konuşurken çığlık atmaya başlayan Maliye Bakanı Tatar, geçtiğimiz gün Volkan gazetesinden Teoman Turan’ın sorularını cevapladıydı. 

Zannedersem son günlerin KKTC’ni bir yandan da Güney’deki  “durumla”  kıyaslayarak ortaya koyan derli toplu değerlendirmelerinden birisiydi…

Hemen vurgulayayım.   Her gün biraz daha  “iyiye”  gidiyoruz diyordu… Ve sadece bu vurgulaması bile her Allah’ın günü gazetelerden televizyonlara,  sendikalardan Birlik Derneklere  kadar   “memleket elden gitti,   battık mahvolduk”  çığlıklarının atıldığı,  en basit trafik kazası haberlerinin  bile büyük felâket olarak  servis edildiği,  şurada buradaki münferit olayların   halkı korkusundan üstüne  ettirdiğinin yorumlarının yapıldığı memlekette;   Ersin Tatar  “battık”  demiyordu.               Aksine,  Hazinenin  “Hazinedarı”  durumundaki Tatar   “bu felâket tallallığından vaz geçin” diyordu.  Hem de bunu, bakın hangi mali koşullar  sarmalında olduğu halde söylüyordu.  Ki hangi Maliye Bakanı olursa olsun sırtındaki bu kamburla  “battık  demez,   “öldük bittik”  derdi!  

İŞTE DEVLETİN ÖDEMELERİ.   Tatar diyor ki “yasalarla yönetiliyoruz.  Meclisten geçmediğine göre her altı ayda bir kez Hayat Pahalılığı vereceğiz.  (Konumuz azlığı çokluğu değil.) Haziran sonu itibarı ile  Temmuz ayının sonunda maaşlara yansıyacak.   67 bin kişiye ödeme yapıyoruz.. Çünkü 18 bin devlet çalışanı vardır.  13 binin üzerinde devlet emeklisi vardır.  30 bine yakın Sosyal Sigorta emeklisi vardır.  Çeşitli kalemlerden maaş çekenlerle beraber tam 67 bin kişi!”

(Şimdi düşünün: Nüfusumuz kaç,  çalışan nüfus ne kadar,  bu çalışanların kaçı özel sektördedir ki Devlet dediğiniz 300 yüz bin kişiyi bulmayan bu nüfusun 67 bin kişisine her ay çek yazıyor!  Var mı dünyada böyle bonkör devlet?)

Buna rağmen Tatar’dan öğreniyoruz ki 2011 yılında Devlet  o tasarruf tedbirleri sonucunda 100 milyon liralık da  tasarruf gerçekleştirdi…  Bu da çok kısaca bütçenin iyi yönetilmekte olduğunun ispatıdır.”                                  ÖTESİNE GELİNCE.  Tatar altını çiziyor:   “En büyük şansımız Türkiye”dir  diyor.  “Hem Kuzey’de yarattığı güven ortamı nedeniyle hem de ötesi yatırım ve parasal katkıları ile..”

(Bizimkilere  sorarsanız Türkiye gitmelidir çünkü   Kıbrıs Türk’ü kendi ayakları üzerinde ve kendi kendini yönetmeye kadirdir!)”    Breh breh brehhh!

BAŞKA:  Tatar, KKTC’nin lokomotif sektörlerini işaretleyerek bunların    “turizm ve üniversiteler” olduğunu söylüyor.                                                      “Rum tarafı  hâlâ Rus Off-Shore Bankaları ile kara para aklıyor”  diyor ve AB’nin de bu olaydan tedirginlik duyduğuna dikkat çekiyor.  Artık Güney’in  bizden daha ucuz olmadığını,  üstelik büyük borçlara giren bankalarının  kredi sıkıntısı çektiklerini,  bu Bankaların her birinin  en az 2 milyar Euro sermaye artırımına gitmek zorunda olduklarını da ekliyor…”  

Bu arada Tatar  “Rum basınının haberlerini  kamufle etmeden içlerindeki tüm  zafiyet ve çekişmeleriyle  vermenin gazetecilik açısından önemli olduğunu”  söylüyor… 

OLMAMIZ GEREKTİĞİ YERDE DEĞİLİZ: Tabi ki Tatar’ın  tüm açıklamalarını Köşemize alamıyoruz.  Fakat şunu söylüyoruz.  “Olmamız gerektiği yerde değiliz.”  Bu sorun   Yöneticilerin geçmişten bugünlere kadar gelen ve    sadece Devleti iyi yönetemedikleri gerçeğinde aynalanan   “kusurlarından”  dolayı değildir.  Devleti her hal’u kârda ve ne pahasına olursa olsun   çalıştırmamak için ellerinden geleni yapan “Birleşik Kıbrıs”  tutkunu   “sivil örgütlerin”  de  kusurudur!  Sırf bu amaçlarına ulaşmak için Devleti dinamitlemeye devam ediyorlar.  Dolayısıyle   eğer memlekette  ille de çöküş aranıyorsa,  “suçlularını”  sadece gelip giden Yönetimlerde değil,  Üniter Kıbrıs’ı gerçekleştirmek için Devletine tekme atan kesimlerle örgütlerde de aramak gerekir!

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.