1. YAZARLAR

  2. Yrd. Doç. Dr. Metin Ersoy

  3. Sarai Sierra keşke ajan olsaydı!
Yrd. Doç. Dr. Metin Ersoy

Yrd. Doç. Dr. Metin Ersoy

Havadis Gazetesi-Poli
Yazarın Tüm Yazıları >

Sarai Sierra keşke ajan olsaydı!

A+A-

---- Medyada kadın temsilinde yaşanan sorunların başında; kadına yönelik belli kalıplar ile önyargıların haberlerde öne çıkarılması ve kadınların evinde oturması gereken pasif bireyler olarak ele alınması dikkat çekiyor.

Geride bıraktığımız günlerde medyanın gündemini Sarai Sierra isimli Amerikalı bir kadının İstanbul’da öldürülmesi olayı meşgul etti. Öyle görünüyor ki kadına ve çocuklara yönelik şiddet haberleri bitecek gibi değil. Konuyu bilmeyenler için özetlersek; fotoğraf sevdası için tek başına İstanbul’a gelen bir kadından bahsediyoruz. Önce kaybolduğu yönünde haberler çıktı, daha sonra televizyonlarda kötü haber son dakika olarak izleyicilere duyuruldu. Amerikalı kadının cesedi İstanbul’da surlarda bulundu. Türk televizyonları konuya önemli vakit ayırırken, tabii ki drama yapmayı, varsayımlar üzerinden haberler oluşturmayı da ihmal etmedi. Örneğin; Sierra’nın niye kadın başına İstanbul’a geldiği, fotoğraf çekmeye gelen birisinin neden profesyonel fotoğraf makinesinin olmadığı, nasıl bir anne olduğu, kurye olup olmayacağı yönünde bazı varsayımlardan yola çıkarak tartışmalar yapıldı.

Şiddetin her türlüsü sorunsallaştırılmalı

Yapılan söz konusu tartışmaları ve haberleri ele alırsak; Türkiye’de ulusal gazetelerin bazıları bir kadının neden tek başına İstanbul’a geldiğine anlam veremedi. Yapılan haberlerin vurgusuna bakıldığında, ortada kadına yönelik şiddet, tecavüz ve cinayet olmasına rağmen; gazetecilerin öne çıkardıkları konu, yabancı bir kadının yalnız başına İstanbul’a gelmesi oldu. Dolaylı olarak şu sonuca varıyorsunuz; eğer siz de kadın başınıza İstanbul’a gelirseniz başınıza geleceklerden kimse sorunlu olmaz. Kadına yönelik şiddet ancak bu şekilde meşrulaştırılabilir ve normalleştirilebilir. Medyanın görevi şiddetin her türlüsünü sorunsallaştırmak ve bu konuda alınabilecek önlemleri araştırmak olmalı.

Toplumsal cinsiyet eşitliği

Bu ve benzeri olaylarda görülüyor ki medya toplumsal cinsiyet eşitliğinden hareket etmiyor. Halen daha erkeksi bakış açısının haberlerde hüküm sürdüğünü rahatlıkla söyleyebiliriz. Ayrıca Sarai Sierra cinayetinde bazı basın organlarının haberlerde kadınları nasıl temsil ettiklerini bir kez daha gördük. Kadın temsilindeki yaşanan sorunların başında; kadına yönelik belli kalıplar ile önyargıların haberlerde öne çıkarılması, evinde oturması gereken pasif bireyler olarak ele alınması yer alıyor. Kadına yönelik bu kalıp düşünceler ve önyargılar aslında sadece medyada bulunmuyor. Toplumda da yer alan bu düşünce tarzının medyaya yansıdığını biliyoruz. Örneğin; toplum kadınların kendi başına sokağa çıkmasına sakıncalı bakıyor. Bu düşünce Sarai Sierra cinayeti sonrası bazı gazetelerde öne çıkarılarak, yabancı uyruklu bir kadının yalnız başına İstanbul’a gelmesi bir sorun haline getirildi.

Profesyonel fotoğraf makinesi neden yok?

Cinayet sonrası yapılan haberlerde öne çıkan bir diğer konu ise; fotoğraf çekmeye gelen birisinin neden profesyonel fotoğraf makinesinin olmadığı yönünde oldu. Tabii bunu geleneksel medyanın sorun haline getirmesine şaşırmak gerekiyor. Zira geleneksel medyaya göre fotoğraf sadece “fotoğraf makinesi” ile çekilebilen özel profesyonellik isteyen bir iş olarak tanımlanıyor. Oysa günümüzde yeni medya düzeni sayesinde fotoğraflar artık akıllı cep telefonları ve tabletler gibi son teknoloji cihazlar ile çekilebiliyor. Kalitesi de profesyonel fotoğraf makinelerini aratmıyor. Sarai Sierra amatör bir fotoğrafçı olmasına rağmen sosyal ağlar üzerinde faaliyet gösteren bazı uygulamaları etkin kullanarak fotoğraflarını kamu ile paylaşan birisiydi. Günümüzde artık basit uygulamalar ile profesyonel fotoğrafçılar kadar güzel ve kaliteli fotoğraflar çekebilirsiniz. Yani özetle bir kişinin fotoğraf sever olması için illa ki boynunda asılı bir fotoğraf makinesinin olması gerekmiyor. Tabii basının bu noktadaki hareket noktası şuydu: “Mademki fotoğraf için İstanbul’a geldin, niye fotoğraf makinen yoktu? O zaman bu durumdan şüphelenmeliyiz. İşin içinde başka bir şeyler var.” Olaya eleştirel bir boyut kazandırmak iyi bir şey olmakla birlikte, bu konuda basının hareket noktasını doğru bulmadığımı belirtmeliyim.

Bu iş erkek işidir

Çıkan haberlerde Sarai Sierra’nın nasıl bir anne olduğu Türk kültürü üzerinden algılanıp, eleştirilmeye başlanıyor. Evli ve iki çocuğu olan bir annenin nasıl olur da yalnız başına fotoğraf çekmek için İstanbul’a geldiği gazeteciler tarafından bir türlü anlaşılamıyor. Türk kültürüne göre anne kutsaldır ve ne pahasına olursa olsun eşini ve çocuklarını yalnız bırakamaz. Bunun yansımasını medyada da görüyoruz. Bazı meslek grupları cinsiyetçi bir bakış açısıyla kalıplaştırılmıştır. Örneğin; Türk toplumunda otobüs veya kamyon süren bir kadın şoför görüldüğünde yadırganır. Benzer bir kalıp düşüncenin Sierra’nın cinayetinden sonra gazetelere yansıdığını görüyoruz. “Kadın fotoğrafçı olmaz. Hele İstanbul’da hiç olmaz. Bu iş erkek işidir. Ne işin var kadın başına buralarda? Otur oturduğun yerde!” gibi gizli ifadelerin bireylerin aklının bir köşesine toplum tarafından yerleştirildiğini söyleyebiliriz. 

Özgür yaşam = Şiddet

Haberlere biraz daha drama katmak adına gazeteciler haberlerde Sarai Sierra’nın “kurye olup olmayacağını” dahi sorguladılar. Çizilen tabloya baktığınızda siz de öyle düşünmeye yönlendiriliyor olabilirsiniz. “Yalnız başına yabancı uyruklu bir kadın, İstanbul’a fotoğraf çekmek için geliyor. Ama fotoğraflarını iPad ile çekiyor. Özgür bir yaşam tarzı benimsiyor.” Tüm bunlar gazetecilere pek de anlamlı gelmiyor. O yüzden işin içine kuryelik veya ajanlık katılıyor. Hem de kaynak belirtilmeden. Tüm bunlar akıllarda bir soru işareti bırakmak adına yapılıyor. Özgürseniz, yalnız seyahat ediyorsanız, hele bir de kadınsanız kesin ya “ajan ya da kuryesiniz”. Bu bakış açısına göre, eğer ajan ya da kuryeyseniz biri size şiddet uygularsa, tecavüz ederse hatta öldürür ise bu “normal” sayılabilir. Basına göre Sarai Sierra “keşke ajan olsaydı” ki öldürülmesi sistemdeki çarpıklığa örnek olmaz, böylece herhangi bir hesaplaşmanın sonucu olurdu. Yurt gazetesi yazarlarından Rana Ulaş’ın 5 Şubat 2013’te kaleme aldığı “Yaşasın Türk erkeği!” isimli makalede bu tür şiddet vakalarına nasıl alıştığımız vurgulanıyor: “Erkeklerin kadına yönelik ilkel şiddetine, tecavüzlere ve cinayetlerine alışıyor muyuz nedir? Çünkü erkek egemen anlayışa göre kadın, eğer özgür bir yaşam biçimini tercih ediyorsa şiddeti de davet ediyor.”

“Su testisi su yolunda kırılır”

BirGün gazetesi yazarlarından Ümit Alan ise köşe yazısının başlığını şöyle belirliyor: “Sarai Sierra için ‘su testisi’ mi diyelim?” Ümit Alan’ın da dikkat çektiği gibi, konuyu kadına yönelik şiddet, cinayet ve tecavüz üzerinden algılamak yerine “su testisi su yolunda kırılır” diyerek bir nevi vicdanımızı rahatlatmaya ve gerçek sorunu görmemeye devam ediyoruz. “Bu kişi amaç edindiği bir yolda gittiği için, bu yolda başına gelebilecek her türlü kazayı da hak ediyor” şeklinde bir düşünce tarzı ne koşulda olursa olsun kabul edilebilir bir durum değildir. Bu noktada gazeteciler olarak toplum fertlerini bu tür davranışlara iten nedenleri ve sorunları araştırmalıyız. Son günlerde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde de cinayet, kurşunlama ve adli vakaların arttığını görüyoruz. Gazetecinin görevi sistemi sorgulamak, yanlış giden işleri ve yapılmayanları ortaya çıkarmaktır. Erkeksi bir bakış açısı ile sistemdeki sorunları görmemezlikten gelmek değil.

Haberde dedektifçilik oyunu

Sarai Sierra cinayetiyle ilgili televizyonda izlediğim en anlamsız ve trajikomik haber ATV haber tarafından yapıldı. Özel haber adı altında yapılan bu haberde, ATV muhabirleri önemli bir şey bulmuş gibi “Resimdeki ipucu” başlığı ile izleyicilere duyurdular. Haberde Sarai Sierra’nın akıllı telefonlarda çalışan bir uygulama olan “instagram”a daha önce yüklediği fotoğraflar ile cinayet arasında bağlantı kuruluyor. Bir nevi muhabir haberde dedektifçilik oyunu oynuyor. Haberin başında: “Sierra, surlara girmek için kimseden yardım istedi mi?” diye de bir soru soruluyor. Sierra’nın New York’ta çektiği ve “instagram”da paylaştığı bir fotoğraf ile İstanbul’daki surların bağlantısı kuruluyor ve “benzerlik var” deniyor. Tam bir varsayım üzerinden hareket edilerek oluşturulan haber örneği. “Acaba Sarai Sierra burayı gördü (surları) ve çok etkilendi, içeri girip fotoğraf mı çekmek istedi?” diye soruyor muhabir. Polisin yaptığı açıklamalarda cesedin oraya sonradan getirildiği açıkça ifade edilmesine rağmen ATV sırf farklı bir bakış açısı geliştirmek adına olayı çarpıtıyor. Sierra’nın daha önce çektiği bir sur fotoğrafı ile cesedin bulunduğu surlar arasında anlamsız bir bağ kurulmaya çalışılıyor. Haberde bununla da kalınmıyor; uzmanmış gibi fotoğrafı vatandaşlara göstererek görüşlerine destek bulmaya çalışılıyor.

“Utanç duyuyoruz”

Taraf gazetesinin Sarai Sierra cinayetinin ardından 3 Şubat 2013’te “Utanç duyuyoruz” başlığını yürekten destekliyorum. Toplum olarak bu tür olaylara karşı herkesin vicdanını ortaya koyarak, biraz da empati yaparak utanç duyması gerekiyor. Unutmamalıyız ki, sorgulamadığımız bu sistem yüzünden bir gün bizim de başımıza benzer durumlar gelebilir.

untitled-3-098.jpg

KADINA YÖNELİK ŞİDDET: Öyle görünüyor ki kadına ve çocuklara yönelik şiddet haberleri bitecek gibi değil.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.