1. YAZARLAR

  2. Çiğdem Dürüst

  3. Savaş mı barış mı?
Çiğdem Dürüst

Çiğdem Dürüst

Star Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Savaş mı barış mı?

A+A-

Ben ne uzaylıyım, ne de yurduna ihanete hazırlanan biri…

Ütopya da değil benimkisi…

Sadece yurdumda barışı görmek istiyorum. Anlatamıyorum…

Savaş barıştan daha zor ve pahalıdır biliyor musunuz? Hatta savaşın çığırtkanlığı bile daha zordur barıştan…

Savaş acılıdır, barış mutlu! Barış içinde yaşarken, öldüren, katleden ya da çevreye ve topluma zarar verildiğini duymazsınız.

Savaş zordur, barış kolay! Barış için gizli planlar yapıp, pusular kurmanıza gerek yoktur. Birlerinin sizi öldürme, yıkma çabası içinde olmadığını bilirsiniz. Huzurla koyarsınız başınıza yastığa.

Savaş zarar vericidir, barış yapıcı, koruyucu! Şehirleriniz, tarihi eserler, doğa zarar görmez suçsuz yere. Binyılların kültür ve doğa izlerini korur, üstüne güzellikler koyabilirsiniz.

Savaşta sansürlenecek pek çok söz, hareket ve görüntü vardır; oysa barış açık açık yaşanır! Zararsızdır.

Yine de barışı sansürlemek kolay geliyor onlara. Ağzımı “barış” için her açtığımda, yüzüme dehşet içinde bakıyorlar!

Dünyayı sadece asker üniformalarının rengiyle görmek isteyenlerin başka renkleri görmemize engel olmalarına dayanamıyorum. İnsanlık için, memleketim için, adamız için güzeli istememizi, barışı özlememizi tehdit görmelerini anlamak istemiyorum.

Ağabeyleri onlara barış sözcüğünden korkmaları gerektiğini öğretmiş. Barışın tanımını savaş gibi tanımlatıp, ezberletmişler. Barışı mücadele edilmesi gereken, zor kazanılan ve ancak savaştan sonra elde edilen bir şey olarak tanımlatmışlar.

Onlar da inanmış!

Aynı ağabeylerin en bilgeleri ne ahkamlar kesmişler barış meselesi açılınca bilirsiniz. En çok onların söyleyecek sözleri vardır barış hakkında; şaşarsınız! Hatta barışı en çok özleyip, en çok isteyeninizin bile nutku tutulabilir bu bilgelik karşısında.

Sanırsınız ki barışı en çok onlar ister, en iyi onlar inşa eder. Sonra bir bakarsınız ki, barış için “Amma…” diye başlayan koşulları da diziverirler sözlerine. İşte o zaman anlarsınız ki, barışa koşul ekleyenin barışmaya niyeti yoktur.

Bir tek yorumum olabilir onlara: Oynamayacak geline yerler dar gelirmiş.

***

Kırk senedir uzun uzun barışı tartıştık. Deştik. Stratejik dedik, jeopolitik dedik, ekonomik dedik, siyasi dedik… Ivır zıvırları anlattık anlayacağınız: İşte sonuç ortada.

Barışı konuştukça kutuplaştırdık, faşizmi besledik, toplumun gerilme katsayısının artırdık. Barışa inancı öldürdük, savaşmadan barışın olmayacağına kendimiz bile inandık… Ne oldu? Sadece çözümsüzlüğe bir miktar daha çözümsüzlük kattık.

Tanık olduklarımız elimizi, kolumuzu, dilimizi bağlıyor. Maalesef sadece yazabiliyoruz. Yazıyoruz ki gelecek nesiller, barışı nasıl engellediğimizi okuyup ders çıkarabilsinler. Yazıyoruz ki, barışı “umacı”, “öcü” gibi gösterenleri anlasınlar gelecekte. Anlasınlar da aynı yoldan yürüyüp, aynı imkânsızlıklarla, insandışılıklarla ve koparılmışlıklarla çocuklarını büyütmesinler, bizim büyüdüğümüz, büyüttüğümüz gibi.

***

Şu bizim barış sorununu etnik ve kültürel bir sorun gibi algılattırmaya çalışanlar da biliyorlar ki, sorun ne etniktir, ne de kültürel…Sorun “cepseldir”. Çözümsüzlüğü besleyerek barışa engel olan çözümsüzlükten nemalanan iç ve dış güçlerin çıkar sorunlarıdır. Bizleri adanın Kuzey’ine kitleyerek yıllar boyu dünyadan kopuk yaşattıran…Eninde sonunda çözümsüzlük, Kuzey’de yaşamını sürdürmekte olan adalıları da parçalayacaktı- ki bu bizleriz- ve işte oldu bile.Biz de parçlandık.Aslında onların “cepsel” sorunlarının etnik sorunmuş gibi algılanmasını sağlayacak Türklüğü, Kıbrıslılığı, dini, kültürü sorgular olduk şuursuzca.***

Bütün bunlar sayesinde, milliyetçilik, militarizm ve çözümsüzlük yanlıları ile savaşı barış zannedenler kadrolaştırıldı.

Artık barışa giderek daha da uzaklaşmaktayız.

Dedim ya! Barış deyince bana uzaylı bir ucubeymişim gibi bakanlardan sıkıldım.

Oysa çözüm de barış da çok yakınımızda. İşi yokuşa sürmeden, niyet önce çözüm ve barış diyerek yola çıkılsa, kademeli bir planlamayla bir iki sene içinde sonuca varılır.

Fakat boş verin siz yine de: 1 Eylül geliyor işte. Bir günlüğüne, sanki biz güllük gülistanlıkmışız da, dünyanın barışa ihtiyacı varmışçasına yaşayın Dünya Barış günü. Nasılsa bir sonrası Dünya Barış Günü olmayacak.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.