1. YAZARLAR

  2. Dr. Nazım Beratlı

  3. Savaş bulutları
Dr. Nazım Beratlı

Dr. Nazım Beratlı

Haberdar Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Savaş bulutları

A+A-

ABD Başkanı Barrak Obama, kendinden önceki başkan George W. Bush’un Irak’a karşı uyguladığı politikaları ve bu ülkeye yaptığı müdahaleyi eleştirerek, dünyanın bu en önemli gücünün başına geldi.

Bugün, yıldönümünü yaşadığımız 11 Eylül,2001 tarihinde, bazı radikal İslâmcılar’ın, iç hat seferi yapan sivil yolcu uçaklarını kaçırarak, New York’taki Dünya Ticaret Merkezi İkiz Kuleleri ve Washington’daki Pentagon binalarına yaptığı saldırmış, Beyaz Saray’a yapılması plânlanan saldırı da bilindiği gibi uçağın düşürülmesi ile engellenmişti. Deyim yerinde ise bu saldırı, Amerikan halkının “kimyasını” bozmuştur. Çünkü Amerikalılar, “eski dünya”nın her sorununa müdahil olurken, her türlü saldırıdan masun; emniyet içinde yaşadıklarını sanmaktaydılar. İkinci Dünya Savaşı’na girmelerine neden olan, Japonya’nın Pearl Harbour saldırısı bile, kıt’anın dışında, Pasifik Okyanusundaki Hawaii Adaları’ndaki bir üs idi…

11 Eylül saldırısı, sıradan Amerikalı’nın emniyet ve güven hislerini ortadan kaldıran, derin bir trauma olup, adeta bir milattır. O günden beri dünya, o travmanın etkisi ile yaşıyor. Afganistan’da kendilerinin yardımı ile kurulan El Kaide, o günden sonra eskiden Sovyetler Birliği için söylenen “Kötülükler İmparatorluğu” ünvanını” devraldı. Eski adamları Usame Bin Ladin’in o günden sonra “katli vacip” bir “şeytan” haline dönüştürüldü. O gün bugündür, dünyada Radikal İslâm diye bir kavram dillendiriliyor. Eskiden mesele değildi ve hatta işe bile yarıyordu… O günden beridir, artık uçağa girmeden, belinizdeki kemeri çözüyor, ayakkabılarınızı bile çıkartıyorsunuz… Bütün ünyada yaşam, 11 Eylül Travması’nın etkisi altındadır, o günden beri…

11 Eylül’ün etkisi ile ABD’nin dış politikasında da içe yönelik bazı değişiklikler oldu. Bunlardan en önemlisi, vakti zamanında CIA marifeti ile kışkırtılıp, donatılan Afganistan’daki El Kaide ve Taliban püritenizmi bahane edilerek, önce bu ülkeye müdahale edilip, işgal edildi. Oysa asıl mesele, Orta Asya ile Hindistan arasındaki en önemli geçiş noktası olan Hayber Geçidi’nin kontrolüdür. Önce İngilizler, sonra da Ruslar da aynı amaçla bir türlü gerekçe uydurarak, bu ülkeyi işgal etmeye yeltenmişler ama her ikisi de başarısız olmuşlardır. ABD’nin gerekçesini kendinin yaratmış olması son derecede çarpıcıdır.

Aynı çarpıcı durum, aynı ülkenin Irak politikasında da kendini göstermektedir. Saddam Hüseyin rejiminin asıl destekleyicisinin, İran’a karşı manipüle edilmek üzere ABD ve batılı güçler olduğu, bir sır değildir. Ama her nedense, 11 Eylül sonrasında, çoktan beri tavsamış olan eski dostluk tam unutuldu ve ülke işgal edildi. O günden beri, “de stabilizasyon” Irak devletinin başlıca karakteristiği haline gelmiş, “sorun” da eğer varsa, beş beter halde devam ediyor.

Obama’nın başkanlığa aday olurken asıl eleştirdiği durum da Irak’taki bu işgal idi… Çünkü ülkeye gelen ölü asker bedenleri, kamuoyunu germekteydi.

Ne var ki iki yıl önce Tunus’ta bir gencin ülke yönetimini protesto etmek amacıyla kendi kendini yakarak, intihar etmesi üzerine başlayan protesto gösterileri, bir anda batı medyasında, Arap Baharı diye anılmaya başladı. Araplar, gerçekleri görerek, kendi diktatörlerine karşı ayaklanıyor ve ülkelerinde “batı tipi demokrasi” istiyorlardı, sözde! O zamanlar, cüret edip de “Durun be insanlar, bunlar batı tipi toplumlar mıdırlar ki batı tipi demokrasi isteyip kursunlar? Bu işin içinde iş olmasın!” diyenlere gösterilen öfke, aklımdadır. Sonuçta “bahar” Libya’da Albay Kaddafi’nin rezilce öldürülmesi, Mısır’da ise “Benim oğlum bina okur; döner döner gene okur” meselesine döndü! Her ne hal ise Suudi Arabistan ve Körfez Emirlikleri’nde, “bahar” falan yaşanmıyordu! Hava çok sıcak olduğundandır herhalde… Alenen ve resmen, birileri “Radikal İslâm”la uğraşmaktaydı… Ehlileştireceklerdi sözde…

Asıl büyük felâket ise Suriye’de yaşandı, yaşanmaya devam ediyor. Ülkenin bırakın heterojen yapısını, Müslümanlar’ın bile bir tür mezhepsel federasyon halinde yaşamakta olduğunu ya hesaba katmayan, veya çok iyi bilen toplum mühendisliğinin “bahar” hevesi, bugüne kadar yüzbin ölü ve iki milyon göçmene sebep oldu. Daha da ne olacağı, belli değil…

Tam da bu noktada, ABD Başkanı Obama, kendisinin bizzat karşı çıkarak seçim kazandığı bir politikaya geri döndü:

Suriye’ye müdahale…

Son haberlere göre, Suriye yönetimi, Rusya’nın önerisini kabul ederek; kimyasal silahlarını uluslar arası denetime sunmayı kabul ettiğini açıkladı… Bu “müdahale severler” için iyi bir durum değil! Çünkü savaşın makul bir izahatı kalmıyor böylece… Sayın Obama da çarkederek, “durumun değişmiş olduğunu” açıkladı. Zaten kendi senatosunu bile henüz ikna etmiş değildi.

Doğu Akdeniz’de bugün, savaş bulutları dünkü kadar yoğun değil…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.